Fetret devrinden özgürlük ve demokrasi devrine

AKP-MHP iktidarı, fetret devrini yaşıyor. Fetret devri bilindiği gibi, yenilgiyle sonuçlanan bir savaşın ardından başlayan iktidar krizinin uzun sürmesiyle bu adı alıyor.

Fetret devri denilen bunalım devri, özünde devletlerin, iktidarların karşısına çıkacak en kötü süreçlerdir. Çünkü kendisi kriz yaşayan iktidar, üzerinden egemenlik sürdürdüğü kesimlerde krize yol açamadığı müddetçe varlığı tehlikeye girer. Yani beka sorunu yaşar.

Fetret devrinin en karakteristik yanı, iktidarın paylaşılamamasıdır. Bugün Türkiye’de iktidar kimlerin elindedir?

İlk iktidar gücü MHP ve faşist soykırımcı zihniyettir. Bugün MHP’nin AKP’ye kayyumluk yaptığını, soykırım uygulamalarında fikir babalığı yaptığı biliniyor. Kendini soykırımlar üzerinden var eden devlet için bu, durum iktidar olmak demektir. Devlet’in devlet üzerindeki iktidarı küçümsenmeyecek düzeydedir.

İkinci iktidar gücü, soykırım zihniyetinin uygulayıcısı, açgözlü, gözü dönmüş iktidar sevdalısı AKP’nin kendisidir. Aynı şekilde AKP’nin kendi yoldaş-yandaş kim varsa tasfiye ede ede kurduğu bir aile-yakın çevre hükümdarlığı vardır. Türkiye’de bakanlıklar başta olmak üzere devlet kurumlarının yöneticiliği ilk kez bu kadar aile içinde paylaşılmış oldu. temel bir iktidar kesimi de bunlar oldu.

Üçüncü iktidar gücü olarak da Davutoğlu’nun sözcülüğünü yaptığı kesim vardır. AKP’den kopan, dışlanan, profili yetmeyen ya da Erdoğan’ı aştığı sebebiyle tasfiye edilenlerin toplandığı ve örgütlendiği, giderek AKP karşıtlığını yüksek sesle söylemeye başladıkları bir kesim de var. Ki, bu kesim, kralın yanındayken kraldan daha kralcı olurken, kralın yanından uzaklaşınca da krallığa oynamaya başladılar. Zira, iktidarın doğası bu.

Dördüncü bir grubu henüz iktidar olarak sayamasak da, AKP’nin tasfiye etme yoluyla siyaseten katlettiği ve kendine karşıt hale getirdiği cemaat, Ergenekon, resmi muhalefet, ulusalcılar gibi kesimler de, Türkiye’de bir gerçektir.

Fetret devri tanımı tam da böyle. Ama şu da var. İktidar odakları, ülkeyi fetret devrinden çıkarmak için parçalı iktidarı tek odakta toplamayı çözüm görüyor. Daha can alıcı olanı, biri diğerlerini yok ederek dağınık iktidar gücünü toparlayarak, egemenlik krizini çözüyor!!! Resmi tarih, kardeşlerini(!) öldürerek iktidar krizini çözen çelebi mehmet’i “küçük yaşına rağmen, diğerlerinden dengeli, olgun ve Anadolu kültürünün merkezinde çok yönlü bir kişi olarak yetişip olgunlaşmış bir kişilik” olarak tanımlıyor.

Henüz mevcut iktidar ortaklarında böyle bir şey yok. Zira en iddialı görünen, temkinli adımlar atan Davutoğlu yaptığı kısa açıklamalarla gündeme girmeye başladı. En son “İlerde bir gün Türkiye tarihi yazılırsa, en kritik dönem, 2015 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır.” dedi. Hatta daha ileri de gitti ve “O dönemin terörle mücadele konusunda defterleri açılırsa, birçok insan, insan yüzüne çıkamaz.” dedi. Davutoğlu’nun yaptığı açıklama, etkili oldu ve iyi parti de dahil birçok kişiden-siyasi partiden Davutoğlu’na “açıkla!” çağrısı yapıldı.   

Kürtlerin siyasal demokratik mücadele anlamında en hassas noktalarından biri olan 7 Haziran-1 Kasım sürecidir. Bu sürecin hassaslığı, çözüm ve barış beklentisinin en fazla yükseltilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. AKP’nin oyalama, özel savaş düzeyine gelmiş tasfiye çabalarının barış söylemiyle kamufle edilmesi en fazla 7 Haziran sürecinde pratikleştirildi. Şimdi Davutoğlu, işte bu en hassas noktaya dokunuyor. Her ne kadar Kürtler, Davutoğlu’nu tam da o insan içine çıkılamayacağı zamanların inşacısı olarak gördüyse de, mevcut iktidarı deşifre etmesi açısından bu söz anlamsız değildir.

Türkiye’de bu iktidar güçlerinin tamamı, ayrı başları çekiyor olsalar da, birbirlerinden pek farkları yoktur. Zira, Kürtlerin büyük saldırılara uğradığı, büyük bedeller verdiği ve sokaklara çıktığı zamanlarda konuşma cesareti göstermesi, halkımızın direniş gücünü göstermektedir.

Kürt halkının direnişi olmasa, Davutoğlu konuşamaz. Kürtlerin AKP-MHP karşısındaki büyük serhildanı olmasa, Davutoğlu ezop bilimsel-sosyolojik tahlillerin etrafında dönmeye devam ediyor olur. Bugün Davutoğlu’nun çıkıp bu sözleri söyleyebilmesinin kökeninde, Kürt halkının verdiği büyük direniş, AKP-MHP’nin tüm soykırım uygulamalarına, baskılarına, gaspına rağmen varlık ve özgürlük mücadelesinde ısrarı ve bunun sonucu olarak faşist AKP-MHP ittifakına büyük darbe vurulması vardır. Kürt halkı, AKP MHP faşist ittifakına büyük darbe vurdu. Gerilla, TSK’ya büyük darbeler vurdu, vuruyor. Böyle bir durumda zayıflayan iktidarın, serhildanların yükselmesiyle yerle bir olması işten değildir. Çünkü kadınların öncülüğünü yaptığı serhildanlar giderek büyüyor, gençliğin sesi yükseliyor ve Kürtler onurlu özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapıyorlar.

Sonuç olarak hiçbir iktidar gücünün bir diğerine üstün gelmesi Türkiye toplumlarını krizden kurtaramayacaktır. Türkiye ve Bakûr Kurdistan’ı sömürü, soykırım ve inkar krizinden kurtaracak olan, Kürt toplumu öncülüğünde gelişen ve giderek toplumun tüm kesimlerine nükseden serhildanlardır. Bunun için tüm demokratik kesimlerin birleşerek demokratik otorite olması, Kürt öncülüğünü görmesi ve bu öncülükle bütünleşerek AKP-MHP faşist iktidarına son vermesi şarttır. Fetret devrinden özgürlük ve demokrasi devrine ancak böyle bir topyekün mücadeleyle geçilir.

Yazarın diğer yazıları