Filistin: Köleliğe ‘rıza’ satın alınabilir mi?

Trump-Netanyahu’nun, “Yüzyılın Anlaşması” adını verdiği Filistin’i yeniden işgal planının diğer ayağı olan “ekonomik yatırım” için Manama/Bahreyn’de 25-26 Haziran’da konferans düzenlendi.

Amaç, sömürgeleştirerek, yurtlarından sürerek yoksul bıraktıkları Filistin halkını, doğrudan sermaye yatırımı yoluyla siyasi köleleştirmeye “ikna” etmek.

Bu, bir nevi Filistin’in yeniden sömürgeleştirilmesi siyasi hamlesini yatırım rüşvetiyle de satabilmek demek.

Filistin yönetiminin tümüyle boykot ettiği, Suudi-Mısır ekseni ve izleyenleri dışında Arap devletlerinin katılmaktan geri durduğu ve Arap Birliği vasıtasıyla eleştirdiği Konferans, amaçladığı çekiciliği elde edemedi.

Filistin sömürge valisi rolündeki damat/başdanışman Kushner, Konferans’ta, ilgi zayıflığı karşısında siyasi “barış” olmadan elbette ekonomik barışın tek başına bir şey sağlayamayacağını belirtmek zorunda kaldı.

Ama bu yuvarlak laf, Filistin’i yeniden işgalini genişletme saldırganlığını barış söylemiyle satma çabasından başka bir şey değildi.

Trump ve damat Kushner, mali-ekonomik açıdan, doğrudan sermaye yatırımlarını büyük oranda petrodolar sahibi Arap devletleri ve özel yatırımcılarına yüklerlerken, İsrail sermayesini bu işe ortak etmeye etmeye çalışıyorlar. İsrail sermayesine de Arap devletleri pazarına girme kapısını açmayı hedefliyorlar.

Yanı sıra Filistinli patronların ucuz işgücü taşeronları olarak rol oynamasını hesaplayan plan, esasen vahşi kapitalizmin kurallarını içeriyor: savaşla yıktığını yaparak sermayeye değerlendirme pazarı açmak ve sömürgecilikle yoksulluk denizine ittiği ucuz işgücü sahibi Filistinli kitlelere sarılacağı “iş”i uzatarak işgücünü talan etmek. İsrailli patronların halihazırda işgalci yerleşim alanlarında Filistinli ucuz işgücü talanının benzerini Filistin çapında ve Sina yarımadası dahil, etrafındaki coğrafyada daha geniş çaplı olarak gerçekleştirmek denebilir bu plana.

İsrail ve Mısır’a Gazze açıkları ve Doğu Akdeniz’deki gaz rezervleri üzerine işbirliği olanağı ise yeni ABD’ci siyasal işbirlikçi eksene ekonomik hediye olacak.

Plan ne kadar sürede ve ne oranda hayata geçer bu kesin değil. Ama hayata geçtiği oranda, yoksul işçi sınıfının saflarını genişletecek. Yeni dönemde emperyalistlerin tahminin aksine, Filistinli yoksulları yatıştırarak genişletilmiş işgal planına razı edemeyecek. Mücadelenin yükselmesini kışkırtacak!

Golan’ın ilhakı, Kudüs’ün siyonizmin başkenti olarak tanınması, yeni sömürgeci yerleşimlerin genişletilmesini onaylama, Batı Şeria ve Gazze’yi Filistin belediye yönetimleri olarak sınırlama, Trump-Netanyahu’nun yeni işgal planının öne çıkan yanları olarak kendisini gösterirken, berhava edilen Oslo Barış Planı’nın yerini alırken, iki devletli 67 BM kararının iki devletli çözüm hayalini de Ortadoğu çöllerine gömüyor.

Bombardımanlarla dayatılan köleci “Yüzyılın Barışı”, ucuz işgücü sömürüsüne dayanan bir rüşvetle telafi edilemez. Kushner’in Filistinlileri aşağılayan ‘özyönetimi henüz başarabilecek durumda değiller ama ileride o da olur’ içeriğindeki sözleri, yalnızca saldırgan ABD sömürgecilerinin halkların aklıyla alay ediciliğini sergiliyor!

Manama Konferansı’nın eklenti olduğu bu köleci “barış” aynı zamanda, Suudi-Emirlikler-Mısır eksenini, bölge hakimiyeti rekabetinde İran karşısında desteklemeyi, savaşa kışkırtmayı da hedefliyor. Bu ekseni İsrail siyonizmiyle birlikte bölgenin siyasi hakim gücü yapmak istiyor.

ABD-Siyonizm-Sünni Arap devletleri bloğu, bu yol haritasıyla, Suriye’deki savaş durumunu sürdüreceğini, Yemen savaşını şiddetlendireceğini, İran’a kısmi savaş saldırıları yapacağını gösteriyor.

Manama Konferansı’nın, Filistinlileri köleci barışa razı edemeyeceğini tekrar vurgularken, bölge halklarının halkçı, devrimci dayanışma ihtiyacını yükselteceğini belirtelim.

Bugün, siyonist savaş saldırılarına karşı silahlı, kitlesel İntifadalar ve geri dönüş hakkı eylemleri ve İsrail zindanlarındaki Filistinli tutsakların açlık grevleriyle süren mücadelenin yeni ve daha gelişkin perspektifle yürütülmesi gerektiği açığa çıkıyor.

Rojava Devrimi’nin program edinerek ve mücadeleyle inşa ettiği bu perspektif, Filistin sorununda da çözüm yolunu aydınlatıyor.

Arap devletlerinin diplomasisiyle birlikte değil, ancak halkların birlikte mücadelesiyle ve özgürlük içinde birliği program edinen perspektifle, Trump-Netanyahu işgal planına ve Sünni Arap devletleri-İsrail işbirliğine karşı başarıyla mücadele edilebilir.

Yazarın diğer yazıları