Filistin-Kürt ortak forumunun kurulması önerisi üzerine

Suriye diktatörü Esad’ın geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiği Rusya’da Rojava Kürtleri için yaptığı açıklama hayli dikkat çekiciydi. Esad, “Bu bahsedilen ‘Kürtler’ sadece Kürt değil. Yabancı bir ülke için çalışan herkes -ki bunların çoğu ABD yönetimi altında- vatan hainidir” dedi. Tehdit dozajı hayli yüksek bu açıklamanın, Esad rejimi ile Kuzey Suriye Federasyonu arasındaki olası bir çatışmaya işaret ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu, anayasasında kendini “birleşik Suriye demokratik federal sistemi”nin bir parçası olarak tanımlıyor. Ayrıca Demokratik Suriye Güçleri’ne de, sadece Kuzey Suriye Federasyonu’nu değil, tüm Demokratik Federal Suriye’yi savunma görevi yükleniyor. Ancak Esad rejiminin, Rojava’yı ya da Demokratik Suriye Federasyonu’nu kabul ettiğini söylemek mümkün değil. Aksine Esad’ın son açıklamasına bakılırsa, başta Kürtler olmak üzere Rojava halkları “düşman” kategorisinde. Bölgedeki dengeler ile Rojava Devrimi’nin varlığının Esad rejimine neyi ne kadar yapma gücü vereceği bir yana, DAİŞ ya da diğer cihatçı çetelerin tehdidi bertaraf edildiği durumda, rejimin, dikkatini Rojava’ya çevirmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Bu aslında devrim güçlerinin, ilk andan itibaren gördükleri bir tehlikeydi. Esad’ın açıklamasında görülüyor ki, o tehlike giderek yaklaşıyor.

Çok açık ki, Esad’ın liderliğini yaptığı Suriye Arap Cumhuriyeti’nin, Rojava’ya yönelik savaşı, Arap-Kürt savaşı niteliğine kolayca bürünebilme potansiyeli taşıyor. Rojava devriminin halkların tam hak eşitliğini sağlamayı amaçlayan mekanizmalarına rağmen, halklar arasındaki düşmanlığın besleneceği bir geçmiş halkların hafızasında hala capcanlı duruyor. Yakın ya da uzak hafıza kıyımlarla dolu. Örneğin, Qamişlo katliamı olarak Kürtlerin hafızasına kazınan 12 Mart 2004 tarihinde yaşanan katliamı, Esad rejimi, Arap-Kürt savaşına çevirmek için az çaba sarf etmedi. Rejimin etkisi altındaki Arapların baktığı yerden Kürtler, ABD işbirlikçisiydi. Kürtlerin baktığı yerden ise Araplar, diktatör Esad destekçisiydi. Ayrıca, Suriye’de devletin adı, Suriye Arap Cumhuriyeti. Haliyle halklara karşı rejimin işlediği her katliamın, Araplar dışında kalan halklar bakımından, “Arapların eylemi” olarak görülmesi de olası. İşte bu nedenle Rojava ve Suriye coğrafyası başta olmak üzere Ortadoğu coğrafyasında Kürt ve Arap halklarının mücadelesinin ortaklığını yaratacak araçlar yaratmak bugün daha da önem kazandı. 

Filistin mücadelesinin önemli aktörlerinden Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) liderlerinden Halid Barakat, 14 Aralık’ta New York’ta bir etkinlikte “Filistin ve Kürt hareketlerinin bir forumda bir araya gelerek, açık diyalog geliştirmesi” önerisini yaptı. Barakat’ın bu önerisine ilişkin bir röportaj ise Etkin Haber Ajansı‘nda 18 Aralık’ta yayınlandı. Yazar ve siyasetçi Alp Altınörs’ün yaptığı röportajda, Barakat’da Filistin ve Kürt halkları arasındaki mücadele yoldaşlığının bugün düne göre daha önemli olduğuna vurgu yapıyor. “Filistin Kürt ortak forumu kurulmalı” başlıklı röportajda, Barakat Filistin ve Kürt hareketleri arasındaki ilişkinin son 20 yılda gerilemeye maruz kaldığına dikkat çekiyor. Geçmişe dönük bir tartışmadan daha çok bugün iki hareket arasındaki mücadele birlikteliğinin nasıl kurulması gerektiğine kafa yorulması gerektiği görüşünde. Barakat, “İki halk olarak, tarihsel mücadele deneyimine sahibiz, gerçekliğin karmaşık olduğunu ve her zaman siyah ve beyaz olmadığını biliyoruz. Aynı zamanda bu, iki hareket arasındaki diyalog eksikliğini de haklı çıkarmaz” diyor. 

Neden düne göre daha önemli? 

Emperyalist güçlerin Ortadoğu’yu nasıl bir kaynayan kazan haline getirdiği ortada. Ancak bu gerçeğin yanında başka bir gerçek daha var ki, emperyalist politikaların hiçbirinin tutmadığı. Bunun en somut göstergesi, Rojava Devrimi. Halkların ortak kurtuluşunun modeli olan Rojavaları ya da benzerlerini çoğaltmak neden mümkün olmasın? Bunun adımını da geçmişte ortak mücadele deneyimlerine sahip Ortadoğu’nun iki önemli halkı ve onların öncüleri atabilir; yani Filistin ve Kürt halkları ve öncüleri. 

Söz konusu röportajda FHKC temsilcisi, “Partiniz, böyle bir girişim başlatarak Kürt partileriyle temasa geçecek mi?” sorusuna “Bu konuyla ilgili somut bir öneri getirmeye doğru ilerliyoruz. Prensip olarak, FHKC, bölgede bizi diyalogdan, gerçekçi ve sahada uygulanabilir fiili programlara doğru taşıyacak bir birleşik platform inşa etme çabalarının parçası olacaktır” yanıtını veriyor.

Atılan adım var mı, varsa hangi düzeyde bilmiyoruz. Ancak bu fikir çok değerli. Barakat’ın Rojava Devrimi’ne ilişkin sorulan soruya verdiği ihtiyatlı yanıt elbette güncel politikada ayrılıkların olduğunu gösteriyor. Buna ilişkilerin gerilediği 20 yılın muhasebesini de eklediğinizde, işler kolay değil. Ancak, halkların, hele de ulusal ve dinsel boğazlaşmaların yaşandığı bir coğrafyadaki halkların, emperyalist devletlerin ve onların yerli gerici işbirlikçilerinin oyunlarını bozmak için yan yana durmaktan başka şansı olmadığı gibi, ayrı ayrı durmak da bir lüksü de yok. 

Rojava Devrimi, aynı zamanda birleşik ve enternasyonal mücadelenin de kazandığının örneğidir. Kürt halkının önderliğinde Arap, Süryani, Çeçen, Türkmen halklarının ortak mücadelesinin sonucudur. Aynı zamanda başta komünistler olmak üzere dünyanın birçok yerinden devrimi savunmak için gelen çeşitli uluslardan insanların ve devrimcilerin, Rojavalı halklar ile birlikte yoldaşlaştığı, kan kardeşliğinin kurulduğu bir yerdir. Rojava bu nedenle umuttur. Bu umudu büyütmek ise Ortadoğu’nun direnişçi örgütlerinin sorumluluğundadır.

Yazarın diğer yazıları