Filistin ve Kürtlerin ölümle dansı

Eli, kolu bağlı, karşı koyacak gücü bulunmayan birini ölümle, işkenceyle tehdit edip, onu kimliğini, kişiliğini inkara zorlamak, dilini yasaklamak, zalime has kibirlenmedir. Bunun onlara onur kazandırmadığı ise gerçektir.
Kürtler, son olarak kendilerinden başka kimseye zarar vermeden, bunlara insanlık ve onu yücelten değer olan onurun varlığını hatırlatıyorlar.
Kürdistan’ı saran açlık grevlerinin amacı budur.
Açlık grevleriyle, “zulümle övünüp, kibirlenme, eli, kolu bağlı esir, karşı koyacak gücü olmayan bir halkı ezmek, sana şeref kazandırmıyor, tersine kendini aşağılıyor, onurunu çiğniyor, onu yerden kaldırıp yiyerek geçiniyorsun” diyorlar.
Ama anlayan kim?
Başbakan “kebap yiyorlar, bazılarının da rejime ihtiyacı var” diyerek, kendi insanlık damarıyla, Kürt pasif direnişçilerle alay ediyordu. Emri altındaki medya, onun insanlık yolunda giderek, direnişçileri küçük düşürücü yalanlar peşinde koşuyorlardı.
Ölüme yatanlara bakış menzilleri buydu, onların.
Buna rağmen Kürtler, insanlık dilinden anlayan çıkar umuduyla, bu hafta sonu toplu bir direnişle insanlığı arıyorlardı. Genel açlık greviyle, topyekün direniş…
 Yer yüzünde, bir halkın topyekün açlığa yatmasını kapsayan, böylesine kitlesel başka bir direniş örneği var mı yer yüzünde? Hayır yok. Varsa tarih kaydetmedi. Örneğine rastlamadım, çünkü.
Onurunu satışa çıkarmamış, alıcısının hizmetine girmemiş her düşünce ve görüşteki Kürtler, ilk defa aralarındaki farklılıkları kenara koyup, başka alanlara açılan pençereleri kapatarak tek ses ve tek görüş halinde, “cansa al işte canım, yeter ki onurlu olmayı öğren” diyerek, sessiz, hareketsiz direnişe geçiyorlar.
Kürt halkının ölümle dansıydı, bu. Bir halkın bütün bireylerinin yarası ortak, başkaca karşı çareleri de yoktu. Bir halkın bireyleri olarak herkes esir, hepsi bir arada köle ötesi aşağılamanın ağırlığı altındaydı.
Ama kendini zulümlerin efendisi sanan ve utanç duyacaklarına bununla kibirlenenlerde kızaracak yüz yok.
O nedenle, İsrail’in Filistin’e bomba atması, dillerinde, “bak ben adamın” gösterisine malzemeydi. 
Filistin topraklarının İsrail tarafından bombalanması, Türk Başbakanının insani duygularını incitici, ateşi yüksek, tonu, debisi, fışkırtısı değen vicdanına sığmaz, adalet duygularına aykırıydı. Onun için, Allah’ın yarattığını inkar ederek (Kürtlerin hak ve özgürlükleri) Allah’a kaşı karşı çıkan, öbür yandan da Cuma namazları gösterisine çıkan Başbakan İsrail’i bütün dünyaya şikayet ediyor, Filistinlilere, “dayan ha, yanında, ardındayım” mesajı veriyordu.
Oysa İsrailliler, en azından Filistinlilerin dilini yasaklamamış, onları yangın, namlu ile işkence tezgahları arasında sıkıştırarak, kimliklerini inkara, unutturmaya zorlamamıştı. Filistinlilerin, öz adıyla devletleri, onun simgesi bayrakları, parlamentoları vardı.
Türk Başbakanının İsrail’i dünyaya şikayet ettiği sıralarda, emri altındaki medyası savaş uçaklarının Kürdistanı bombaladıklarını haber veriyordu. İsrail bombaları ölümcül, ama Türk bombaları, sanki şenliklerin havai fişekleriydi.
Aynı Türk medyası, bombardmanda ölen Filistinli bir bebeğin fotoğrafıyla bize insani gösteri yapıyordu. Oysa, AKP iktidarında katledilmiş 185 Kürt bebek ve çocuktan hiç biri fotoğrafıyla Türk medyasında haber olmadı. Katilleri belli, ama bilinmezlikte kaldı.
İsraili kınayanların elinden insan kanı akıyordu. Yüzleri kanlı sıvalıydı.
Türk Başbakanı Filistin cephesinde, öfkeyle yeri tozuturken, çoğu çocuk 34 sivil Kürdün bir araya toplanıp havadan bombalandığı Roboskî katliamına da kara örtü çekiliyordu, parlamento komisyonunda.
Başbakan ve karısı, bir yıl önce karşılıklı oturup, birbirinin gözleri içine bakarak “Filistinli kardeşlerimiz ilaçsızlıktan ölüyor” diye sızlanıp, ağlıyorlardı. İkiliye göre, zalim İsrail, sınır kapılarını tutmuş, hasta Filistinilere gelen ilaçların yolunu tkamıştı.
Ne kadar insani ve insaniyetli bir manzara değil mi?
Ama gelin sahtekarlığı yerinde bırakıp, vicdansızlığa bakalım:
Uzun süre aç kalan insanlar, bedenen kurtulsalar bile ömür boyu sakat kalıyorlar. Sakatlığın önüne geçmek için, B1 vitaminin alması hayati değerde.
Ama “allah sevgisinden, Allah’ın yarattığı insanları seven” Recep Erdoğan diktatörlüğünde, grevcilere vitamin verilmiyordu. Avrupa Parlamentosunun eski üyesi Feleknas Uca, bu ilaçları götürdüğü için polisçe tutuklanıyor, Radikal gazetesinin yazdığına göre iç çamaşırları da çıkarılarak aranıyor, iki gün sonra da ülkeden çıkarılıyordu.
Kürtlerin karşısına dikilen, yavrusunu yedikten sonra onu sindirmek için, güneşe serilen timsahın göz ifrazatını, ağlama olarak gösterenlerin vicdan bu.
Nitekim, Recep Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanıyken kurdurttuğu ve manevi babası olduğu gazetenin genel yayın yönetmeni, İsrail’i anlattığı dünkü yazısı, bir ırkçının farkında olmadan kendini tanımladığıyla, “ey ümmet, hiç utanmaz mısın?” başlığını taşıyordu.

Yazarın diğer yazıları