‘Finally Breathing Freedom’

“Ey zaman! Ya sana büyük başarılar bahşedeceğim ya da seni hiç yaşanmamış varsayacağım” demişti yıllar önce Rêber Abdullah Öcalan. Bir otelin lobisinde bizi bekleyen yedi anneyi gördüğümde bu cümle geldi aklıma… 20 yıldır İmralı’da süren tarihi direnişin, kırk yıldır süren mücadelenin maya tuttuğunun bir başka örneğiydi enternasyonal barış anneleri…

En büyüğü 70 en küçüğü 55 yaşında olan yedi anne…Hepsinin gözleri ışıl ışıl. Biri İtalyan, ikisi Alman, ikisi İspanyol ikisi de Fransız… “Efrîn için Amargi” deyip çıkmışlardı yola. Jineoloji enternasyonal ekibimiz iletişim kuruyor onlarla. Her biri kendi anadilini konuşuyor. Aralarında İngilizce anlaşmayı başarıyorlar. Bir tek benimle anlaşamıyorlar. Ben biraz biliyorum İngilizce’yi… Dilin hafızası var sahiden de. Konuşmadığın zaman unutuluyor. Tam bir lal olma hali… Tercümanımız da yok. Her biri kendi anadilinde sorular sorunca da iyice karıştırıyorum herşeyi. Tek bir istekleri var Rojava’ya gitmek…

Biraz zaman geçtikten sonra yürek dili ile anlaşmayı başarıyoruz sanki… Bir anne Google çeviri üzerinden “Yüreğin gözlerinde. Anlıyoruz seni üzme kendini” diyor… Şaşırıyorum. Bu da bir anlama biçimi. Pozitivist bilimin henüz çözemediği, adını koyamadığı ya da koymak istemediği… Duygu ve düşüncenin şimdiki kadar birbirini ötelemediği, bir bütünlük oluşturduğu zamanlarda bunun bir anlamı hatta adının olduğuna kuşku yok. Zira Hewreman’da kadınların kendi aralarında konuştukları dile “Marîn” diyorlar mesela. Mar Rojhilati Kurdistan’ın bazı bölgelerinde anne anlamına geliyor. Aynı zamanda “Maria, Meryem, Marya” gibi sözcüklerin kökeni de aynı. Kadınların kendi aralarındaki dili sözcükler ve sesler kadar onların ötesinde aramak gerektiği de deneyimlediğimiz bir gerçek. Anne kavramının Hint Avrupa dil grubunda ma-mar-maria dışında yer, bölge anlamına gelen di-da-daye-dade, ci-ca-ciya anlamlarında kullanılması da ek olarak vermek istediğimiz bir bilgi. Annelik ve yurt kavramları birbirini bütünlüyor… Amargi sloganıyla farklı bir kıtadan yola çıkan bu kadınlar “anaya dönüş” diyorlardı sahiden de.

Annelerin geçişlerine izin verilmiyor. Uluslararası alanda bir kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyoruz. O arada tesadüfen bir Kürt düğününe gidiyoruz. Enternasyonal anneler kadınları sıkı, sımsıkı sarıyor. Bir Kürt anne, “Kızım bu anneler Kürt mü?” diye soruyor. Neden diye soramadan gülerek, “Aynı Kürtler gibi sarıp sarmalıyorlar da” Hesapsız, beklentisiz, katışıksız bir hal bir sevgi onların ki… Doğrudan halaya duruyorlar. Her biri kendine göre oynuyor. Bir uyum yok. Öyle bir dertleri de yok. Mutlular.

Geçişlerine izin verilmemesi bilinçli bir politika. Farkındalar. Ve bu politikayı kabul etmediklerini sık sık vurguluyorlar. Efrînli anneleri görmeyi çok istiyorlar. Onları görmeme ihtimali karşısında yürekleri daralıyor. Gözyaşlarını saklasalar da her biri bir köşede ağlıyor. Bir anne, “Şehba hemen onların yanıbaşında. Efrîn’in rüzgarı onlara vuruyor. Nasıl dayanıyorlar?” diyor yanağından süzülen bir damla yaşla… Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bu duyguya meydan okumak ve Efrînli annelerle dayanışmak için hissettikleri gerçeğin ardından kıtalar aşarak gelen bu yüreklere saygı duyuyorum. Dört günün ardından yoğun bir diplomasi faaliyetinin sonucunda geçmeyi başarıyorlar. Geçtikleri ilk anda, “We love you. Finally breathing freedom” mesajını yolluyorlar. “Nihayet özgür bir nefes aldık” diyorlar büyük bir anlamı kuşanarak… Uzun ömürlerine özgür bir nefes sığdırmanın ve bunu Rojava’da gerçekleştiriyor olmanın vakur mutluluğu ile gülümsüyorlardı gönderdikleri fotoda…

Yazarın diğer yazıları