Fırat’ın doğusu mu, zor lokmadır    –   Rauf KARAKOÇAN

Sonradan söylenmesi gerekeni baştan söylemiş olalım. Fırat’ın doğusuna belki sefer olur ama zafer asla olmaz. Bu işgal saplantısı Faşist Erdoğan’ın içinde bir yara olarak kalmaya devam edecektir. Faşist kişilik sınırlarını gereğinden fazla aşırı zorlayarak ABD’yi, Rusya’yı hatta başka güçleri kendi çizgisine getirdiğini zannetmesinin yanılgısı içinde fır dönerek dünya liderliği pozlarına bürünmesi beyhude bir çabadır. Velev ki  bir an için küresel güçleri kendi çizgisine getirdiğini düşünelim, buna dayanarak Rojava’ya saldırma vizesini aldı diyelim, bunu tek başına yapma gücü de cesareti de yoktur. Gücü ve cesaret olsa bile ahmaklığın ve ihtiraslarının kurbanı olmaktan kurtulamayacaktır. Bunca gürültü koparmasının psikolojik yönünü bir kenara bırakarak realiteler üzerinden gitmekte fayda vardır.

Rojava’ya saldırma gerekçeleri tümüyle asılsızdır, yalanlar üzerinden kurgulanan ve  türetilen algılardan ibarettir. Tıpkı ABD’nin Irak’a saldırmak için ürettiği kimyasal silah algısı gibidir. Türkiye’nin sınırlarını tehdit eden hiç bir gerekçe öne sürmeleri mümkün değildir. Tam tersine Türkiye’nin kendisi bölge için büyük bir tehlike ve tehdit unsurudur. Dünyanın en azılı, kanlı terör örgütlerini, yani DAİŞ, El Kaide, El Nusra, Müslüman Kardeşler ve daha başka kontra oluşumları alenen destekleyen Türkiye’nin kendisidir. Gizli yapma gereğini de duymadan açıktan destek sunduğu bütün dünyanın malumudur. Devlet gücünü sivil halklara karşı saldırı gücü olarak kullandığı Suriye’de yol açtığı felaketlere bir yenisini eklemek istemektedir. Suriye’de işgal ettiği alanlarda yol açtığı katliam ve kıyımlar bütün hızıyla devam ederken, Rojava’yı da kan revan içinde bırakmak istemektedir.

‘Kimsenin toprağında gözümüz yok’ denilmektedir. Bu yalanı çok dinledik. Saldırı ve işgalleri kalıcı hale getirmek için her türlü yola girişimde bulunduğu bilinmektedir. Güney Kürdistan işgali kalıcıdır. Efrîn işgali kalıcıdır ve hatta Suriye’deki diğer varlığı da kalıcıdır. Bütün devlet kurumlarıyla, bayraklarıyla, Türkçe diliyle, eğitim kurumlarıyla, idari mekanizmasıyla girdiği Suriye’de sözde ‘barış’ için girmiş oluyor. Faşist Erdoğan öyle bir kişiliktir ki Yüzüne tükürsen yağmur yağdı diyecek kadar pişkin bir kişiliktir.

Suriye mültecilerine alan açmak için Rojava’yı işgal edecekmiş! Suriye halkını mülteci konumuna düşüren de Faşist Erdoğan’dır. Şimdide mültecilere mutluluk vaat eden huzur içinde yaşayacakları bahçeli müstakil evler inşa edecekmiş. Kendi Türkiye yurttaşları, açlık sınırının altında yaşayanları görmezden gelmektedir. Ekonomi de iflasın eşiğine gelmişken, İşsizlik almış başını giderken, kadın cinayetlerinin önü alınmazken, Türkiye’yi yaşanmaz hale getirmişken, 2 milyon insanı barış, huzur ve güvenlik içinde mesut ve mutlu bir şekilde bahçeli konutlarda kendisine bostan ekerek yaşam sunmaktadır. Suriye savaşını ana damarlardan besleyerek katliam ve kıyıma yol açması yetmezmiş gibi mülteci konumuna düşenleri de ekonomik ve siyasi ranta çevirmenin utanmazlığı içindedir.

Klasik sömürge dönemleri geride kalmıştır. Kendisine yeni sömürge adacıkları oluşturarak küçük bir krallık kurma heveslerine bölge halklarını kurban etme çağı kapanmıştır. Başta Kürt halkı olmak üzere bölge halklarının tümü tebaa olmayı asla kabul etmeyeceklerdir. Zorla, katliamla yapacağı bir işgal girişimi olsa olsa pirus zaferi olacaktır. Oluşturacağı kan deryasında Erdoğan’ın kendisi boğulacaktır.

Rojava’yı işgal etmek için ileri sürdüğü birçok asılsız gerekçe, asıl gerekçesini gizlemeye dönüktür. Bu işgal girişimini iç siyasetin malzemesi haline getirerek kaybedeceği iktidarı elde tutmak istemesi de dahil çok amaçlı kullanmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Bölgesel güç olma arayışlarının bir sonucudur. Türkiye, kendi bölgesinde Küresel aktörlerle aşık atam düzeyine çıkmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Coğrafik büyüme, siyasal etkinlik alanını ve askeri denetim sahasını genişletme, bölgesel savaşın rantından azami faydalanma, tek kişilik dikta rejimini oturtma ve buna meşruluk kazandırma, bölgedeki güç dengelerini kendi lehine çevirme arzusunu gerçekleştirmek için Rojava işgaline bel bağlamıştır.

Rojava sadece Rojava’dan ibaret değildir. Bölge dengelerini ve hatta küresel güç dengelerini etkileyen jeopolitik açısından stratejik önem kazanmıştır. Bölgedeki dengelerin değişimi sadece bölgeyle sınırlı kalan bir durum olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye için yutkunması zor bir lokmadır. Daha şimdiden AB, ABD muhalefetinden, Arap Birliği’nden, Fransa’dan, Almanya’dan ve dünyanın birçok ülkesi bu işgale karşı olduklarını açıktan ve resmen duyurmuş oldular. En önemli faktör ise öz gücüne dayanan halkın iradesidir. Bu halk ne pahasına olursa olsun onuruna ve özgürlüğüne sahip çıkacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found