Fransa ve misafirleri!

Fransa Gündemi

Fransa’da, Avrupa çapında yaşanan kriz giderek derinleşiyor. Hükümet „kemer sıkma“ adı altında yaşanan krizin faturasını sağlıktan, eğitime, emeklilik fonlarından işsizlik maaşlarına kadar her alana yayarak çalışanların ve geniş emekçi yığınların üzerine yıkmaya telaşında. Her buhran döneminde olduğu gibi krizin aşılma reçetesi işten atılmalarla start alıyor. Societe Generale Bankası’nı BNP takip ederek binlerce işçinin işine son vereceğini açıkladı. Peugeot ve Renault ve devamı bekleniyor.
Hükümet hastalık döneminde işçiye ödenen paraları kaldırmak için son bir haftadır çırpınıyor. Çalışan işini kaybetme telaşında, sokak huzursuz, sendikalar toplantı üzerine toplantı gerçekleştiriyor. Bu buhran halindeki ülkede göçmenler ise yine hedef tahtasında. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin iktidarı, aşırı sağcı yabancı düşmanı Le Pen ile aynı dili kullanmaktan geri kalmıyor.
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye yakın isimlerden İçişleri Bakanı Claude Gueant, göçmenlerin Fransız geleneklerine saygı göstermesini talep ederek bu krizden göçmenlerin daha ağır bedeller ödeyeceğinin startını verdi. Sarkozy’i iktidara taşıyan seçim sürecinde seçim politikasının biricik argümanı şimdi olduğu gibi göçmenler olmuştu. Fransa’nın metropollerinde en ağır yaşam ve çalışma koşullarına sahip göçmenlerin banliyö denilen yarı-açık hapishanelerine kapatılmış gençlerinin öfkeleri aleve dönüşmüştü. Eğitimden, insanca yaşam koşullarından yoksunlaştırılan ve yoksullaşan gençlerin isyanı bütün ülkeyi sarmıştı. Bu süreçten çıkan sonuç elbet göçmenlere dönük sosyal politikaların geliştirilmesi olmamıştı. Onlar fazlaydı, Fransa’nın vizyonunu bozuyordu, işsiz olan Fransızın işini çalan, hatta huzur ve refahın engeliydiler. Sarkozy bu argümanları dilinden düşürmediği gibi binlerce göçmeni sınırdışı edip, geriye kalanlar için ise yasalar çıkarmayı başarmıştı o dönem.
Şimdi film yeniden başa sarılıyor. Kriz derinleşiyor, toplum huzursuz, çalışanlar işten atılmayı beklerken 2012 seçim startı çoktan verilmiş durumda. Göçmenlerin yoğun olduğu Paris’in Seine-Saint-Denis bölgesinde Montfemeil banliyösüne ziyareti öncesi yaptığı açıklamada; „evimizde ağırladığımız göçmenlerin geleneklerimizi kabul etmesi, yasalarımıza saygı göstermesi ve entegre olması gerekiyor“ diyen İçişleri Bakanı önümüzdeki dönemde neler olabileceğine işaret ediyor. Yabancıların Fransız vatandaşı olma şartlarından, sınırdışı edilme koşullarına kadar göçmenleri ilgilendiren tüm süreçler yeniden düzenleceğinin altı her yapılan yeni açıklamada altı çiziliyor.
Çünkü kriz zamanlarında herkes için gerçekle yüzleşmekten daha kolay olan, farklı olanı veya „fazla“ görüneni suçlu ilan etmektir. Özellikle „artan işsizlik“ ve „derinleşen küresel kriz“ gibi nedenlerle bunu yapması olasılığı hiç yoktur politik jargon olarak. Göçmenlerin „misafirliğinin“ temelleri sürekli sarsılırken nefret tohumları hükümet tarafından besleniyor. Fransa’da bugün -on yıl öncesine göre- daha fazla önyargı, farklı olana tepki, karşıtlığa dayalı politika ve hoşgörüsüzlük geçerli. Bunu sadece „gerileme“ ile tanımlamak mümkün ama durum bununda ilerisinde.
Fransa bugüne kadar üzerinde yükseldiği, eşiklik, adalet ve kardeşlik telemleriyle öğünürken bir şeyi gözden kaçırdı; daha büyük ve daha güçlü olmak için önce bu değerlerin yitirilmesi gerektiğini! Daha fazla kâr, bölgesel çıkarlar uğruna savaşların kışkırtılması, belki daha fazla fabrika, para, hisse senedi, toprak ve nüfus fazlası nedeniyle Fransa’da demokrasi, insan hakları ve sosyal haklar budanmaya devam ediliyor. Fransa’da kriz siyaseti yürüten hükümet şunu unutmamalı asla: her ülke savunduğu değerler kadar büyük olabilir! Göçmenlerde; ne kadar „Biz bu ülkede onyıllardır yaşıyoruz“ dese de kriz ve buhran dönemlerinde ‘misafir’ olabileceklerini unutmamalı!

Yazarın diğer yazıları