Galoşlu diktatör ve esiri Demirtaş

Yer yüzünün bütün diktatörleri, saplantılarıyla birbirine benziyorlar. Kan akıtmak ve düşman bellediği insan kesimlerine acı çektirmek ortak zevkleridir.

Bu nedenle diktatörlerin yuvalandığı ülkeler, “Türk tipi şekil”de görüldüğü üzere, insan çığlıklarının burgaçlandığı birer can çekişme labirentidir.

El altında hazır iç ile üstüne risksiz cinsinden kolayından sefer düzenlenecek dış düşman yoksa eğer, mutlaka aranıp bulunuyor, yoktan icat ediliyor, diktatörlükte. Çünkü, Faşizmin gıdası kan ve acıdır.

O nedenle gel, geçmiş bütün Türk faşistlerinin düşmanı kahreden yumruğu hep havadaydı.

İç düşman, avlanıp çantaya konmuş keklik gibi, işleme tabi tutulmak üzere, hepe el altında hazırdı. Devir, dönem, iktidarlar, hatta rejim değişiyor, ama Kürt değişmiyor, Türk’ün ata mirası olarak yerinde kalıyordu.

Ama yeri ve zamana göre, insan avı renklendirilmek istenircesine, Kürt düşmanlığının yanına “hayali Komünizm tehlikesi” konuyor, onun üstünden aydın avına çıkılıyordu.

Dış düşman ise devir ve döneme ayarlı olarak değişkendi. Ancak, devir ve dönem ne olursa olsun, Türk devleti kimden, hangi güç blok ya da ülkeden yardım alıp besleniliyorsa onun düşmanı, düşmandı.

Mesela, kuruluşundan ikinci büyük savaşa kadar, Türk devletinin kurucusu, Osmanlıların deyimiyle “bani” olan Fransa ve İngiltere, baş üstünde tutulan müttefikti. Almanya ise zaten can dosttu. Bunlarla dost olmayan Rusya da, düşmandı.

Ancak, ikinci büyük savaştan sonra, Fransa ve İngiltere ekonomik olarak gerileyip Amerika öne çıkınca, derhal ona dümen kırıldı. “Marşal yardım”larından yararlanmak için, Celal Bayar’ın deyimiyle “küçük Amerika” olmaya yelkenler açıldı. Amerika modası ve onun tarzı hayat başladı. Ankara sosyetesi Washington restoranta yemek yiyor, evlerde Amerikan salatası karıştırılıyor, Türk ordusu da donuna varana kadar her şeyini Amerika’dan alıyordu.

Günün Galoşlu Faşisti, 1970’lerde dincilerin “Akıncı”sıydı. O ve bugünkü ortakları ırkçılar o tarihlerde, Amerikalılara “go home” diyen solculara, “dinsizler Moskova’ya” diye dış kapı göstermekle de kalmıyor, düşmana öldürücü darbeler indiriyorlardı.

Ama bugün, IŞİD karşıtı diye, Amerikan ile düşmanlar. Dün solcuları cehennem niyetine yolcu ettikleri “Allahsız Moskova” din ve kardeşlik mekanı. Çünkü, dünün “Moskof”ları, bugün füze veriyor onlara. Turist gönderip para kazandırıyor, domates, biber, palıcan satın alıyor. En önemlisi Suriye işgalinde, “buyur geç” diyerek yol açıyor, onlara.

Onun için Amerika dinsiz, Rusya kardeş… “Buyur geç Amerika ise dinsizlik kapısı. Türk tipi İslam’da eğilimler, kazanca göre değişiyor. Kim çıkar sağlıyorsa, o dost ve kardeştir. Gün, Rusların günü. Onlarla iş tutmak daha karlı. Onun için Amerika dinsiz ve düşman. Ruslar dost kardeş. Galoşlu, kardeş evinde dondurma bile yalıyor…

Ama kimin kolunda olursa olsunlar, tek değişmeyen Türk’ün Kürt düşmanlığıdır.

Galoşlu Faşist, bizlere, herkese, bütün dünyaya İslam pazarlayan Galoşlu, öte yandan Müslüman Kürt düşmanlığı ve onun kanıyla Türk ırkçılarını yanına toplamaya çıkıyor. Müslümana bakın siz, Müslüman Kürt kanıyla övünüyor.

Medyası, her sabah, bir gece önce katledilmiş Kürtlere ilişkin rakamı müjdeleyerek, günü başlatıyor ve “Türk milletine hayırlı işler” dileğinde bulunuyor. İslam dinin de “ölüye sevinilmez, çünkü her canlının yoludur” diye ayet var. Ama gelin de hırsıza, uğursuz talancı, kanlı adama anlatın bunu.

Galoşlu, cinayeti sevinç narası yapıyor, mezar taşlarına saldırıyor…

Sonra gidip Amerika’da, kimsenin cevap veremediği platformlarda, insani role soyunuyordu. 25 milyon Kürdü rehin alıp köle muamelesi çektiğini, insanların bilmediğini sanarak haktan, hukuktan söz ediyor, Şırnak, Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin ve Yüksekova’da yüzlerce camiyi topa, bombaya tutup yok etmeyi hak görüyor, Hıristiyan dünyada bir, iki silahın patlamasını zulüm diye sunuyordu.Ne de olsa meydan onundu. Yalan-dolanı tersine çeviren, mugalatayı yüzüne vuran kimse yoktu, karşısında…

Ona, anında cevap veren Selahaddin Demirtaş ise üç seneden beri beton blokların gerisinde, ağzı kilitli bir esirdi.

Hakkındaki suçlama uydurmaydı. Yalanlar serisi, iftiralar zincirinden ibaretti.Demirtaş’ın tutukluluk halinin gerçek sebeplerinin başılıcası ise seçimsel demokrasinin vazgeçilmez kuralı, “seni başkan yapmayacağız” sözüydü. Oysa, bu söz doğru yerde ve doğru zamanda kullanılmıştı. Demokrasilerde, rakibin görevi, karşıtını seçtirmek değil, seçtirmemekti. Bunu haykırmak da, işi ve eyleminin bir parçasıydı. Rekabetin ve sandıksal demokrasinin olmazsa olmaz kuralı da budur.

Ama tabii ki, bu kural diktatörlüğün temeline aykırıdır. Aykırı ses, karşı davranış diktatörlüğün yasalarında suçtur…

Galoşlu diktatörlükte suçlu saydığı ise Kürtlerin, saygın kişiliklerdir. Sevgi ve bağlılıkla anılan, dengbêjlerin sedalarında ismi söylenen…

 Bu saygı, yeni değildir. Ta başından beri böyle. Demirtaş esir diye yok olmuyor, tersine, durduğu yerde gönüllere kök salarak yüceliyor…

Yazarın diğer yazıları