Garda duran tren mi hızlı gider; Yoksa Üsküdar’ı geçen beygir mi?

Geçen yazımda Artı Gerçek yazarı Katırcıoğlu’nun “sine-i millete çekilme” önerisi hakkında yazmıştım. Devam edeyim:

CHP bu TBMM’de ne yapıyor?

Yüzüncü defadır bu soruyu soruyorum.

Bana diyorlar ki, HDP ne yapıyorsa o da aynısını yapıyor.

Öyle değil.

HDP Eşbaşkanları hapiste. CHP Genelbaşkanı henüz hapis tehdidi altında.

On HDP’li vekil de tutuklu. CHP’nin bir vekili içerde.

Saray rejimi HDP’yi TBMM’den tasfiye etmek için çoktan kolları sıvadı. Ama bunu Hitler’in 1933’te yaptığı gibi tek bir Kararname ile yapmıyor. Zamana yayıyor.

HDP de bu durumda Saray’a karşı TBMM’deki varlığını korumak için direniyor. HDP şimdi Melcisi terketse, Saray zil takıp oynayacak. Bunu fırsat bilerek tek bir kararname ile HDP’yi kapatacak, tüm HDP’lilerin ömür boyu seçimlere katılmasını bile yasaklayacak. O nedenle böyle bir sakar karar durumunda, Erdoğan bu kararı “Allahın lütfu” sayacak.

 Neden? Çünkü Erdoğan Kürdistan’da seçim kazanamaz. Batıda kazanır. Fark büyüktür.

CHP’ye gelince.

Saray CHP’yi TBMM’ye hapsetmek için her şeyi yapıyor. Zaman zaman tehdit ediyor ama onun niyeti CHP’yi TBMM’den tasfiye etmek değil. Tam tersine, rakipsiz kalmış boksör gibi, bir “idman torbasına” ihtiyacı var. “Horoz sıklet” Kılıçdaroğlu’nu TBMM ringine hapsetmiş, kah ağır sıklette kendisi, kah sıkleti önemsiz medyası tozunu silkeliyor. Böylece “idmansızlıktan” form kaybına uğramıyor.

Ama asıl olarak CHP’nin TBMM’deki varlığını hapis altında tutmanın “getirisi”, “meşruiyet”. İnsanlar bu resme bakarak, “demek ki hala memlekette çok partili rejim var, çok partili rejim olduğuna göre yarım yamalak da olsa seçim imkanı hala yok olmamış” diye düşünmekte.

Gerçi TBMM’nin durumu hakkında kamuoyu hepten “Fransız” değil. Ama kafalar karışık. En radikalimiz “parlamentoya hapsolmayalım, sokağa çıkalım” demekte.

Tam bunu dedikleri sırada, Saray’daki bıyık altından gülüp, Valilerine “Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a kadar sokakta yürümesine izin verin” talimatını vermekte. Kılıçdaroğlu yürümekte, millet ardına dizilmiş helak olmakta.

Sonra.

Sonra, bir başka talimatla, Kılıçdaroğlu’nun avukatı ve CHP disiplin kurulu üyesi FETÖ’cülükten göz altına alınmakta ve Hatun ananın cenazesine saldıran elebaşıyla resim çektirdiği için istifası istenen İçişleri Bakanı Soylu, “bir resim” yüzünden istifa etmeyeceğini, Kılıçdaroğlu’nun etrafının FETÖ koktuğunu açıklamakta. ABD Erdoğan’ı hedefe alınca, Erdoğan da Kılıçdaroğlu’nu sürekli olarak hedefte tutmakta.

Size bir şey diyeyim: Bu hedefte tutma, kuvveden fiile çıkmadıkça, yani Kılıçdaroğlu hapse atılmadıkça hem rejimin hem de rejimin ikinci partisi olmak isteyen kimi CHP’lilerin işine yaramaya devam edecek.

Halka gelince…

Halk kendisine yapılan “sokağa çıkma” çağrılarını ne zaman dikkate alır?

CHP, elbette HDP’yle birlikte “20 Temmuz günü Saray darbesi yapılmış, TBMM’nin bütün yetkileri gasp edilmiş ve Türkiye’de faşist bir dikta rejimi kurulmuştur; 2019 seçimleri ya yapılmayacak ya da 1 Kasım seçimlerinden ve referandumdan bin kat daha beter bir hırsızlıkla gasp edilecektir, o nedenle biz iki parti olarak, OHAL kalkana, KHK’ler iptal edilene, politik tutsaklar serbest bırakılana, yargı ve kamu kurumlarındaki tüm tasfiyeler yok sayılana kadar, TBMM’den çekiliyorum” dediği zaman, işte o zaman, halk da “vay canına demek ki artık iş başa düştü” diyerek sokağa gerçekten çıkacaktır.

Aksi halde, “ilk seçimde demokrasi geleceğine göre, sokağa çıkıp da neden gaz soluyayım, cop yiyeyim, göz altına alınayım, işimden atılayım, hapse gireyim” diyerek evinde oturmaya devam edecektir.

Rejim CHP’yi TBMM’ye hapsederek, halkın da evinde kendi kendini hapsetmesini sağlıyor.

CHP de bu “hapsolmayı” gönüllü bir hapislik sayar gibi, TBMM trenini sallayarak, yolcuları “demokrasiye doğru gidiyoruz” yanılgısına mahkum ediyor.

Oysa TBMM treni Ankara Garında çakılı kalmış. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş.

Musa Anter olsaydı şöyle sorardı:

Tırısa kalkmış at mı hızlıdır, yoksa duran tren mi?

Yazarın diğer yazıları