‘Gazeteci kökenli’ Küçükkaya’dan İbrahim’in ölümüne

16 Haziran günü tüm dikkatler cumhur ittifakının adayı Binali Yıldırım ile millet ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı televizyon programındaydı.

Her iki adayın seçmenlere neler vaat ettikleri ve nasıl konuştuklarından öte, programı sunan İsmail Küçükkaya’nın Kürt seçmenlerden bahsederken kullandığı “Kürt kökenli ve Cumhuriyet aşığı” ifadesi hayli gündem oldu.

Küçükkaya’nın bu söylemine sosyal medyadan çok fazla tepki geldi. Gezi direnişi ile hayatımıza giren “mizahla direniş” de tepkiyi ifade eden bir araç olarak kullanıldı. Örneğin yıllardır yenilen “Kürt böreği”, “Kürt kökenli börek” olmuştu vs.

“Kürt kökenli” kavramı, çok açık ki Türk devletinin resmi söylemlerinden biridir. Başka bir ifadeyle sömürgeciliğe ait bir tanımlamadır. Türk ulus kimliğini esas alır. Bir “köken” vurgusu yapar, ancak sonuç olarak “Herkes Türk’tür” demenin bir başka biçimidir. “Kürt yoktur”un bir adım ilerisindedir ancak sömürgecilik sınırlarının içindedir, hatta merkezindedir. İnceltilmiş sömürgeciliğin tezahürüdür.

Geride kalan birkaç yıllık süre içerisinde devletin söylemi, “Kürt kökenli”den “Kürt sorunu vardır, benim sorunumdur”a doğru bir seyir de izledi. “Çözüm süreci”ni kast ediyorum. PKK ile masaya oturan Erdoğan iktidarının niyetinden bağımsız olarak Kürt halkı ile ilgili tanımlama başkaydı.

İsmail Küçükkaya’ya gelirsek… “Kürt kökenli ve Cumhuriyet aşığı” söylemi ile sömürgeci bir kavramı kullanmış oldu. Kürt halkının varlığını reddetti. Dilinin, sözünün, aklının, haliyle de mesleğinin sınırları iktidarın çizdiği sınırların da gerisindedir. Bir gazeteci olarak ufku, iktidar kadardır.

Binali Yıldırım Amed’deki seçim mitingi sırasında “Kürdistan mebusu da Lazistan mebusu da vardı” demişti. Ağzından bir anda çıkmış “Binali Yıldırım sözleri”nde biri değildi. Planlanmış bir sözdü. Bu söylemiyle İstanbul seçimlerinde Kürt seçmenlerin oyunu alma niyetindeydi. Kürt halkında böylesine içi boş ve daha önce denenmiş bir söylemin bir karşılığının olmayacağı açık. AKP iktidarı, Kürt halkının talepleri karşısındaki sömürgeci politikalarının yanı sıra, Türkiye Cumhuriyeti devletinin soykırımcı geleneğini bir milim sapmadan savunuyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin Giresun’da yaptığı konuşmada Rum, Ermeni ve Kürt halkının katili Topal Osman’ın adını anarak onun gibi olacaklarını söylemesi tipik bir örnektir. Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda yakın ve uzak vadede herhangi bir gündemleri olmadığı gibi, halklara karşı işlenen ve yüzleşme ile adalet bekleyen tüm suçların da arkasındadırlar.

Elbette hem iktidarın Kürt halkına yönelik sömürgeci politikalarının, insanların günlük hayatlarında da çeşitli ağır sonuçları oluyor. Bunlardan birine önceki gün İstanbul’da tanık olduk. Havalimanı terminalinde güvenlik görevlisi olarak çalışan İbrahim Layık adında bir Kürt genci yaşamına son verdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, ölümün ardından, yaptığı açıklama sanki sorumluluktan iktidar ve toplumu azade tutacakmış gibi, “Evlenme teklif etti. Reddedilince intihar etti” dedi. Gencecik bir insanın intiharının nedenlerini anlama ya da açığa çıkarma gibi bir yönelime girmesini beklemiyoruz polisin. Ancak filmlerde olur böyle bir duyarlılık ve yönelim. İstanbul polisi ne derse desin, İbrahim Layık’ın intiharından iki saat önce instagramdan bıraktığı mesajda gerçek durum somut olarak görülüyor: “Kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık. Belki bu yaptığım şeyle değişir. Ne mutlu Kürt ve Türk’üm diyebilene. Hakkınızı helal edin.”

Hangi güncel gerekçe ile olursa olsun, bu intihar, Türk devletinin sömürgeci politikalarının bir sonucudur. İbrahim Layık en ağır psikolojik bunalımı yaşasın, ölümünden iktidarın sorumlu olduğu gerçeği değişmez.

“Gazeteci kökenli” Küçükkaya’nın nazarında “Kürk kökenli ve Cumhuriyet aşığı” biri hayatını kaybetmiş olabilir. Bu kadar! İntihar istatistiklerinde sadece bir veri. Ancak biz gazeteciler, bu ve benzeri ölümlerin, devletin istatistiklerinde sadece bir sayı olarak kalmaması için yazacağız, anlatacağız.

Yazarın diğer yazıları