Gemi’den atılan Arınç neden denize atlamadı?

Erdoğan rejimi Trump’la girdiği bilek güreşinde sanırım sıfırı tüketmek üzere.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede, “Türkiye sizin muhafızınızdır” deyiverdi.

Sıkışıklık çok açık.

Rıza Altun ANF’ye verdiği demeçte, ABD’yle krizin çok ciddi olduğunu ve İdlib’teki durumun da Türkiye için çöküşün başlangıcını işaret ettiğini yazdı.

Suriye rejimi ve Rusya, Türkiye’nin işgal ettiği Suriye topraklarını kurtarmak üzere adım adım ilerlemekte. Hem Suriye ve hem de Rusya, Türk devletinin işgalini Rojava Devrimini zayıflatsın diye “geçici” olarak destekledi. Şimdi İdlib’te, Efrîn’de, Cerablus’ta, El Bab’ta “Kürtlerden arındırılmış” topraklarda yeniden egemen olma yolunda.

Kirli bir taktik oyundur bu.

Kirlidir ama Rojava Devrimini yıkma kudretinden yoksundur. Nitekim rejim Rojava Devriminin liderleriyle, henüz müzakere aşamasına evrilmese de ilk ve çok önemli diyalog sürecini başlattı.

İşler bu minval üzre çelişkili bir süreç boyunca ilerlerken, Erdoğan AB ülkeleriyle ABD arasında ve Rusya-Çin-İran ile ABD arasında büyüyen “ticaret savaşlarından” kendine pay çıkarabilmek için çok tuhaf zigzaklar çizmekte.

Erdoğan medyasını izleyen yurttaşlar bir gün Rusya’ya edilen hakaretlerle, ertesi gün ABD’ye yönelik heyheylenmelerle, derken “Nazi Merkel”i “melek” yapan yavelerle serseme döndü. İran’ın Şii kuşağına karşı Sünni kuşağı için maceraya atılan Türkiye şimdi İran’ın sanırsınız ki en büyük dostu. ABD ile F35 uçaklarını birlikte üretme projesi askıya alınmış ve bu defa İran’la “uçak uçurtma” oyunu oynanmakta.

Kimi aklı evveller bu zigzaklara “Erdoğan’ın pragmatizmi” diyerek övgü düzüyor. Oysa bunlar Türkiye’nin içine girdi krizin en önemli belirtileri.

Erdoğan dünyada yaşanan devletler arası çelişkilerde “taraf” bile değil. Dev ülkeler arasındaki çıkar kavgalarının zavallı bir figüranı. Perdenin bir yerinde Rusça konuşturuyorlar, sahne değiştiğinde bakıyorsun Mısır lehçesiyle Arapça konuşmakta. Derken “van minıt” selis Amerikancasıyla izleyicileri kırıp geçirmekte. Ardından Almancayla Fransızcayı birbirine karıştırarak yeni bir dil icat etmekte.

Gerçekten zavallı. Daha geçenlerde “bu kardeşiniz Türkiye’de Rusya’yı, Almanya’yı, Fransa’yı bir araya getirecek, şahsım Putin’le, Merkel’le, Macron’la masaya oturacak…” Vatandaş heyecanlı: Altın varaklı padişah tahtındaki Erdoğan’ı, kahve kürsüsüne oturtulmuş Putin’i, Merkel’i, Macron’u gözünde canlandırıyor, bu “Muhteşem Erdoğan” filminin vizyona girmesini hevesle bekliyor.

Ne oluyor?

Gazeteciler Rusya’ya soruyor: Erdoğan’ın ev sahipliğinde yapacağınız zirve iptal mi oldu?

Rusya yanıtlıyor: Yapılması planlanmamış bir zirve iptal olmaz.

Rezillik diz boyu ama yurttaş bu cümlenin sonunu işitip mest oluyor: Zirve iptal olmadı.

Yurttaşın hali böyle de “ana muhalefetin” hali başka mı?

Dışişleri Bakanı’nın “ben Trump’ın muhafızıyım” diye yazmasından birkaç gün önce, CHP Trump’a karşı Erdoğan’a “rampa” etti. Şimdi “muhafızlık” hakkında dilini yutmuş durumda. Yalnızca HDP’nin davet edilmediği AKP kongresinde, çiçeği burnunda yeni vekil ve yeni “şef” Yıldırım Kaya “şeref konuğu” oluyor. O bu “şerefi” yakasına taka dursun, Akşener çağrıldığı kongreye gitmiyor.

Kılıçdaroğlu bilmem kaç maddelik “krizden çıkış için Saray’a katkı” açıklaması yaptıktan az sonra Erdoğan’dan ağıza alınmayacak hakaretlere uğruyor. Uğrayınca ne yapıyor? Az önce AKP kongresinde boy gösterdiğini unutuyor ve Erdoğan’a “diktatör” diyor.

CHP tabanı “Kurultay” oyunlarından felce uğramış, “o zaman Diktatörün partisinin kongresinde işin ne?” diye soramıyor. Çünkü Erdoğan CHP tabanına sesleniyor: “Senin partin kurultay yapamıyor, benim partim yapıyor, senin parti kurultayının delegelerinin yarısı Kılıçdaroğluna karşı, benim partim şahsımı oy birliği ile partinin başına geçiriyor.”

Taban ne yapsın? Bir oraya bir buraya başını vurup duruyor.

Bir ülkede kriz olunca, işte böyle olur. İktidarında muhalefetin de imamesi şaşar. Aynı gemide olanları, ister dümendeki kaptan olsun, ister kamarot, ister makinist olsun, ister çımacı, ister mürettebat olsun ister yolcu, herkesi deniz tutar. Baksanıza AKP resmen Gül’ü “hain” ilan etti. Ortalık kusmuk dolu.

Unuttum: Bir de Bülent Arınç vardı. O da kongrede boy gösterdi ve boyunun ölçüsünü de aldı. 16 yıllık AKP filminde ona “rol” vermemişler. Gemi uzaklaşırken bizimki belki de içinden Orhan Veli’nin şu dizelerini geçiriyordu:

“Bakakalırım giden geminin ardından; 

Atamam kendimi denize, dünya güzel; 

Serde erkeklik var, ağlayamam.”

Yazarın diğer yazıları