‘General Quto’ harita başında

Ne savaştan, savaş strateji ve taktiğinden, ne de topografiden, haritadan anlarım.

Ama yine de haritaya göz attığımda bazı ihtimaller aklıma geliverir. O anda insan kendini, örneğin savaş karargahında Mareşal Jukov gibi hisseder. Masaya yayılmış askeri haritanın üzerine eğilmiş de, kendini kırmızı ve mavi küçük bayraklarla işaretlenmiş haritada düşman kuvvetlerinin muhtemel harekat planlarını keşfetmeye çalışmış durumda buluverirsin.

Bu amatör “askercilik” oyununu oynamayı sizlere de tavsiye ederim. Harita şu “çakma stratejistlerin” yüzlerce makalesinden daha anlamlı sonuçlar çıkarmanıza yardımcı olabilir.

İtiraf etmeliyim ki, ben bu “askercilik” oyununda da yeteneksiz bir gazeteciyim. Allahtan yardımıma Quto yetişti.  Kendisi Sur sokak savaşlarında apoletsiz bir “çocuk general” olarak bir hayli deney kazandığı için Suriye haritasının başına geçer geçmez, “Veysi abe, ben Türk Genelkurmayı’nın ne halt edeceğini biliyem” deyiverdi.

“Atma Quto” diye takıldım. Elindeki ince değneği haritada bir noktaya koydu: Burası Suriye devletinin içinde yer alan küçük bir bölge. Minbiç’in kuzeyindedir. Nehrin kenarındadır. Resmi adı Süleyman Şah Türbesi’dir. Türkiye ile Suriye arasındaki bir anlaşma gereği, bu küçük toprak parçası Türkiye’ye aittir. Vaktiyle burada küçük bir Türk askeri birliği türbeyi korumakla görevliydi. DAİŞ saldırdığında Türkiye Süleyman Şah’a ait sandukayı ve onu korumakla görevli Türk askerlerini YPG ile anlaşarak Türkiye’ye getirmişti. O zamanlar Salih Muslim Ankara’ya gidip geliyordu.”

Quto biraz düşündü ve konuşmaya devam etti:

“Türk Genel Kurmayı ve ‘başkumandan Erdoğan’ şaşırtmaca yapiy, Kuzey Doğu Suriye’ye girmekten söz ediy. Aslında haritanın da gösterdiği gibi, Türk ordusu Fırat nehrinin Batısından girmeyi ve ‘Türkiye’ye ait” Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu toprağı ‘geri’ almayı planlamakta. Ve Türkiye QSD ile savaş halinde olduğu için, ‘kendi’ toprağını korumak için de, Kobanê’nin Batısından Minbiç’in Kuzeyi’ne, yani Süleyman Şah Türbesinin yer aldığı toprağa kadar bir ‘askeri koridor’ kurmaya hazırlaniy. Bu savaşı da ‘kendi toprağımızı geri almak’ gibi bir ‘meşru’ gerekçeye dayandırmayı düşüniy.”

Quto başını kaldırdı ve dedi ki, “Türk devletinin amacı Minbiç’i bu yolla zaptetmektir.”

Ağzım bir karış açık kalmıştı.

Geçtiğimiz gün Erdoğan’ın “sabrımız kalmadı, bu iş oldu oldu, olmazsa biz harekete geçeceğiz” sözleri aklıma geldi.

Quto’nun “kurmaylara özgü öngörüsüne” açık söylemek gerekirse itiraz edemedim. Gerçekten de Türk devleti Fırat’ın Doğusu’nu hedef gösterirken, ani bir hamle ile Süleyman Şah’ın sandukasını tanklarına yükleyip, Türkiye sınırından Minbiç’in kuzeyine kadar bir koridor açarak, “kendisine ait” o küçük toprak parçasına, bu defa “türbeyi” korumak için değil, Minbiç’i işgal etmek için konuşlanabilirdi.

Quto, “böylece Türk devleti ilk defa başka bir ülkenin toprağını işgal etmek gibi bir suçlamadan yakasını kurtarır, kendisine ait toprağı geri alma gerekçesiyle uluslararası hukuka uygun davrandığını iddia edebilir.”

Olamaz mı? Olabilir.

Olabilir ama, “türbenin konacağı TC’ye ait toprak parçasına” ulaşana kadar neler olabilir? Minbic sınırına dayanıldığı zaman neler gerçekleşebilir?

İşte asıl soru da budur. “Sanduka’nın YPG’yle birlikte kurtarıldığı” şartlar yok. Şimdi TC ve Kuzeydoğu Suriye hasım durumunda. O halde Türk ordusunun böyle bir hamlesi QSD güçleriyle “koridor” boyunca ve Minbic’e adım atıldığı anda savaşa neden olabilir.

Quto haritayı topladı.

Bana “Veysi abe, sen bu karışık savaş strateji ve taktikleriyle boşuna uğraşma, dedi, sen yazmana bak, Kandil’deki abeler, herkesin bu mücadelede kendine özgü görevleri var, herkes görevini hakkıyla yaparsa zafer mümkündür diyiler. Doğrudur.”

“Bu işin sonu ne olur?” diye sordum. Quto biraz düşündü, sonar şöyle dedi:

“Minbic’e sandukayla giden sandukalarla döner. Türk ordusu perişandır. Savaşı ancak on bin metre yukarıdan yürütebilir. Karada hali dumandır. Rojava sınırında görev alan generaller birer birer istifa ediy. Türk generallerinin yarısı hapiste. Ortada kurmay kalmamış. Ege Ordusunun, 2. Ve 3. Orduların başına Orgeneraller bulamamışlar, kolordu komutanlarını ordularının başına geçirmişler, kışlaların içi kayniy. Böyle bir ordu savaş kazanamaz. Minbic’i alayım darken, once İdlib’i, ardından Efrîn’i ve işgal ettiği her yeri kaybeder… Hatta Hatay tehlikeye girer.”

Quto’ya “iyi ki askerlik çağına gelmemişsin evlat, dedim, vallahi bu Erdoğan seni once asimile edip, ardından Genelkurmay başkanı yapmaya kalkardı.”

Quto, maçlarda sık sık gördüğümüz tuhaf ve ayıp bir parmak işareti yaptı, sonra ıslıkla “Ey Raqib” marşını çalarak kapıdan çıkıp gitti.

Yazarın diğer yazıları