Gerçek halk direnişi

Batan gemiyi önce fareler terk edermiş. Batan sömürgeci gemiyi de önce öğretmenler terk ediyor. Halka karşı planlanan katliamı başlatmadan önce sömürgeci rejim öğretmenlerini çekiyor. Bavullarını toplayıp telaşla Silopi’yi, Cizre’yi, Nusaybin’i terk eden öğretmenler görüntüsü, yirminci yüzyılda çok yaşanan sömürgeci kaçışları çağrıştırıyor. Kaçan öğretmenler görüntüsü aslında mevcut devletin Kürdistan’a ne kadar yabancı olduğunu gösteriyor.

Kürt halkına yönelik katliam operasyonları yapmak üzere ordu, polis ve kara yüzlü özel savaş çeteleri Kürt şehirlerine gelince öğretmenlerin şehirleri terk etmesi çok anlamlı oluyor. Belli ki öğretmenler yerlerini ve görevlerini katliamcı çetelere bırakıyor. Ne kadar ilginç ve anlamlı değil mi? Demek ki Kürdistan’da öğretmenlerle özel savaş çeteleri benzer görevi yerine getiriyor ve aynı rolü oynuyor. Demek ki Kürt çocuklarına eğitim verdiği söylenen okullar aslında kışla işlevi görüyor. Fiziki soykırım güçleri gelince de kültürel soykırım güçleri geri çekiliyor. Çünkü artık onların yapabileceği bir şey kalmamış oluyor.

Kürt Özgürlük Hareketi baştan itibaren Kürdistan’daki okulları "Beyaz katliam ocakları" olarak tanımlarken, bazı reformist-milliyetçi çevreler bunu yanlış ve abartılı bir görüş olarak değerlendiriyordu. Şimdi fiziki katliam operasyonları başlarken kültürel katliam ocaklarının durması ve bu işi yürütenlerin Kürdistan’ı terk etmesi bu görüşü tamamen doğruluyor. Kürdistan’daki Türk eğitiminin bir asimilasyon ve zihniyet kırımı olduğu gerçeği net bir biçimde açığa çıkıyor.

Bazı çevreler öğretmenlerin Kürt şehir ve kasabalarını terk etmelerini tehlikeli ve zararlı buluyor. AKP hükümetinin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın da telaşa düşmüş olduğu görülüyor. Çünkü bu durum ve ortaya koyduğu görüntü iki gerçeği kanıtlıyor: Birincisi; mevcut Türk devleti Kürdistan’da yabancı ve sömürgecidir. İkincisi ise sömürgeci düzen parçalanmaya ve yıkılmaya başlamıştır. Baksanıza beyaz soykırımı yürüten öğretmenler ardı ardına dizilmiş olarak Kürdistan’ı terk edip gidiyor. Belli ki peşinden başka soykırım güçlerinin Kürdistan’ı terk etmesi gelecek ve böylece Kürdistan özgürleşecek.

Sömürgecilik son demlerini yaşıyor 

Şimdi işte bu aşamaya gelinmiş durumdadır. Bu nedenledir ki, Kürt soykırımını yürüten son güç olan AKP hükümeti öfke ve intikam ruhuyla halka saldırıyor. Beyaz soykırımın yerine fiziki soykırımı geçirerek Kürt halkını korkutup ezmeyi ve bu temelde iktidarını biraz daha uzatmayı hedefliyor. 1 Kasım sivil faşist darbesiyle iktidarı gasp etmiş olan bu güç, tıpkı Kenan Evren ve Tansu Çiller gibi hep "yok etmekten" söz ediyor. 

1994 Yılında başbakan olan Tansu Çiller’in sloganı "Ya bitecek, ya bitecek" idi. Şimdi de Başbakanlık koltuğuna oturmuş bulunan Ahmet Davutoğlu hep "temizlemekten" söz ediyor. Yani Kürdistan’ı Kürt halkından temizleyecek! Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise "Yok edilecekler" ve "Kazdıkları hendeklere gömülecekler" diyor. Bunu gerçekleştirebilmek için de Türkiye’nin tüm imkanlarını seferber ederek çok vahşi ve azgın bir topyekûn özel savaş yürütüyor. 

AKP’nin 2011-2012 saldırısı da vahşi ve azgındı. Yürüttüğü topyekûn özel savaşta gerillaya karşı kullanmadığı araç ve yöntem kalmamıştı. Şimdi aynı araç ve yöntemlerle şehirlere ve sivil halka saldırıyor. Kürt mahallelerine yönelik saldırıda tankları, topları ve helikopterleri kullanıyor. Halkın evlerini ve ibadet yerlerini alçakça yakıp yıkıyor. Her gün beş-on sivil insanı katlediyor ve yaralıyor. Tutuklama ve göçertme furyasını çok ileri düzeyde uyguluyor. Açıkça MHP’lileşmiş olan AKP hükümeti Kuzey Kürdistan’da tarihinin en acımasız ve vahşi soykırım savaşını yürütüyor.

Belli ki Kürdistan’da sömürgecilik artık son demlerini yaşıyor. AKP’nin uyguladığı faşist terör ve katliam bunu gösteriyor. PKK öncülüğünde Kürt halkının yürüttüğü kırk yıllık direniş artık inkar ve imha sistemini parçalanma ve kaçış noktasına getirmiş bulunuyor. Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı ve bu temelde gelişen yeniden yapılanma arayışları da bu parçalanmayı derinleştiriyor. AKP hükümeti ve Türk devleti artık yolun sonuna gelmiş bulunuyor. Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun bu kadar saldırgan olması da işte bu duruma duydukları öfkeden kaynaklanıyor.

Tabi Kürt halkının bu kadar güçlü direnmesinin kaynağı da burası oluyor. Özgürlüğü ve zaferi gördüğü için Kürt halkı bu kadar cesur ve fedakârca direniyor. Tank ve top atışları ve hiç susmayan silah sesleri altında TV ekranlarına Silopi, Cizre, Nusaybin ve Sur’da direnen halkın coşkusu ve umudu yansıyor. Sokağa çıkma yasaklarına rağmen halk sokaklarda oturuyor ve sloganlar atıyor. Yaşlarından büyük işler yapan çocukların adeta gözlerinin içi parlıyor.

Kürdistan’da AKP faşizmine karşı direniş gerçek bir halk direnişi haline gelmiş bulunuyor. Artık Kürdistan’da herkes tam ikna ki, İmralı’da yürütülen görüşme sürecini Tayyip Erdoğan ve AKP sona erdirdi. Bu yönlü AKP yalanları artık hiç kimseyi kandırmıyor. 24 Temmuz’da AKP hükümeti söz konusu saldırıları başlattığında toplumun bazı kesimlerinin tereddütleri  vardı. Bu tereddüt 7 Haziran seçim sonuçlarının demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açısından taşıdığı önem ve halkın çözüm sürecine bağlılığından kaynaklanıyordu. 

Daha sonra Kürt halkı ve demokratik güçler gördüler ki, barış ve demokratik çözüme ulaşabilmek için mutlaka AKP faşizminin direnişle yenilgiye uğratılması gerekiyor. Çünkü AKP’ye Kürt direnişini ezme ve Kürt soykırımını tamamlama görevi verilmiş. İktidarda kalmasının şartı olarak önüne böyle bir görev konmuş. AKP işte bu görev temelinde saldırıyor ve büyük bir öfkeyle yeni Kürt katliamları gerçekleştiriyor.

Halk direnişi daha da büyüyecek 

Zaten AKP’nin sicilinde böylesi katliamlar epeyce vardır. Dördüncü yılını tamamlıyor olmasına rağmen, Roboskî Katliamı’nı herkes hala sanki bugün olmuş gibi taptaze anıyor. Geçmişte Roboskî Katliamı gibi vahşi saldırıları yapanlar, bugün ne yapmazlar ki! İşte bu bilinç, toplumun tümünü AKP faşizmine karşı direnişe çekiyor. Bu temelde HDP, HDK, DTK ve DBP Eşbaşkanları 18 Aralık günü Amed’de ortak bir basın toplantısı yapmış ve halk direnişine sahip çıkarak tüm halkımızı ve demokratik güçleri AKP faşizmine karşı ortak direnişe çağırmış bulunuyor.

Hiç kuşkusuz söz konusu bu çağrı çok önemlidir. Kürt halkı için bir moral depolaması olduğu gibi, Kürdistan’da yaşananlar konusunda Türkiye toplumunun ve dış kamuoyunun daha güçlü ve ayrıntılı bilgi sahibi olmasını sağlamıştır. Bu da Kürt direnişinin öneminin daha çok kavranmasına ve daha fazla ilgiyle yaklaşılmasına yol açacaktır. Böylece 24 Temmuz faşist saldırısına ve 1 Kasım sivil faşist darbesine karşı gelişen halk direnişi daha da büyüyecek ve etkili hale gelecektir.

Bazıları ısrarla söz konusu direnişi hendek ve barikatlara indirgemeye ve gerilla tarafından yürütülen bir direniş olarak göstermeye çalışmaktadır. Çok açık ki, Kürt direnişine bu temelde yaklaşıp da sözde eleştiri yapanlar, aslında Kürdistan’daki kültürel soykırım rejimini görme ve eleştirme gücünü gösteremeyenler olmaktadır. Bu temelde Kürt halkı üzerindeki AKP katliamları aklanmaya, başta Türkiye toplumu olmak üzere tüm demokratik kamuoyu aldatılmaya çalışılmaktadır.

Kim ne derse desin, demokratik öz yönetim talebi temelinde Kürt direnişi tutmuş ve her kesimin katılımıyla gerçek bir halk direnişi haline gelmiştir. Bedeli ne olursa olsun, Kürt halkı özgürlük için bu bedeli ödemeye hazır olduğunu çok net bir biçimde ortaya koymuştur. Bugün Silopi, Cizre, Nusaybin, Kerboran ve Sur’da yaşanan bu kahramanca direniş Kürt halkını özgürleştireceği gibi, Türkiye’yi de demokratik devrimin zaferine götürecektir. Bu temelde Roboskî’den Sur’a ve Nusaybin’e kadar tüm AKP katliamlarını lanetliyor ve bu katliamlara karşı kahramanca direnen özgürlük ve demokrasi şehitlerini saygıyla anıyoruz!

Yazarın diğer yazıları