Gerilla

Gerilla, İspanyolca “küçük savaş" anlamında bir deyimdir. Düzenli orduya karşı küçük gruplarla savaşmak…

Aslında, gerillacılığın tarihi, savaşlarla yaşıt, ancak İspanyolların, Napolyon ordularına karşı yürüttüğü direnişle, deyim, dünya geneline yerleşmiştir.
Bütün savaşlar gibi, gerillanın temeli de, etnik (milliyetçi) ya da sosyo-ekonomik nedenlerdir. Ancak, ulusal kurtuluş hareketleri, sosyo-ekonomik (sınıfsal) çıkışlara oranla daha köklü, kalıcı temelli, nihai sonuçları hedefler.
Söz gelişi, dünyada üretim ilişkileri, sosyo-ekonomik yaşama biçimleri, defalarca değişti, ama İrlanda, İskoçya, Galler, Katalanların ulusal kurtuluş sevdaları, asla sönmedi.
 Kürdistan parçalarında bugün, ayrı ayrı harlı ya da dumanı tüten mücadele, iki yüz yılı aşkın süre önce başlamıştır. Güney Kürdistan’daki gerilla savaşının liderliği ise yer yüzünde, bir başka örneği olmayan bir ilk olarak, bir aile (Barzani) tarafından, üç kuşak boyunca (dede, oğullar ve torun), sürdürülmüştür.
Fakat, bu bir istisnadır. Önemli olan, halk genelinin özgürlük tutkusudur. O nedenle İrlanda ve İskoçya’da aşiretler mozaiğiydi. Aşiretlerin kurtuluş ruhu hep ateşli, hırsı diri ama, buralarda savaşın öncü aktörleri, yani lider kadrolar hep değişti.
Bazı gerilla hareketlerinin lider eksenli, yani liderin kendine uygun olarak biçtiği gömlek, hayal ettiği hayatla var, veya yok olduğu gerçektir.
Söz gelişi Meksikalı bir köylü olan Emiliano Zapata, baskıcı rejime isyan ediyor, gerilla savaşı halk desteğiyle büyüyor, fakat dayanağı olmayan anlaşmaların tuzağında kendi hayatını da, kazanımları da kaybediyordu. Geriye kalan adamlarından kimileri sistemle bütünleşiyor, kimileri de meraklısı çocuklara gerilla günlerini anlatarak ihtiyarlıyordu.
Kızılderili önderler Oturan Boğa ve Jeronimo ulusal bilinçten yoksundu. Teslim olduktan sonra sirklerde gösterilere çıkarıldılar, sonra öldürüldüler.
Kürdistan’da birçok hareket liderle başlamış, liderlerin tutuklanması ya da öldürülmesiyle sönmüştür.
Bütün bu risklerden sonra, partisel örgütlenme tedbir olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, özellikle sosyo-ekonomik çıkışlı başkaldırılarda bu da yeterli kalmamaktadır.
Peru, bu konuda hüzünlü bir örnektir.
Peru’da, yerliler (Mayalar ve Asteklerin torunları) çoğunlukta, ama bir avuç göçmen egemendir. 1970’lerde bunlara karşı muhalefet oluştuğunda, üniversite öğretim üyesi Manuel Guzman, Başkan Gonzalo takma adıyla öne çıkıp, “Aydınlık Yol” örgütünü kurmuş, 1980 yılında da, kendini efsanevi bir harenin ortasına oturtarak gerilla savaşını başlatmıştı. Liderini bulan halk, saflara akmış, gerilla sayısı kısa zamanda 23 bine ulaşmış, yer yer kazanımlar da elde edilmişti.
Fakat, Başkan Gonzalo rahatına düşkün, riskten korkan biriydi. Dağda yaşama yerine, şehri tercih etmiş, 1992 yılında başkentteki evinde yakalanmış, ardından savaşa son verdiğini açıklayarak, umutları söndürmüş, buna rağmen kendini kurtaramamış ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı.
Genel bakıştan sonra Kuzey Kürdistan’a dönersek: Bu gerilla hareketi, hepsinden farklıdır. Gerilla, yaraları hala kanayan bir soykırımın davacılarıydı. Diri diri yakılan, süngülerle parçalanan, topluca kuşuna dizilenlerin hırslı torunları…
Nitekim, bir gerilla annesi televizyonda, “oğlum, Kürdistan’ı kurmak için canını verdi" diyordu.
O nedenle, eşine ender rastlanan bir fedakarlıkla dövüştüler. Gerektiğinde, yaralarını otlarla sardılar. Balta, testere ve kamalarla, kendi ameliyatlarını yaptılar. Aç kaldıklarında yaprak çiğnediler. Dondular. Ama Kürdistan sevdasından yılmadılar.
Atilla Keskin, Hakkarililer’den dinledikleriyle gerillanın, akıl almaz fedakarlığını anlatıyordu:
“Gerilla, termal kameradan korunmak ve görünmez olmak için, donma pahasına kendini kara gömüyor, nehir buzunu kırıp içine giriyor."
Ama yenilmediler. Tersine, fedakarlıklarıyla büyüdüler. Dillerini konuşmanın önündeki yasak duvarını yıkarak, halkın güven kaynağı, geleceklerinin umudu oldular. Özgürlüğe açılan pencereler açtılar.
Güç, halkın desteğini arkaya almaksa eğer, bu sayede tarihte pek az görüleni ile destek aldılar. Halk, onlara mahcup olmamak için, dört bin köyünü kaybetti. Cellatlar, “faili meçhul" adıyla 18 bin kişinin canına kıydı. 4 milyon kişi mültecileşti.
Ama gerilla gücü, küçüleceğine büyüdü. Ordulaştı.
Hareket, “bağımsız Kürdistan" istemiyle başlamıştı. Sonra, istem “özerklik", en son “kardeşlik temelinde demokrasi" oluyor ve derken “gerilla ana yurdu terk etsin" emri veriliyordu.
Ancak, bu 1982 yılında, Filistinlilerin başına geldiği üzere, yenilgi değildi. Filistinli gerillalar, Beyrut’ta, İsrail ordusu tarafından kuşatılmış, çaresi olarak, gemilere doluşup Tunus’a göç ederek kurtulmuşlardı.
Kürtlerin ki, 1999 yılında da “ana yurdu terk" etmişlerdi. O zaman terk “iyi niyet" içindi. Bu kez, “kardeşlik temelinde demokratikleşme ile birliktelik" üzere, başka türlü farklılığa büründü.
Bundan sonra ne olacak, kardeşlik üzere nasıl bir demokrasi kurulacak bilemiyorum. Remilci, kum falcısı değilim, çünkü…
Fakat İrlanda ve İskoçya’nın yüz yıllara yayılan mücadelesinden biliyorum ki, bazen tökezlenme, aksama ve kesintiler de olabilir. Kader değil, ama hayat bu…
 

Yazarın diğer yazıları