Gerilla, anılar, fotoğraflar

  • Canlı ve sıcak bir sohbet ortamı başladı, herkes anılarından söz ediyor. Anılar ve fotoğraflar gerilla için en saklı yerdedir. İnsan, gerillayı görünce fotoğraf çekmeyi unutuyor; seni birden yaşamın içerisine çekiyor. Nasıl olduğunu sen bile anlamıyorsun.

Laleş RENAS

Gerillayı anlatmak ya da yazmak, fotoğraflamak neden zordur bilmem ki. Gerillanın kendisi bile kendini anlatamıyor çoğu zaman. Ama anılar ve fotoğraflar anlatıyor, gerillayı yaptığı eylem, yoldaşlığı dile getiriyor. İnsan durup dinlemek istiyor gerillayı. Yaşamdan bir anı gibi, rüzgardan bir esinti gibi geliyor sana, yağmurun eline değen bir damlası gibi, tenini ıslattıkça ıslansın istiyorsun. Sanki gizemli bir şey çözemediğim, seni gerillaya çeken, tanıdıkça sevmek istemek gibi. Gerilla yaşam gibi…

Kafamdaki bu kadar kelimeyle girdim önümdeki yeşil alanın boşluğuna. Yemyeşil bir alanın içerisinde yürürken bizi karşılamak için gelen gerillayı gördüm. Dikkatimi ilk çeken, sıcak sarılması ve dik yürüyüşüydü. Demek ki böyle oluyormuş PKK’nin kadın askerleri diyor insan. ‘Askerlik erkek işidir, erkeğin görevidir’ denilir, öyle bilinirdi. PKK, askerliğin kadın rengini, kadınca halini, kadınca bakışını ortaya koydu. O hep kitaplarda okunulan, bahsi geçen gerilla anılarından birinin içinde olduğunu bilmek, kıyısında köşesinde bir yerde sesinin olması mutlu ediyor insanı.

Güneşin sıcaklığında, yemyeşil bir patikanın ortasında, sırtımızda üçüncü gözümüz olan kamera ile beraber adı Sarya olan gerillayı takip ederek bir kampa ulaştık. “Hele bir çay için, hiçbir şeyiniz kalmaz. Bizde böyledir; arkadaşlar görevden gelir, çayı görünce tüm yorgunluğu gider” deyiverince gülümsedim. Masallarda anlatılan, odunlardan yapılmış bir kamelyayı andıran güzel bir çardağın altında oturduk.

Sarya, Geverli bir kadın. Çok gençken vermiş güzelliğini Kürtlerin özgürlük mücadelesine. “Bana her şeyi PKK öğretti, kendim olmayı da” diyor. Botan’da kalmış yıllarca, sonra da Başurê Kürdistan’da. Botan’a tekrar gitmeyi çok istediğini, anılarının orada olduğunu, ilk eylemine orada girdiğini anlatıyor. Sonra Rûken diyor, Kahraman diyor, Poyraz diyor. Bunlar onun yoldaşları. Kahraman’ı çatışmadan nasıl kurtardığını, Poyraz’ın onu nasıl sevdiğini, bağlılığını anlatıyor.

Sularımızı içtikten sonra bize merhaba deyip yanımıza başka bir gerilla oturdu. Etraf birden doldu. Canlı ve sıcak bir sohbet ortamı başladı, herkes anılarından söz ediyor. Anılar ve fotoğraflar gerilla için en saklı yerdedir. İnsan, gerillayı görünce fotoğraf çekmeyi unutuyor, seni birden yaşamın içerisine çekiyor gerilla, nasıl olduğunu sen bile anlamıyorsun.

Ekin, yavaşça kamerayı çıkarmaya başlarken etraftakilerin yavaş yavaş sesi kısılmaya başladı. Kamera onlara çok itici geliyor, sebebini çözemedim daha. Belki insanları kalıplara soktuğundandır. Cizreli Simko Botan, “E vallahi bu kamera çıkınca insan ne diyeceğini şaşırıyor. Kamerayı çıkarmasaydın ne güzel anlatacaktım. Belki şarkı söylerdim” deyince daha  çekmek istedik. “Kamera da bizim yüreğimizin bir gözü işte” dedik. Farz et kamera açık değil, oraya bakma dedik. Simko’nun çok güzel, içli bir sesi var. İnsanı dinlendiriyor.

Bütün Kürdistan halklarının vicdanlarını sorguladığı 2015- 2016 sürecinde gelişen Cizre Direnişinden söz ediyor. “Yarım kalmış bir davamız var. Gidip tamamlamamız gerekir Botan’da” diyor Simko. Kürdistan halkı yeterince bedel vermiş, özgürlüğü çoktan hak etmiş bir halk.

Gözlerim onun anlatımlarına odaklanırken, ben daha doğmadan önce yaşanan, televizyonlardan gördüğüm ve annemin anlattığı Cizre Newrozu’nu canlandırıyorum. Direniş şehirlerine gidip geliyor ve tekrar gerillayı yazmak için adımladığımız Kürdistan dağlarında uyanıyorum. Bu insanları tanımak sonrasında ayrılmak nasıl da zor. Ayrılığın tanımını hala yapamayanlardanım.

Bir gülüş sizi hiç yaşamın içerisinden çekti mi güzellikleri görmeniz adına. İşte o gülüşle karşılaştım çayımızı içerken. Ekin, ağaca asılı papatyaların önünde upuzun saçlarıyla Jiyan Çekdar’ı çekiyordu. Papatyalarla konuşuyordu yaşamın adı olan Jiyan. “Saçların ne kadar uzun” deyince, “Önderliğimiz uzun saçlı kadınları çok seviyor. Onu özgürleştirdiğimizde uzun saçlı kadınlar olarak en önde Önderliğimizle özgürlük yürüyüşü yapacağız” dedi. Niçin bilmiyorum, ellerim saçıma gitti. ‘Benimkiler kısa’ deyince, “Ziyanı yok seni de yanımıza alırız” dedi. Ortadoğu halklarının hasretle özgürlüğünü beklediği Önder Abdullah Öcalan’ın en arkasında olmak, sadece gölgesini bile görüp selamlama şerefine nail olmak tarifsiz…

Yenilik gerillada bir ilke. Yüreğimizin merceğine gerillayı alıp başka bir patikadan yolumuza devam ediyoruz.

Yazarın diğer yazıları

    None Found