Gizli öfke kazanacak!

I.

Diktatörler gülünecek hale geldiklerinde, kendilerini ele verirler!

Erdoğan’ı ırkçı, çoğu kez de faşist olarak tanımlayanların çoğunlukta olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Ilımlılar, teknokrat ve totaliter diyorlar.

Tanımlamalar arasındaki mesafe cm’lik gibi.

Erdoğan, geleceğinin nitelikli zeminin farkına vardığını biliyor.

Onlarca (?) danışmanını devreye sokuyorlar.

Önermeler geliyor.

Özellikle “faşist“ olmaktan kurtarılması için stratejiler yapılıyor. En akıllı danışmanının önermesi üzerine, kendisine bira içmesini öneren bir yazarın bu istemini kastederek: “Cumhurbaşkanı’nı bira içmeye, Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır” demişti.

Sonra, sözlü tacize uğrayan kemalist bir kadın sanatçının kendisine taciz eden AKP’li ve başörtülü kadınlara: “Arabistan’a gidin!” tepkisine  Erdoğan’ın cevabı gecikmedi:

“Adı da sanatçıymış, peh. Bu ülkenin başörtülü hanımlarına ‘Suudi Arabistan’a gidin’ demek, faşistliğin dik alasıdır.“

Muhattaplarının kemalist ve onların da ırkçı oldularını bir tarafa bırakarak, Erdoğan’ın tepkilerini deşifre etmek istiyorum.

Son dönemde basına sızan bilgilere göre, Erdoğan‘ın, başbakan olmaya doğru tırmanan süreçte, 2002 yılında, ABD eski savunma bakanı Chuck Hagel’e “Kürtler bizim için birinci tehlikedir’’ dediği bizzat Hagel tarafından CNN International’de, açıklanmıştı.

Böylece, ırkçı Erdoğan’ın uzun bir süredir katmerleşen ırka dayalı siluetini, kendisine ve taraftarlarına yapılan yarı şaka önermeleri, “faşistçe” bulması, taraftarlarının daha önceleri bilenen hıncını daha da keskinleştirmek gibi bir amacı olsa gerek.

Tablo biraz da Robert De Niro’nun çizdiği Trump portresine benziyor:

De Niro, kendisine Trump’la ilgili “Peki ya faşist?” sorusuna şu cevabı veriyor:“Eğer yapmak istediğini yapsaydı, bu ülkede çok kötü bir duruma sürüklenirdik. Yani benim anladığım kadarıyla, Hitler’e gülmüşlerdi. Çünkü hepsi komik görünüyordu. Hitler de, Mussolini de, diğer diktatörler ve despotlar da komik görünüyordu.”

Bu cevaba muhattap Trump ile Erdoğan arasındaki farkın önemlisi, Trump’ın yapmak istediğini yapamaması, Erdoğan’ın ise yapmak istediklerini helen de yapması…

II.

Böylesi bir adamın her adımını kararnameler ve meydan nutuklarıyla belirlediği/belirlemek istediği 31 Mart yerel seçimleri nasıl sonuçlanacak?

Uzun dönemdir ve özellikle de Tahir Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili tarihi hadiseden sonra, Kürdistan’da süregelen, Diyarbekir eksenli,  derinlemesine devam edegelen bir toplumsal mücadele, Kürdistan’ın kuzeyinde, Erdoğan ve Türk militarizminin kaybedeceğini gösterecek.

Roboskî’den geriye bir mezarlık kaldı;

Cizre’den kalmaya devam eden: Avrupa’ya seslenerek, “Bu vahşeti durdurun. Aksi halde sizleri de suç ortağı görmek zorundayız. Katliamla yüz yüzeyiz”; ‘AKP faşizmine Cizre halkı olarak diz çökmeyeceğiz’ diyen Mehmet Tunç’un tarihi çağrıları oldu. Bir de geriye napalm bombalarının izi kaldı.

Sur’dan geriye kalan, Türk militarizminin sivil halka dayattığı katliam ve Tahir Elçi’nin, halkı caydırmak amacıyla kameralar eşliğinde infaz edilmesi oldu.

Paris’te üç Kürdistanlı kadının devlet güdümlü katiller tarafından infaz edilmeleri ve özellikle de Sakine Cansız gibi gerilla kadınlardan birinin öldürülmesi, Türk devletinin, direnen  Kürdistanlı kadınlardan öç alma eylemi olarak tarihe geçti.

Efrîn işgali, Kürtler’e karşı tüm tamanlar için açılan savaşın başlangıcı oldu.

Öncesi ve yukarıda sıraladıklarımın sonrasındaki, insanlık suçu ve insan hakkı ihlalleri, Kürdistan’daki toplumda derin yaralar açtı ve “gizli öfke“ biriktirdi.

Ve böylece 31 Mart’a bu gizli öfke damga vuracak; kazanacak olan Kürdistan toplumlarında biriken gizli öfke olacak!

Yazarın diğer yazıları