Gökyüzünde kargo uçakları uçuşuyor ulusalcı kardeş onları karga sanıyor!

Kargo uçakları peş peşe Mürted üssüne iniyor. İçlerinde S-400 füzeleri var.

“Öküz” nedir?

Soruyu zooloji açısından sormadım. Ulaşım ve savaş endüstrisi açısından sordum.

Öküz, tarihi Türk “milli ve yerli” otomobilinin, kamyon ve otobüsünün, yani kağnının “motorudur.”

Aynı zamanda ilk Türk “milli ve yerli” traktörü olan kara sabanın da “motorudur.”

Hatta, ilk Türk “milli ve yerli” tekerlekli obüs top arabalarının da “motorudur.”

Organik bir motorumuzdur öküz.

Şimdi bu Öküz Mürted hava limanına inen uçaklara, uçaklardan çıkan dev tekerlekli S-400 füzelerine melul melul bakıyor. Füzeler yanından kulakları yırtan homurtularla geçip gittikten sonra, ağır ağır başını çeviriyor ve “hey gidi günler” diye mırıldanıyor.

“Böööööö” diye hüzünlü haykırışını duymuyor musunuz? Ben duyuyorum.

Bizim öküz, “yerli ve milli” Atlas’ımızdır ayrıca. Elenizmin yarattığı Atlas dünyayı omuzlarında taşırdı.

O zamanlar dünya tepsi gibiydi ya, bu tepsi bizim öküzün boynuzlarının üstünde, kıyamet kopsa devrilmeden dururdu.

Bu öküz kağnıya koşulu tozu dumana katıp koşturduğu bir gün hayatının ilk büyük şokunu yaşadı. Ayağının altındaki toprak zangırdıyordu. Ardından bir uğultu geliyor, “çuf çuf” sesleri, “düüüüt” seslerine karışıyordu. Öküzümüz mütefekkirdir. Dönüp “bu alamet de ne” diyerek ardına bakmak ve geleni anlamak yerine, tefekküre daldı. Kafasının içinde bu tuhaf sesleri ve topraktaki sallantıyı derin düşüncelere dalarak anlamaya çalıştı. Sarsıntı artıyor, sesler büyük bir hışımla öküze yaklaşıyordu.

Yaklaştı, yaklaştı, ilk “milli ve yerli” otobüsümüzün hizasına geldi. Öküzümüz hala düşünüyordu. Derken tren kağnıyı ve onun “milli ve yerli” motorunu rüzgarıyla savurarak geçti. Öküzümüz en sonunda mağrur bir edayla kafasını çevirdi, “giden trenin ardından” bakakaldı. Rivayet edildiğine göre Orhan Veli’nin şu mısralarını, kendi diline çevirerek, gözlerinden süzülen yaşlar arasında mırıldandı:

“Bakakalırım giden trenin ardından / Atamam kendimi rayların arasına, dünya güzel /

Serde öküzlük var ağlayamam.”

(Şiirin aslı da şu: “Bakakalırım giden geminin ardından; / Atamam kendimi denize, dünya güzel;  / Serde erkeklik var, ağlayamam.”)

 “Öküzün trene baktığı” gibi bakmak bu hazin öyküden neşet etmekte.

Şimdi bizim emektar öküzlerimiz S-400 füzelerine, yanlarından “vıııın” diye geçip gittikten çok sonra, kafalarını çeviriyor ve Trakyalı kardeşlerimiz gibi, “tübe, tübe, bu nedir büle?” diye soruyor.

Fıkradaki gibi. Hüsmen ile Hüseyin yaz günü sırtlarını duvara vermiş, güneşlenirlermiş. Derken bir de ne görsünler. Önlerinden bir deve kervanı geçmiyor mu? Ömürlerinde deve görmemiş olan iki Trakyalı gözleri hayretten büyümüş deve kervanına bakakalmışlar. Hüseyin Hüsmen’e sormuş: “Üsmen be nedir bunlar büle?” Hüsmen bakmış bakmış, cevap vermiş: “Te be Üseyin, bunlar hepten büledir be kızanım.”

Şimdi AKP’ye muhalif ulusalcılara soruyorlar: “Şu yanımızdan geçen borular nedir böyle?”

Muhalif ulusalcı mırıldanıyor: “Yanımızdan mı geçti ki, Allah Allah”. Sonra başını ağır ağır çeviriyor. O arada S-400 çoktan köşeyi dönmüş, Beştepe’nin kapısından girmekte. Erdoğan da füzenin üstüne, vaktiyle binip de düştüğü ata biner gibi binmiş, gidiyor kıyamete. Muhalif ulusalcı “bunlar nedir böyle” diye sorana boş gözlerle bakıp, “bunlar hep böyledir” diyerek, gözlerini ufka dikiyor.

Sevgili öküzümüzün trene baktığı gibi yani…

Benden söylemesi; tren nasıl tarihi öküzümüzü “motorluktan” çıkartıp, tekaüt ettiyse, bu S-400 füzeleri de, CHP’yi, İyi Parti’yi, Saadet’i, eğer başlarını böyle ağır ağır çevirir ve gözlerini melul melul belertir iseler, pek yakında “muhalif” olmaktan çıkarır, Yenikapı’da “milli beraberlik” törenlerinin figüranları haline getirir.

Ben bunları der demez, bizim muhalif ulusalcı kadehinden bir yudum rakı içip, başı ellerinin arasında Cahit Külebi’den çok dertli bir şiir okuyor:

“Sivas yollarında geceleri

Katar katar kağnılar gider

Tekerleri meşeden.”

Birden Quto ortaya çıkıyor, mayışmış ulusalcıyı dürtüyor:

“Boş ver Sivas yollarını Kek ulusalcı, Türkiye semalarından vızır vızır füzeler gidiy.”

Ulusalcı muhalif başını ağır ağır yukarıya kaldırıyor. Onun başı yukarıya kalkana kadar S-400 füzesi, darbeci olduğunu ‘değerlendirdiği’ bir TSK ‘tayyaresini’ çoktan vurmuş, semada kayboluyor.

Ulusalcı boş gökyüzünde yalnız uçan bir kargadan başka bir şey görmüyor. Ve bir şarkı mırıldanıyor:

“Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar

Yeryüzünde sizin kadar yalnızım

Bir haykırsam belki duyulur sesim

Ben yalnızım ben yalnızım yalnızım”…

Haykırsana be adam…

Yazarın diğer yazıları