Gördünüz mü Hulusi Bey’in kılıcı da düştü

Başarısız darbe girişimini Erdoğan-Hulusi Akar diktatörlüğünün mağduriyetine evirme çabalarına dikkat!

Kendileri diktatör olanların aynı anda demokrasi savunucusu olması, sadece Türkiye’ye ve Türklere özgü bir “meziyet” olsa gerek.

Uzatmadan gelelim sorulara.

Erdoğan-Hulusi Akar diktatörlüğünün kendisini en güçlü sandığı bir zamanda, bu karşı operasyon nasıl örgütlendi?

Hurşit Külter’in kaybedilişi konusunda hiçbir bilgiye ve ipucuna “ulaşamayan” Hakan Fidan’ın MİT’i, devlet işleriyle de uğraşmıyorsa ne işle iştigal ediyor?

Tayyip Erdoğan’ın tepeden tırnağa değiştirdiği Emniyet teşkilatı ve bünyesindeki Emniyet istihbarat son ana kadar hiç mi bir duyum alamadı?

Hulusi Akar’ın Jandarma İstihbaratı neyin istihbaratını topluyor? Kürdistan’da yakıp yıktığı evlerin duvarlarına JÖH imzası atanlar neden komutanlarını koruyamadı? 

ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa, darbe girişimin ilk saatlerinde neden ve niçin mevcut iktidarı açıktan destekleyen mesajlar vermek yerine orta yolcu açıklamalarla yetindiler?

Bu soruların yanıtı Erdoğan-Hulusi Akar diktatörlüğünün, her zaman ve her an karşı darbelerle yıkıma açık olduğu gerçeğini teyit eder.

Demek ki bu iş Cizre’de, Nusaybin’de Kürtlerin evlerini tanklarla uçaklarla başlarını yıkarak, cenazelerini günlerce sokaklarda bekletmeye benzemiyormuş.

Demek ki cinayet mahallinde, diktatörün eteğine ilişerek katilleri kutlama ayinlerine ve iftar sofralarına katılmak, omuzdaki aksesuarı önemli, göğüsteki teneke madalyayı değerli kılmıyormuş.

Demek ki tanklarınız ve uçaklarınızla Kürtlerin evlerini yıkarak TOKİ’ye inşaat alanı açma faaliyetine kendinizi bu kadar kaptırırsanız karargahınıza girer, sizi böyle rezil rüsva ederler. Karargahınızdan olursunuz, geriye ne “karar” ne de “gah” kalır.

Son üç günde, diktatörün ve omuzu kalabalık komutanın, silahsız ve savunmasız Kürtleri öldürürken ki küstah cesaretinin, silah ve güç karşısında nasıl acizleştiğini de gördük. 

Rehin alındığı yerden kurtarıldığında, eline aldığı üniforması ile, kendisini kurtarmaya gelen helikoptere doğru can havliyle koşuşturanın, Kürdistan’ı yangın yerine çeviren genelkurmay başkanı olduğuna inanamadık.

Şimdi “en büyük komutan” olarak O ve eteğine yapıştığı diktatörü, bu adi darbe denemesinden sonra, ameliyat sonrası dikişleri patlamış hasta konumundadır. Hastanın organları yerli yerindedir ama bir kez iltihaplanıp patlayan dikişlerin kaynayarak eski haline gelmesi imkansızdır. Aşırı kilodan da, zayıf bünyeden de bu sökük dikiş yine atacaktır.

Yakayı ucuz kurtarma ve despotizmi bir soluk daha sürdürebilme imkanına, “demokrasi bayramı” demeleri lafı güzaftır.

Asıl sevinmesi gerekenler diktatörlüğe, militarizme ve faşizme karşı başından beri mücadele edenlerdir. 

Çünkü topluma karşı her türlü melaneti, zulmü, zorbalığı yaparak bir hırsızlık rejimi tesis edenlerin birliği bozulmuştur. 

Hırsız, dolandırıcı ve katiller rejiminin sivil ve asker kanadı arasındaki “milli birlik ve beraberlik”; yoksullar, ezilenler ve ötekiler lehine bozulmuştur.

Bundan sonra Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, işçilerin, üniversitelerin, basının, yoksulların ve öğrencilerin karşısında, bölünmüş ve korkularıyla yaşayan zayıf bir diktatörlük olacaktır.

Diktatörlüğü ele geçirme, iktidar kavgası ve faşizm içi çelişkiler artarak devam edecektir. Bu bakımdan son musibet eşitlik, özgürlük ve demokrasi için mücadele imkanlarını çoğaltmıştır. 

Kurdukları sistemin dört dörtlük bir diktatörlük olduğu yalın bir gerçek iken, bunun adına “milli irade” demeleri bir şey değiştirmez.

Faşist diktatörlüklerin ortak özelliğidir. Baskı ve zulüm eşliğinde geliştirdikleri hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet düzeninin “meşruiyeti”ni seçim ve çoğunluk oyu ile ifade ederler.
Diktatörlüklerin kaderi de her coğrafya ve her devirde ortaktır: İktidarı seçimlerle, istifa veya demokrasi içi yöntemlerle değil; karşı zor, şiddet ve yıkıma uğrayarak bırakırlar.

Kendileri darbeci olanların, başkalarının darbe girişimlerini “demokrasiye saldırı” diye nitelemeleri komiklik ötesi bir güldürü olur. 

Diktatörler ve darbeciler için en uygun sözü Yunus Emre söylemiş; “Zulüm ile abad olanın sonu berbad olur.”

Yazarın diğer yazıları