Gözlemci sanatçı özne sanatçı meselesi

Büyük ve uzun süreli toplumsal mücadeleler vermek zorunda kalan, bu mücadeleleri sırasında büyük katliamlara, işkence ve zulümlere, yıkımlara maruz kalan topluluklar bütün bu süreçlere dair çok sayıda hikaye biriktirirler. Bu hikayeler her ne kadar o halka dair olsa da özünde bütün insanlık hallerini içinde barındıran evrensel bir nitelik de taşırlar. Vahşet ve merhamet, korkaklık ve kahramanlık, eşitlik ve egemenlikçilik, özgürlük ve tutsak kılma, itaat ve direniş bütün bu süreçlerin ortaya çıkardığı ve bu süreçleri yaşamış dünyadaki tüm halkların edebiyatında rastladığımız temalardır. Sovyet edebiyatının dünyaca ünlü klasiği olan Maksim Gorki’nin “Ana” romanının dili ve romandaki insan ve yer isimleri değiştirilirse dünyanın herhangi bir yerindeki bu tür mücadele yürütmüş herhangi bir halka ait bir roman haline gelebilir. Bu, büyük yazarın çok güçlü evrensel kodlarla romanı yazmış olması yanı sıra Rusya’da yaşanan bu toplumsal mücadelenin ve onu bastırmaya çalışan iktidarın özelliklerinin evrensel ortak nitelikler taşıyor olmasıyla da çok yakından ilgilidir.

Toplumsal mücadelenin çok şiddetli yaşandığı süreçlerde çoğunlukla bu süreçlere ait güçlü eserlerin yazılamadığı görülüyor. Ancak sürecin şiddeti hafiflediğinde yahut yürütülen toplumsal mücadele zafer ya da yenilgiyle sonuçlandıktan yani süreç tamamlandıktan sonra bu mücadeleye dair edebi eserler, romanlar, hikayeler yazılabilmektedir. Süreç henüz canlı ve mücadele şiddetli sürmekteyken daha çok bu mücadele içinde aktif bir şekilde yer alanlar tarafından anı ve anı romanlar yazılmaktadır. Bu anı ve anı romanların genellikle edebi tarafı zayıf kalmaktadır. Elbette bu anı ve anı romanları kaleme alanların bir edebiyatçı yazar olmaması doğal olarak böyle bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Fakat bu anıların ve anı romanların yazımı bu toplumsal mücadeleye dayalı edebiyatın gelişimi açısından son derece önemli ve gereklidir. 

Birincisi bizzat bu mücadelenin aktif militanları tarafından yazılıyor olması bu mücadelede tüm olup bitenlerin bize ulaşmasını, kayıt altına alınmasını sağlamaktadır. İkincisi bu anı ve anı romanlarda edebi yön zayıf olmakla birlikte, anlatıcıların verdikleri mücadelenin duygusal atmosferi içerisinde son derece samimi bir üslup ve pek çok yazarın yakalamakta güçlük çekeceği detayları yakaladıklarını görmek mümkündür. 

Kürdistan özgürlük mücadelesinde, mücadelenin edebiyata yansıması dünyadaki pek çok devrimin aksine hem nitelik hem nicelik olarak sıcak süreç henüz sürmekte iken edebiyata, sanata yansımaktadır. Bunda Kürdistan Özgürlük Hareketinin güçlü bir ideolojik kültürel paradigmaya sahip olması, halkı ve kadrolarını bu paradigmasal eğitim sürecine tabi tutması büyük rol oynamaktadır. Bu süreçte yazılmış anı romanlar ama özellikle anılar önümüzdeki tüm bir yüz yıl boyunca Kürt edebiyatını ve bir bütün olarak Kürt sanatını besleyecek büyüklükte ve derinliktedir. 

Ancak toplumsal mücadele, devrim ve edebiyat arasındaki ilişki bağlamında Kürt Özgürlük Hareketiyle diğer dünya deneyimlerini birbirinden ayıran önemli bir fark var. Şimdiye kadar yaşanan pek çok devrimde, devrim ulaşılacak bir hedef olarak görülmüş ve devrim zafere ulaştıktan sonra bu devrimin edebiyat ve sanata yansıması süreci gerçekleşmiştir. Oysa Kürdistan özgürlük paradigması devrimi ulaşılacak bir hedef, kazanılacak bir zafer olarak değil devrimi bizzat yaşamın kendisi olarak görmekte ve kesintisiz bir süreç olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla bu devrimin edebiyatının ortaya çıkması için devrimin zafere ulaşmasını beklemek, bu paradigmayı anlamamaktır. Temel mesele de budur zaten bu mücadele açısından. Devrimle bağını güçlü kurmuş, devrimi gözleyen değil devrimin bir parçası olan sanatçının, edebiyatçının eksikliği meselesi. 

Yazarın diğer yazıları