Güçsüzün tehdidi ve güçlünün ortak aklı

5-7 Ağustos tarihlerinde ABD ve Türkiye arasında gerçekleşen görüşmelerin, bu kapsamda ulaşılan sonuçların nihai olup olmadığı hala gündemdeki yerini koruyor. 3 madde üzerinden şimdilik bir anlaşmaya varıldığı kamuoyuna duyurulsa da, yazılı metinlere dönüştürülerek taraflar arasında imzalanan ve hala netleştirilemeyip üzerinde tartışılan hususların olduğu kamuoyuna yansıdı.

Taraflardan yansıyan ve yansımayanlar bir yana; QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî’nin Hawar Haber Ajansına geçtiğimiz günlerde vermiş olduğu röportajda konuya ilişkin önemli hususlar vardı. Birincisi “ABD ve Türkiye arasında gerçekleşen görüşmeye kendi önerilerini bir proje halinde sundukları ve Türk devletiyle dolaylı görüşmelerin devam ettiği, henüz görüşme ve tartışmaların nihai bir sonuca evrilmediği” yönündeki beyanlarıydı. QSD ve Kuzey Doğu Suriye Özerk yönetimi tarafından bugüne kadar yapılan tüm açıklamalar şu açıdan dikkat çekiciydi; Türk tarafı ‘yakıp yıkarız, yerle bir ederiz’ tehditleri savururken, onlar ise sürekli diyalog ile çözümün gelişebileceğine vurgular yaptı. Bu konuda oldukça sağduyulu davrandıklarını hatırlatmakta fayda var. Savaşı tetikleyecek taraf olmayacaklarını, ama gelişebilecek herhangi bir saldırı durumunda da meşru savunma hakkı temelinde kendilerini sonuna kadar savunacaklarını belirtiyorlar.   

Taraflar açısından sorunun diyalogla mı yoksa savaşla mı çözüme kavuşturulacağı, elbette ki güçlerin içinde bulunduğu mevcut pozisyonla bağlantılı. Diyalog ve barışçıl yöntemleri esas alarak sorunu çözmeye çalışmak, şüphesiz büyük bir erdem ve aynı zamanda bu çağrıyı yapan tarafın ne kadar güçlü olduğunu da gösteriyor. Ancak diğer taraftan bir çözüm yolu olarak diyalogtan kaçan, sürekli ‘saldırırız, yakarız, yerle bir ederiz’ tehditleri savurarak güç olduğunu göstermek, savaş ve yıkım üzerinden kendini güç haline getirmek de büyük bir zayıflık ve güçsüzlük.

Kuzey Doğu Suriye Özerk bölgesi üzerinden gündeme getirilen ‘güvenli bölge’ görüşmeleri ABD ve Türkiye tarafları arasında henüz nihai bir sonuca evrilmemişken, AKP cephesinin savaş ile sorunu çözme yaklaşımında ısrar eden açıklamalar yapması, gelişebilecek olası bir savaşa nasıl bir umut bağladığını da sorgulatmıyor değil.

AKP-MHP iktidar ve ittifakının Türkiye’yi getirdiği mevcut siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik tablo, nasıl bir çöküşün eşiğinde olduğunu göstermeye yetiyor. Ülkedeki mevcut siyasi partiler tarihinin bir tekerrürünü de bu gidişle AKP yaşayacak gibi. Yani Erdoğan’ın AKP tabanına ve kurucu unsurlarına atfen sürekli tekrarladığı “biriz ve güçlüyüz” gerçeği artık yok. Erdoğan’ın kendi deyimiyle ‘birlikte yola çıktıkları’ şimdi alternatif başka parti arayışı içerisinde. Toplum ve halklar bu iktidarın yürüttüğü siyaset ile oldukça kutuplaştırılmış ve düşmanlaştırılmış durumda. İç barış, huzur, demokrasi ve özgürlüğe susayan bir Türkiye gerçeği var şu an. Bölünme, parçalanma paranoya ve senaryoları milliyetçilik üzerinden gelişen faşist tabanı AKP ve MHP iktidarının tek dayanağı olarak tutsa da, sadece bu taban üzerinden iktidarın daha fazla uzun ömürlü olması pek mümkün görünmüyor.

Bu durumda geriye kalan, Efrîn işgal saldırısında olduğu gibi yeni bir işgal saldırısı ve sahte zaferlerle faşist iktidarın ömrünü uzatma ve ayakta kalma arayışı. Böyle bir saldırı gelişirse, bu sadece Erdoğan iktidarını çöküşe götürmeyecektir, Türkiye’yi de daha büyük bir savaşın ve karanlık bir geleceğin içine çekecektir. Ne demişler? Gün çarığı çarık da ayağı sıkar…

Kürtlerle eşitlik, demokrasi ve özgürlük temelinde gelişebilecek ittifak, uzlaşı arayış ve çabaları bu süreçte Türkiye’yi güçlendirecek yegane yol olur ve zaten Kuzey Doğu Suriye Özerk bölgesi yönetiminin dikkat çektiği bir diğer önemli husus sürekli bu oldu.

Savaş çığırtkanlıklarına karşı “Kazanımlarımızı, onurumuzu ve topraklarımızı sonuna kadar savunacağız” yönünde verilen direniş mesajıyla birlikte diyalog ve uzlaşıya da kapılarının açık olduğu mesajları veriliyor.

Bu durumda savaştan mı yoksa diyalogdan yana mı tercih yapacak olan taraf Türkiye’dir. Dolayısıyla devam eden görüşmelerin sonucu ne olursa olsun benim anladığım, ortak akılla hareket eden, -hangi güçten gelirse gelsin- gelişebilecek saldırılara karşı birlik ve mücadeleyi esas alan Kuzey Doğu Suriye halkları, bu saatten sonra kazanımları konusunda tavizkar olmayacak ve Türkiye’nin hakimiyetine büyük bir alan açmayacaktır.       

Yazarın diğer yazıları