Gulê’den Nûjiyan’a Şengal’i anlamak…

Rojbîn EKİN

Gulê elli yaşlarda Êzîdî inancına mensup bir Kürt kadın. Êzîdî inancının kutsal mekanlarından olan Şengal’de doğmuş ve orada yaşamla tüm bağlarını oluşturmuş. 73’üncü fermanın tüm insanlığın vicdanını yaralayan günlerinde ilk kurşunu sıkarak, direnişi başlatan isimsiz kahramanlardan olmuş biri.

3 Ağustos 2014’te DAİŞ çeteleri Şengal’e saldırmaya başlayınca Gulê ve ailesi tıpkı diğer Şengalliler gibi kendilerini nasıl bir sonun beklediğini tezahür bile etmemişti. Ama en büyük ferman, soykırım Şengal’in eşiğine dayanmış ve kendisinden hiç merhamet beklenmeyecek vahşi bir karanlık güç, kadın, yaşlı ve çocuk demeden sadece ölümü ve karanlığı kusmaya başlamıştı.

Eşi, çocuklarını ölümden kaçırırken, Gulê de bir kızı ve oğluyla birlikte dağa verir yönünü. Bir kafileye karışır ama tam Sinunê’de yakalarlar onları. Gulê evinden çıkarken kendisine lazım olabilecek bir tek şeyi alır; eşinin tabancasını… Koynuna saklar ve önlerini kesen 2 DAİŞ çetesinden birinin kafasına sıkar. Kafilenin geri kalanları yardım etse, diğer çeteyi de etkisiz hale getirip kafilenin geri kalanlarının tümü kurtulabilir. Gulê’yi kurşun yağmuruna tutar diğeri ve Sununê ana caddesinin üzerinde katleder. Aralarında Gulê’nin kızı ve oğlunun da olduğu onlarca kişiyi esir alıp kendileriyle götürür.

Gulê vurulduğu yerde kalır, uzun bir süreden sonra DAİŞ’in elinde esir bulunan kızının telefon imkanı bulup babasını araması üzerine, Gulê’nin katledildiği öğrenilir. Eşi, Gulê’yi vurulduğu yerde aramaya başlar ve uzun bir arayıştan sonra Gulê’nin sadece kemiklerine ulaşır. Gulê’yi, katledilmeden bir hafta önce ona aldığı ve katliam günü üzerinde bulunan elbiseden tanır. Gulê’yi alıp götürür ve defneder. Mezar taşına da Şengal’de fermana sıkılan ilk kurşunun ve direnişin simgesi olarak bir kurşun asar.

***

Tarihin bizi aşan, bize bir şeyler anlatan ‘tesadüf’ dediğimiz ve asla tesadüf olmayan an’ları vardır. Şengal’de ‘ilk kurşun’ ve direnişin hikayesini Nûjiyan anlamasa bilmeyecektik. O’nun katledilmeden önce peşinden koştuğu son hikayeydi ve şehadetinin ardından eli kalemine varmayan bir arkadaşı ulaştırdı bizlere. Fermanın yaralarını sarmaya giden, Êzîdî kadınların sesi olmayı seçen ve 73’üncü fermanın tüm utancını Şengalî savunmayanların ve Şengal’i soykırıma açık bir hale getirenlerin yüzüne –yaptığı haberlerle, yazdığı hikayelerle- vuran gazeteci arkadaşımız Nûjiyan Erhan, hikayenin taşıyıcısıdır.

74’üncü Ferman’ın yıldönümünde, bu iki kadının yaşamında Şengal’in hikayesi ve Kürtlüğün hikayesi gizli… Şengal’i bırakıp kaçarak Gulê’nin ve nice insanın katline ve binlerce kadının esir alınmasının önünü açanlarla Nûjiyan’ı katleden zihniyet aynı yere işaret eder…İHANET!

İhanet, nasıl ki Gulê ve 5 bin Êzîdî’nin katliamına yol açtıysa, aynı ihanet gerçeği ve gücü bu kez Nûjiyan’ı vurur.

Hikayeye sinen acı ve trajedi, Şengal’in insanlık vicdanında açtığı yarayı hep kanatacak kuşkusuz. Akıbeti bilinmeyen yüzlerce Êzîdî kadın ve çocuğuna, DAİŞ çetelerinin elinden kurtulmayı başaran, bir şekilde özgürlüğüne kavuşan binlerce kadına ne olduğu sorusunu da akıllardan eksik etmeyecektir.

Üzerinden 4 yıl geçen soykırımdan sonra Êzîdî inancına mensup Kürtler için hangi gücün neler yaptığı ve neler yapması gerektiği de tartışılmaya açık bir konu olarak hala duruyor.

Şengal’in yeniden inşa edilmesi yönünde herhangi bir adım atılacak mı? Şengallilerin öz örgütlülüklerine dayanarak oluşturdukları yerel meclis ve askeri yapılanması, uluslararası güçler ve Irak tarafından tanınıp Şengal özerk bir bölge olarak garanti altına alınacak mı? Yoksa Şengal belirsiz bir geleceğe sürüklenip insansızlaştırılacak mı?

Şengallilerin geleceğini sahiplenmek isteyen güçlerin, her şeyden önce Êzîdîlerin kendi inançlarını sürdürebilecekleri anayurtlarını ve kutsal mekanlarını inşa etmelerine olanak tanımaları gerekir. Şengallilerin bu aşamadan sonra ihtiyaç duydukları en önemli şey, inançlarını sürdürebilecekleri ve kendilerini koruyabilecekleri güvenli bir bölgenin oluşturulması.

Ve Gulê’nin fermana karşı direniş geleneğini taşıyacak ve sürdürecek, öz savunmasını daha da güçlendirmesi olacak. Bunun öncülüğünü YBŞ ve YJŞ yapıyor bugün. Êzîdî Kürtlerin bir başka soykırımın, kültürel ve inançsal asimilasyona tabi tutulmaması için bu kaçınılmaz. Tüm bölgesel ve uluslararası güçler de hem Şengal’in özerkliğini hem de öz savunma gücünü resmi olarak tanıyarak, Şengal’in yaraları bir nebze de olsa sarılabilir ve Êzîdî Kürtlerin özgür geleceği garanti altına alınabilir.

Yazarın diğer yazıları