Gülnaz Ege ve Sarya Amed

2017 yılının güz döneminde de Kürdistan’da gerilla direnişi devam ediyor. Hatta gerilla eylemlerinde hamlesel düzeyde bir artışın ve gelişmenin yaşandığı gözleniyor. Örneğin Tendürek Dağı’nda ve tüm Serhat alanında ilerleyen mevsime rağmen gerilla hakimiyetinin günlerce sürdüğü ve Türk ordu birliklerinin hareket edemediği belirtiliyor. Tüm teknik gücünü seferber etmesine rağmen Türk ordusunun çok ağır kayıplar verdiğini herkes kabul ediyor. 

Sadece Serhat alanı da değil, benzer gerilla eylemlerinin Zagros, Botan, Amed, Dersim ve Toros alanlarının tümünde yoğunlaştığı gözleniyor. Hatta Karadeniz ve Ege alanları gibi Türkiye’nin tüm kıyı bölgelerine de yayıldığı görülüyor. Örneğin Şemdinli, Gever ve Çukurca hattında her gün neredeyse onlarca eylem oluyor. Avaşin-Gerdi hattından Irak sınırını aşmaya çalışan Türk ordu güçlerinin ilerleyemediği ve ağır kayıplar verdiği ifade ediliyor. Ordunun tüm Hakkari alanında hareketliliğinin ve hakimiyetinin iyice zayıflamış olduğu dile getiriliyor. 

Botan’ın Besta, Kato, Cudi ve Gabar alanlarından sürekli gerillanın eylem yaptığı haberleri geliyor. Lice ve tüm Amed kırsalında sürekli askeri operasyonlar yapmasına rağmen Türk ordu birlikleri sonuç alamadığı gibi, ağır darbe yemekten de kendini kurtaramıyor. Yine Dersim ve Toros alanlarında gelişerek devam eden gerilla eylemlerinin AKP-MHP faşizmini ciddi bir biçimde korkuttuğu anlaşılıyor. Çünkü bu alanlardaki gerillanın sadece eylem yapma değil, aynı zamanda gerillayı Türkiye’ye yayma gibi bir özelliği de bulunuyor. 

Nitekim bu yıl gerillanın Türkiye kıyı kesimlerine epeyce yayıldığı gözleniyor. Bunda Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin varlığı ve çabaları çok önemli bir rol oynuyor. Karadeniz’den, Ege’den, İstanbul’dan başlayan gerillanın Kürdistan’da kökleşerek ve süreklileşerek yeniden bu alanlara yayılacağı ve zaferi bu temelde kazanacağı açığa çıkıyor. İşte AKP-MHP faşizminin korkusu ve feryadı da bu temelde gündeme geliyor. Yaz döneminde aylarca Karadeniz’deki gerilla birliklerinin eylem ve çatışmalarını gündeme getirdi. Şimdi de Muğla olayları denen olayın Ege’ye taşan gerillaya dönük saldırı olma ihtimali fazlasıyla bulunuyor. Demek ki gerilla birlikleri Karadeniz ve Ege kıyılarına yayılmış ve faşizmi esas korkutan da bu oluyor. 

Kuşkusuz söz konusu gerilla eylemleri her bakımdan toplumu derinden etkiliyor. Bir kere gerillanın büyük cesaret ve fedakârlığını görüyorlar. Diğer yandan gerillanın temsil ettiği derin özgürlük ruhuyla bilinçleniyorlar. Bunlar temelinde örgütlenerek de faşizme karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesine yöneliyorlar. Yani gerillanın varlığı ve eylemleri toplumu eğitip örgütleyerek özgürlük ve demokrasi mücadelesine sevk ediyor. Toplumsal hareketin kurmayı olarak antifaşist halk hareketini büyütüyor ve radikalleştiriyor. Gerilla ve halk direnişinin birleşmesinin de faşizmi yıkacağı anlaşılıyor. İşte Tayyip Erdoğan Yönetimini kaygılandıran ve korkutan gerçeklik budur. 

AKP-MHP faşizmi tüm çaba ve saldırılarına rağmen Kürdistan’da gerillayı ezme ve yenilgiye uğratma hedefini başaramamıştır. Çünkü Kürdistan’da artık sistemleşmiş ve kökleşmiş bir gerilla gerçeği vardır. Kürt halkı tarih boyunca neredeyse gerilla düzeni içinde yaşamıştır. Che Guavera’dan Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya’ya kadar uzanan gerilla geleneğini alıp kendi tarihsel gerçekliğiyle de birleştirerek yenilmez bir gerilla hareketi ortaya çıkarmıştır. Kürdistan’a yüzyıldır dayatılan sömürgeci ve soykırımcı sistem her an gerilla üretmektedir. Çünkü böyle bir sistemsel saldırı karşısında var olma ve özgür yaşamanın gerilla dışında bir başka yöntemi yoktur. 

Her ne kadar gerillacılık işleri biraz kolaylaştırsa da, kuşkusuz savaş, hem de yüzyıllara yayılan savaş zor bir iştir. Böyle bir savaşın büyük cesaret ve fedakârlık istediği ve ağır bedeller karşılığında ancak yürütüldüğü tartışma götürmez bir gerçektir. Nitekim PKK öncülüğünde yürütülen son kırk yıllık direniş içerisinde yaklaşık kırk bin şehit verildiği ifade edilmektedir. Bir de bu rakam öyle sıradan insanlardan oluşmamaktadır. En az yarıdan fazlası bilinçli ve örgütlü özgürlük militanıdır. Yine üçte birinden fazlası eğitilmiş ve örgütlendirilmiş yurtsever insandır. Demek ki Kürdistan’daki özgürlük savaşı kahraman şehitler vererek ve bu temelde ağır bedeller ödenerek yürütülmektedir.

Aynı durum AKP-MHP faşizminin topyekûn özel savaş saldırısına karşı yürütülen günümüz gerilla direnişi açısından da geçerlidir. Nitekim Kürdistan’ın her alanında ve Türkiye’nin bazı kesimlerinde her gün gelişen onlarca gerilla eylemi içinde faşist-soykırımcı güçlere ağır darbeler vurulduğu gibi, gerilla da her gün şehitler vermektedir. Hatta bazı günler kahraman şehit sayısı onları bulmaktadır. Yani hiçbir şey ucuz ve kolay bir tarzda ve de bedelsiz olmamakta ve kazanılmamaktadır. Özellikle iktidar ve devlet sisteminin geliştirdiği son öldürücü tekniğin vahşice ve ölçüsüzce kullanılması, yaşanan söz konusu savaşın bedelini çok daha ağır hale getirmektedir. 

Böyle ağır bedeli olan bir savaş içerisinde Kürt halkı binlerce yiğit oğlunu ve kızını şehit vermiştir ve de vermeye devam etmektedir. Bakur’da AKP-MHP faşizmine karşı direniş, Rojava ve Başur’da DAİŞ faşizmine karşı savaş, Rojhilat’ta İran saldırılarına karşı mücadele her gün belli sayıda yeni Kürt gencinin toprağa düşmesine yol açmaktadır. Kürt ana ve babaları artık şehitleriyle vardır; Onlarla yaşamakta ve Onlarla onur ve şeref kazanmaktadır. Kürt kadınını ve erkeğini başı dik, iradeli, iddialı ve paylaşımcı kılan gerçeklik budur. Özgür Kürt bireyi ve toplumu bu temelde ortaya çıkmaktadır.

Savaşın Türkiye toplumunu etkileme durumu ise biraz farklıdır. Kuşkusuz benzer bir acıyı Türk ana ve babaları da yaşamaktadır, fakat devlet çıkarları ve faşist-soykırımcı amaçlar uğruna yaşandığı için bu durum onlarda benzer gelişmeye yol açmamaktadır. Tersine kuru ağıt, feryat, nişanlılık, evlilik, eş, evlat edebiyatı temelinde olmaktadır. Bu da Türkiye insanını ve toplumunu özgür ve eşit kılmamakta, tersine menfaat ve öfke içinde adeta cinnet geçirir hale getirmektedir. 

Şimdi gerillanın yeniden Türkiye’ye yayılması ve AKP-MHP faşizmine karşı mücadelenin Türkiye’ye taşması bu durumda değişiklikler ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’nin genç kız ve erkekleri de gerilla saflarına katılmakta, Türkiye’nin de Mahir, Deniz ve İbrahim’in başlattığı gerillacılığı yeniden gelişmektedir. Zaten Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Haki Karer ve Kemal Pir’in Kürdistan’da geliştirmiş olduğu gerillacılık, aynı zamanda Demokratik Türkiye gerillacılığı da olmuştur. Kürdistan’da gerilla direnişine yüzlerce Türk genci de katılmış ve kahramanca savaşarak şehit düşmüştür.

İşte bunun son örneği, geçtiğimiz hafta içinde Amed’de yaşanmıştır. Ege’nin yiğit kızı Komutan Gülnaz ile Amed’in kahramanlarından biri olan Komutan Sarya, Amed dağlarında birlikte, omuz omuza, kardeşçe ve yoldaşça savaşarak şehit düşmüşlerdir. Dikkat edilirse amaçları, özlemleri, yaşamları, acıları, sevinçleri, her şeyleri birdir. Halkların, kadınların, tüm ezilenlerin hiçbir ayrılığı yoktur. Ege yiğitliği ile Amed kahramanlığı gerilla da bir ve kardeş olmuştur. Özgür yaşam aşkı Türk ve Kürt kadınlarını özgürlüğün kılıcı olan YJA-Star gerillacılığında birleştirmiştir. Kadının özgürlüğü toplumun özgürlüğü demektir. O halde kadının birliği de faşizme karşı toplumun birliğini getirecektir.

Afyon’da doğup büyüyen Gülnaz Ege, 1994 yılında gerillaya katılıp hiç bilmediği Kürdistan Dağına yürümüş ve neredeyse çeyrek asır boyunca Kürt kadın gerillacılığı içerisinde Özgür Kürdistan ve Demokratik Türkiye mücadelesi yürütmüştür. Tabi bunların gerçekleşmesinin ön koşulu olarak da kadın özgürlük devrimini geliştirmiştir. Kürt kadınlarıyla tam bir kucaklaşma içerisinde her düzeyde görev yürütmüş, sonunda YJA-Star Komuta Konseyi ve Amed Saha Komutanlığı görevini yürütürken şehit düşmüştür. Bir Amed çocuğu olan Sarya Amed, akranları gibi uluslararası komploya karşı bir fedai olarak 1999 yılında gerillaya katılmış, o da YJA-Star gerillalaşması içerisinde her türlü görev ve sorumluluğun yürütücüsü olmuştur. Özgür kardeşleşmenin sembolleri olan bu iki kadın, tüm Kürt ve Türk kadınlarını ve gençlerini bilinçlenmeye, örgütlenmeye, birleşmeye ve özgürlük için mücadele etmeye çağırmaktadır. Bu tarihi çağrılarının karşılık bulacağı inancıyla Onları ve şahıslarında tüm özgürlük şehitlerimizi saygıyla anıyoruz!   

Yazarın diğer yazıları