Gülüşü umut yarınlara…

  • Habibe ne kadar sessizse, hayat da o kadar acımasızdır ona karşı. Daha üç yaşında bir çocukken mısır kazanı üstüne devrilir ve tüm vücudu yanar. Günlerce yerinden kalkamasa da o masum gülümsemesini asla eksik etmez.
  • Kızını yitiren anne, eşini arayarak büyük acısına rağmen onu teselli etmeye çalışır ve der ki; “Kızımız kaçmadı, ihanet etmedi. Halkı için savaşırken onuruyla şehit düştü. Alnımız açık, başımız diktir.”

EYLEM KAHRAMAN

Sonra sen bir melek oldun

gamzelerin ve her zamanki gülüşünle

ben sana ağladım

bir savaşta yenilmiş gibi mutsuz

kimsesiz ve harap

oysa sen bir ülkeydin

dağlık, kurak, yine de yeşil ve verimli

savaşın ortasında kalmış olsan da

umutlu, hep gülmekten yana

gamzelerin tebessüme ayarlı birer saat

öyle bakma bana solgun fotoğraflardan

dön hadi gamzeli periler ülkesinden

kendi yurduna…

Habibe Karakuş (Kinem Amed), 1991 yılında Amed’in Pasur ilçesinin tıpkı Dersim’i andıran küçük bir köyünde doğar. Dört kız kardeşin ikincisidir. Çocukluğunda o kadar sessizdir ki, yayladan dönen annesi iki küçük çocuğunu taşıyamayınca onu bir ağacın altına bırakarak köye gider. Sonra dönüp alacaktır,  ama ondan önce ağacın altında hiç sesini çıkarmadan duran bebeği köylüler bulur getirir.

Habibe ne kadar sessizse, hayat da o kadar acımasızdır ona karşı. Şix Seîd direnişi zamanında ateşe verilen Gomek Köyü 1994 yılında bir kez daha yakılınca ailece Amed’e taşınırlar. Daha üç yaşında bir çocukken mutfakta kaynayan mısır kazanı üstüne devrilir ve tüm vücudu yanar. Onu kurtaran anında soğuk su leğenine batıran babasıdır. Küçük yaşta yedi büyük ameliyat geçirir. Kırk gün boyunca yerinden kalkamasa da gamzeli yüzünden o masum gülümsemesini asla eksik etmez.

İlkokulda çalışkan bir öğrencidir. Yaz tatillerinde annesi ve kız kardeşleriyle tarlalarda çapa yapar, pamuk toplar.  Orta okulu bitirince annesi daha çabuk bir meslek sahibi olsun diye Meslek Lisesi’ne yazar onu. Habibe burada muhasebe bölümünü okur. Babası o süreçte Kürt siyasi partisine üyedir. Sonra ilçe, ardından da il yöneticisi olur. 2009 yılında KCK operasyonu olunca aranır duruma düşer ve birkaç ay sonra yakalanır. O sırada Habibe bir şirkette iş bulmuş çalışmakta, bir yandan da üniversiteye hazırlanmaktadır. Her hafta hiç aksatmaksızın Diyarbakır Cezaevi’ndeki babasını ziyarete gider. Bir görüş günü ona üniversiteyi kazandığını müjdeler. Dicle Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştır. 20 gün okula gittikten sonra buraya devam edemeyeceğini anlar ve kaydını dondurur. Bir sonraki ziyaretinde bunu babasına açıklar. O çıkana kadar çalışacak ve evin geçimini sağlayacaktır. Babası maddi durumlarının iyi olduğunu, annesi ve ablasının çalıştığını ve okulu bırakmasını gereksiz bulduğunu söylese de kızı kabul etmez.

Babası cezaevinden çıkınca Habibe çok zor şartlarda çalıştığı iş yerinden ayrılır. Başka bir şirkette daha iyi bir iş bulur. Kürt Halk Önderi’nin tüm savunmalarını okuduğu o süreçte özyönetim direnişleri başlar. Habibe o sırada devletin halkına yaptıklarına birebir şahit olur ve buna büyük bir öfke duyar. Artık içten içe bilenmektedir. Bir gün babasının siyasi çalışmalar yürüttüğü parti binasına gider. Sırtında bir sırt çantası vardır. Oradaki insanlar onları yalnız bırakırlar. Babası kızına bir çay söyler. “Sana bir şey söyleyeceğim” der babasına. O da “ne söyleyeceksin, zaten birazdan eve gideceğiz, orda konuşuruz” diye yanıtlar. Habibe söyleyeceklerinin önemli olduğunu belirterek konuşmakta ısrar eder ve der ki; “Baba, ben katılmak istiyorum. Bana bunun yolunu göster…”

Babası ona o güne kadar hiç kimseyi göndermediğini söyleyerek, böyle bir şey yapamayacağını anlatır. Ayrıca annesi ve kardeşlerinin de olduğunu, onların da bunu bilmesi gerektiğini belirterek konuşmaya nokta koyar. Eve giderler. Konu evde de açılır, fakat hiç kimse bir şey demez. Ne karşı çıkılır ne de onay verilir…  Fakat babası anlamıştır, kızı kararını vermiş, tutsa da gidecektir…

Bir süre sonra bir telefon gelir babaya. Acilen eve çağrılır. Habibe kısa bir mesaj yazmış ve kendisini aramamalarını istemiş, onlara veda etmiştir. Babası kızının başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini düşünerek onu aramaya başlar, ama hiç bir yerde izine rastlayamaz. Onların tek amacı nerede olduğundan emin olmaktır.

Altı ay kadar sonra bir gün bir köylüleri köyün dışındaki bir pınarın başında otururken tesadüfen bir patikadan bir gerilla grubunun geldiğini görür. Sesini çıkarmadan yaklaşmalarını bekler. Gelenler dört kadın, üç erkek savaşçıdır. En önde o köyün ilk kadın gerillası Habibe vardır. Köylüsüyle göz göze geldiklerinde hemen arkasını dönerek arkadaşlarına bir şeyler söyler. Hızla yönlerini değiştirip bir tepeyi tırmanmaya başlarlar. Sonra da ondan bir daha hiç haber alamazlar.

Bu süreçte HDP’ye yönelik tutuklamalar başlar ve baba tekrar aranır duruma düşer. Yeniden hapse girmek istemediği için bin bir zorlukla yurtdışına çıkar. 8 Haziran 2019 günü Almanya’da, bir yurtseverin evinde misafirdir. O akşam haberlerde Dersim’de bir askeri operasyon olduğunu ve beş kadın savaşçının çatışarak şehit düştüğünü duyarlar, ancak isimler açıklanmaz.

Habibe’nin annesi Ramazan Bayramı nedeniyle başka bir şehirdeki kızının yanındadır. Sabaha doğru saat dörtte sürgündeki eşini arar. Gece haber aldıklarını, Habibe’nin dört arkadaşıyla şehit düştüğünü söyler. Hayatlarının en kötü anında, birbirlerinden binlerce kilometre uzakta kızlarının görüntüsü geçer gözlerinin önünde ikisinin de…

Kürdistan tarihi bir özgürlük ve mücadele tarihi ise de içinde azımsanmayacak kadar ihanetin olduğu da bir gerçektir. Bu konuda ünlü bir Kürt meseli vardır: Kewêgozel… Burada halk keklikle özdeşleştirilir. Zira keklik kendi ırkına ihanet eden tek canlıdır. En güzel öten keklik yakalanıp adına “dehf” denilen çok ince bir ustalık gerektiren özel bir kafese kapatılır ve keklik kafesle beraber “koz” denen bir yere bırakılır. Sonra da kozun etrafı tuzaklarla çevirilir. Keklik ötmeye başladığında, onun sesini duyan bütün keklikler yanına gelir. Gelen keklikler, aslında kendi bölgesinde yabancı birisini istemediğinden kavgaya gelmiştir. O sırada ayakları tuzaklardaki iplere dolanır ve ele geçerler. İşte Pasur’un Dersim’i andıran küçük bir köyünde başlayan o biricik yaşam, Dersim’in kutsal topraklarında yaşanan bir ihanetle acı bir şekilde sona erer. Korkunç haberi alanları acıtan beş gencecik kadının şehadetinin yanısıra Kürdün Kürde ihanetidir. Zira devletin güvenlik güçlerinin eline geçen bir mücadele arkadaşları, kontralaşarak askerleri beş kadın savaşçının kaldığı mağaraya getirmiştir.

Anne Malatya Adli Tıp Kurumu’na kızının cenazesini almaya gider. Cenazeler tanınmayacak haldedir. Kinem Amed’in ve diğer savaşçıların naaşında yanıklar, morluklar ve sayısız kurşun yarası görür. Cenazelere işkence edilmiş, Kinem Amed’in bütün dişleri dökülmüştür.

Devletin güvenlik güçleri Amed’de yapılacak cenaze törenini engeller. Kinem Amed, silahların gölgesinde, birkaç kişinin katıldığı küçük bir törenle defnedilir. Kızını yitiren anne, eşini arayarak büyük acısına rağmen onu teselli etmeye çalışır ve der ki; “Kızımız kaçmadı, ihanet etmedi. Halkı için savaşırken onuruyla şehit düştü. Alnımız açık, başımız diktir.”

Babası da Almanya’nın Mönchengladbach kentindeki Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nde Kinem Amed şahsında beş kadın savaşçı için yapılan anma töreninde şöyle konuşur: “Kinem ve dört yoldaşı sadece biz ailelerin değil, tüm halkımızın şehididir. Onları saygı ve minnetle anıyorum. Halkımızın başı sağolsun…”

babasının Kinem Amed için yazdığı şiir:

Gözlerimizde kan kızılı bir isyan!

Bir yaz günüydü aramızdan ayrıldın

sıcak bir Diyarbekir yazı

bizden hatır istemiş 

ve ideallerinin peşinden gitmiştin

tıpkı senden önceki yoldaşların gibi…

8 Haziran’da ateş düştü yüreğimize

alev alev yandık Haziran sıcağında

içimizde ağıtlar ve feryatlar 

sessizce yol aldı yükseklere

ruhumuzda dilsiz bir sızı

gözlerimizde kan kızılı bir isyan!

Karanlıklar çöktü üstümüze

yer gök inledi

bulutlar ağladı

dağlar ayağa kalktı…

Ax li min, li min!

Yetişemedik size

gelemedik yardımınıza

ses olamadık sesinize…

Duyamadık sizi

cansız bedenlerinizi bile göremedik

uzak kaldık sizden çok uzak…

Tabutlarınıza omuz veremedik

mezarlarınıza yüzümüzü süremedik

son bir veda bile edemedik

bu nasıl kahredici bir derttir

bilemezsiniz…

Ax li min, li min!

Dervişlerin yurdu Dersim!

Ax Ana Fatma!

Neden verdin canlarımızı?

Canlarım,

çocuklarım,

uğurlar olsun size…

Yazarın diğer yazıları

    None Found