Gün Rojava Devrimi’ni yaşatma günüdür! – Demir ÇELİK

Savaş ve güvenlik eksenli politikalar, çağımız insanına boyun eğdirmenin en etkili yolu olmaya devam ediyor. Emperyalist küresel hegemonya sadece güvenlik politikalarıyla da yetinmiyor.

Asimetrik güç dayatmasıyla kaos ve krizler yaratıyor, ideolojik aygıtlarıyla insan ve onun toplumsallığını biçimlendirmeye kalkışıyor. Halkları savaştırıyor, açığa çıkan kaosu yönetmeye çalışarak, alternatif seçeneklerin ortaya çıkmasına müsaade etmeden kitleleri ve onların mücadelelerini sistem içileştiriyor, pasifize ediyor.

Savaş ve güvenlik odaklı politikalar yıkım, açlık, yoksulluk, issizlik ve zoraki göçertme ile sonuçlanıyor. Devletçi sistem el koyduğu iktidar, emek ve sermaye üzerinden iyice palazlandığından çepere ve çevreye yayılmak, yaygınlaşmak ister. Paylaşım savaşlarıyla ticaret savaşları bu nedenle eksilmeden devam eder. Çünkü tarihsel ve yapısal olan kapitalizm krizi, her seferinde savaşlara yol açmaktadır. İnsanlıktan sapma olan devlet ve onun hiyerarşisi var olduğu sürece kriz de var olacağından yerel, bölgesel ve küresel düzeyde savaşlarda ekilmeden devam edecektir.

Halkları ve inançları çatıştıran, onları savaşlara mahkum eden, siyasal ve sosyal travmaların yaşanmasına neden olan kapitalist emperyalist sistem ve onun devletçi sistemi; toplumda korku ve tedirginliği her gün yeniden üreterek savaş ve güvenlik politikalarını sürdürebiliyor, kendisini ayakta tutabiliyor. Devletçi sistem tarafından üretilen bu korku ve tedirginlik hali; toplumun kolektif siyasi ve ahlaki değerlerini törpülüyor, aşırı bireyciliğin gelişmesine yol açıyor, korku ve güvenlik kaygısının yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Topluma empoze ettikleri ve yaygınlaştırdıkları bu korku sayesinde kendileri sırça köşklerinde ve ulaşılmaz saraylarında güvenlik içinde yaşarlarken, yönetilenlerin ve ezilenlerin evleri içine giriyor onlar adına onların arzularına, öfkelerine, sevinçlerine ve neyi nasıl yaşayacaklarına o karar veriyor.

Küresel hegemonya, evinin içine kadar giremediği, girse bile henüz gelenekçi toplumsallığı parçalayamadığı, ürettiği ürünü istediği formatta satışa sunamadığı coğrafyaların başında gelen Ortadoğu bu nedenle yeni paylaşım savaşlarına sahne olmaktadır. Toplumun çoklu kimlik ve çoklu kültürüne rağmen, ulus devlet tekçiliğinin yol açtığı her tür sömürü ve eşitsizliğin yoğunca yaşandığı coğrafya olmanın yanında yeraltı kaynaklarıyla dünya enerji potansiyelinin yüzde 30’unu barındırmaktadır Ortadoğu.

Bir yandan bu zenginliklere el koyan tiranlar, öbür yandan açlık sınırının da altında bir yaşama mahkum edilen milyonlar. Toplum kesimleri arasındaki bu çelişki ve uçurum hali emperyalistler için bulunmaz fırsat demektir. Kendileri adına vekalet savaşçılarını savaştıran emperyal güçler, hem hiç karşı karşıya gelmiyor, hem de yaşanan bu ağır travmanın faturasın halklara kesiyorlar. On yılını geride bırakan Arap Baharı ve sonrasında yaşanan Üçüncü Dünya Savaşının iki hegemonik gücü ABD ve Rusya bu kaosun yönetilmesinde en büyük payı alan olmakla kalmamış, mazlum halkları bölgesel aktörlere boğdurmaya çalışarak halklar nezdinde itibarlarını korumaya çalışmaktadırlar.

Küresel hegemonyanın karşıtlaştırdığı, çelişkilerinden yaralanarak yönettiği devletsiz halkların ‘uzlaşı-çelişik, savaş- barış’ ikilemlerinin cenderesinden çıkması gerekiyor. Üçüncü Dünya savaşı siyasi, ekonomik, sosyal ve diplomatik ilişkilerin yoğunca yaşanmaya başlanacağı bir sürece evrilmeye yüz tutmuştur. Yeni denge ve statülerin gündemleşeceği sürecin başındayken herkes elindeki kartı güçlü kılmak istemektedir. Bu nedenle tüm aktörler devlet dışı kalan 50 milyonluk Kürt’e ve onun statüsüz coğrafyasına göz dikmişlerdir.

Faşizme karşı demokrasi, barbarlığa karşı uygarlık savaşını veren Rojava devrimi, halklara ve inançlara demokratik ulus perspektifi ile birlikte yaşamı savunduğu için boğazlanmak isteniyor. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü anlayışı ve siyasal sistemi ile sadece Kürtlere ve bölge halklarına değil, insanlığa umut olan Kürt hareketinin geliştirdiği ve ete kemiğe büründürdüğü demokratik ve özgürlükçü yaşam, küresel hegemonyayı tedirgin etti, ediyor. Bu korkudan hareketle emperyalistler milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi hezeyanlarla hareket eden Türk egemenlikçi sistemine ve Kürdistan karşıtı bölgesel aktörlere alan açarak, kendileri için tehlikeli gördükleri alternatif Kürt siyasal sistemini dağıtmak istemektedirler.

Efrîn’de uygulamaya aldıkları konseptlerini şimdi Rojava’da yapmaya çalışıyorlar. Kürt siyasal hareketine ehlileşmeyi, siyasal sisteme entegre olmayı, değilse statüsüzlüğü ve soykırımı dayatıyorlar. Türk egemenlikçi sistemi Kürt soykırımına çok hevesli olduğundan bu işe balıklama atlamaya hazır görünse de evdeki hesabın çarşıya uymayacağı tedirginliğini de derinden yaşamaktadır. Hava sahasının kapalı tutulması, BM’nin bir kısım tedbirleri onlara geri adıma neden olabilir. Ancak Suriye, Rusya ve İran arkadan itekleyen ve teşvik eden pozisyonlarını korumaya devam ettiklerinden kör bir cesaretle halkımızın kıyımına kalkışabilir.

Yüz yıl önce öndersiz, dört parça Kürdistanlıyı harekete geçiren bir öncü gücün olmaması nedeni ile Kürtler kaybetti. Ulus devletlerin oluşum sürecinde uluslaşma sürecini tamamlayamadığı için devlet sahibi olamadı Kürtler. Devletsiz kalan Kürtler Arap, Fars ve Türk egemenlerince pay edildi, soykırım ve katliamlardan geçirildi. Asimilasyon, inkar ve imhaya tabii tutuldular. Türkiye, Irak, İran ve Suriye devletleri Kürt ve Kürdistan karşısında ve Kürtlere karşı savaşlarında hep birbirlerine destek olmuş, yüzyıldır uygulaya geldikleri bu stratejilerini bugün Rojava’da bir kez daha uygulamak isterler.

Hiçbir ahlaki ve vicdani değeri kalmayan devletçi sistem ve onun üç maymunları oynayan BM savaşa hayır diyemiyor, yaşanacak olan Kürt soykırımına bilerek ve isteyerek alan açıyor. IŞİD başta olmak üzere cihadist saldırganlara karşı oluşturulan Koalisyon Güçleri hiçbir şey olmamış gibi sahayı terk etmenin arayışında, Suriye ise Türkiye’nin girmek istediği Rojava sanki kendi toprağı değilmiş gibi ellerini ovuşturarak olacakları bekliyor. Rusya, ABD gibi ülkeler, söz konusu Kürt kıyımı ve Kürt soykırımı olunca bizi ilgilendirmez diyebiliyor, soykırıma alan açıyorlar.

Kapitalist emperyalist sistem Kürtleri yeniden pay etmenin, kimliksiz ve statüsüz bırakmanın kararı içindedirler. Egemenlerin bu insanlık dışı kararına karşı büyük bir dayanışma ve mücadele ruhuyla hareket etmek zorundayız. Sömürgeciliğe, işgale ve emperyalist saldırganlığa karşı dört parça Kürdistanlının ayağa kalkmasının zamanıdır. Kürdistan statüsü, Kürt kimliği ve özgür geleceğimiz için birlikte mücadele etmekten başka yol kalmamıştır. Soykırım amaçlı saldırıya karşı topyekün direnmenin günüdür. Önümüzdeki süreci siyasal, sosyal, kültürel ve diplomatik tüm alanları Kürdistan Statüsü için değerlendirmek bugünün en temel görevi olmaktadır.

İnsanlık adına mücadeleyi büyütmenin ve kazanmanın zamanıdır!

Gün Rojava Devrimini Sahiplenme Günüdür!

Yazarın diğer yazıları

    None Found