Güncel ve acil: İnsan Hakları

Yine ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir süreçte İnsan hakları haftasındayız. İnsan hakları’ kavramının bile tehlikeli olduğu bir ortamda ‘Dünya İnsan Hakları Günü’ ve bu haftaya yayılan etkinlikler vesilesiyle’ hafta boyunca mesajlar düştü postama.

 Hafta vesileyle, İnsan Hakları Derneği (İHD)  Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Temsilciliği, Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası ve Diyarbakır Hak İnisiyatifi, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle İHD Diyarbakır Şubesinde ortak basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında açıklanan rapor yaşanan gerçekleri bir kez daha yüzümüze vurdu. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Racı Bilici’nin açıkladığı rapora göre: Yayınlanan KHK’larla 100 binin üzerinde kamu personeli ve akademisyen ihraç edildi. 160 basın-yayın organı süresiz olarak kapatılarak mal varlıklarına el konuldu. 160 gazeteci halen cezaevlerinde tutuklu bulunurken, onlarcası hakkında soruşturma ve davalar açıldı, sistematik ve yaygın insan hakları ihlallerinin devam ettiğinin belirtildiği rapora göre 2017 yılında meydana gelen zırhlı araç çarpmaları sonucunda, 7’si çocuk 19 yurttaş yaşamını yitirdi, 30’u aşkın kişi ise yaralandı.

Bu arada CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da "2002 – 2017 yılları arasında Türkiye’de insan hakları ihlalleri raporunu açıkladı. Rapora göre; 2002-2007 arasında en ez 485 gazeteci tutuklandı. 2017 yılının ilk 10 ayında gerçekleştiği tespit edilebilen yaşam hakkı ihlali sayısı az 563. 2011-2017 yılları arasında Türkiye’de en az 14 bin 525 kadının yaşam hakkı ihlal edildi, son 15 yılda en az 482 gazeteci tutuklandı.

***

Bütün bu gerçekler arasında böyle bir günü kutlama lüksüne sahip değiliz ne yazık ki. Bari bu kavramı içeren bir iki film izleyeyim, kitaplığımdaki bu içerikteki birkaç kitabı karıştırayım dedim. Film izleme fırsatı yakalayamadım ama el attığım birkaç kitap zenginleştiriciydi.

Thomas Paine; İnsan Hakları adlı yapıtında özgür bir ülkenin, kişiler tarafından değil, doğal hakları garanti altına alan, bu anlamda adil olan yasalar tarafından yönetilmesi gerektiğini belirtir ve şöyle devam eder: Seçimle işbaşına gelme sistemi de, eğer sonunda iş başına gelen sınırsız yetki kullanacaksa, doğal hakları ihlal edecekse, fiiliyatta monarşidir, mutlakiyettir. Seçimle işbaşına gelen sınırsız egemenlik kullanacaksa aynı anlamda ve aynı derecede despotik bir yönetim kuruyor demektir. (Çevirmen: Mehmet Osman Dostel -İletişim Yayıncılık-2017)

Yine dünyaca ünlü siyaset kuramcısı Şeyla Benhabib ‘Buhran Çağında Haysiyet-Zor Zamanlarda İnsan Hakları’ adlı kitabında modern dünyayı şekillendiren daha geniş toplumsal dönüşümler çerçevesinde insan hakları felsefesi ve politikasını tartışıyor ve insan haklarının bugün her zamankinden çok  önemli olduğunu savunuyor. (Çeviri: Barış Yıldırım-Koç üniversitesi Yayınları-2013)

***

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kaynağı insanın ve onun doğasından gelen dokunulmaz ve vazgeçilmez evrensel değerlerdir. Türkiye, 1949 yılında bu beyannameyi imzalamış ve kabul eden ülkeler arasına katılmıştır.

Ne var ki o tarihten bu yana hemen her döneminde bu hakları ihlal etmiş ve gelinen noktada insan haklarından söz edenleri bile suçlu konumuna getirmiş, hainlikle suçlamış ve cezalandırma yoluna gitmiştir. Şairin yıllar öncesinde söylediği gibi; "Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil/ İnsan gibi yaşamalıyız dersin / büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi / yakalanmak, hapse girmek hürriyetinle hürsün."

Yazarın diğer yazıları