Gündelik faşizm

Faşizmin serpilip, geliştiği, büyüyüp kökleştiği ülkeler, toplumlar, aynı zamanda çürümenin, tarih boyunca insanlığın biriktirdiği ve üzerinde mutabık kaldığı evrensel değerlerin yozlaştığı çürüdüğü toplumlardır. Artık günlük yaşantımızdaki sıradan ilişkilerden tutalım, iş yaşamına, kanunların yapılmasından uygulanmasına, eğitimden, bilimsel ve sanatsal üretime kadar tüm toplumsal düzen ve ilişkilerde ahlaki ve vicdani ölçüler değil, moral değerler değil, faşist iktidarın ihtiyaçları ve güç ilişkilerinin belirlediği ölçüler daha doğrusu ölçüsüzlük belirleyici etken haline gelir. Bütün toplumsal düzen çok açık bir şekilde, çok cebri bir şekilde iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda teşekkül eder. Bu aslında iktidar ve devlet aygıtının ortaya çıkmasından beri hep böyle olagelmiştir. Devletlerin karakterlerime göre bu ilişki göreceli olarak toplumun lehine bazı avantajlar sağlamıştır. Fakat faşist iktidarlarda bu yüzde yüz toplumun aleyhine işleyen bir karakter kazanır. 

Fakat tehlike, toplumsal çürüme asıl olarak faşist bir iktidar düzeni altında yaşamaktayken değil, toplumların bireylerin günlük ilişkilerinde faşist iktidarın bir yansıması olarak bunu kendi aralarındaki ilişkilerine taşımalarıdır. İlişkilerde artık güç dengesi tamamen belirleyicidir. Kim güce ve iktidara daha yakınsa, ilişkinin ölçülerini o belirler. Daha önce ilişkilerde belirleyici olan ahlaki ve vicdani ölçülerin hiçbir değeri kalmamıştır. 

İktidarın düşman ya da ikinci sınıf olarak belirlediği kesimler üzerinde her türlü muameleyi gerçekleştirmek mubahtır ve cezadan münezzehtir. Örneğin Türkiye’de kadınlar, Kürtler, Aleviler, laik ve seküler olanlar, Müslüman olmayan kişi vb. toplulukların fiziki, kültürel, psikolojik varlıklarına karşı işlenen her türlü suç cezasızlıkla ödüllendirilir. Örneğin on üç yaşında bir kız çocuğuna (kadın, Kürt ve çocuk olma) bir ilçedeki tüm devlet erkanı, esnaf ve memurların tecavüz etmesinde cezasızlığın hüküm kılınmasında yargı tarafından verilen “çocuğun kendi rızası vardı” şeklindeki karar değildir korkunç olan. Korkunç olan şey bu mütecavizlerin bu korkunç çürümüşlükleriyle toplum içinde yaşamaya devam edebilmesi, o toplumda o ülkede bir infialin ortaya çıkmaması, güç dengesine ve mağdurun kimliğine bakılarak bunun olabilirlik sınırları içinde normalleştirilmesidir. 

Son birkaç haftada yaşananlara bakalım. Bir halk, bir gurup insan toplanıp ben bağımsızlık gibi bir tercih geliştirmek üzere bir referandum yapmak istiyorum diyor. Aç bırakmaktan, öldürmeye, hakaret ve aşağılamaya kadar her türlü tehdide maruz bırakılıyor. (kimlik özelliği Kürt olmak) Antalya’da beş altı kişi “terörist” oldukları zannıyla gözaltına alınıp çırılçıplak soyularak asfaltın üzerine yatırılıyor, fotoğrafları çekilip sosyal medyada servis ediliyor. (kimliği Kürt olmak) Antalya’da sokak ortasında kendinden geçmiş olarak yatan bir kadın iki polis tarafından muhtemelen ahlaka mugayir davranışına öfkelendikleri için coplanıyor, tekme tokat dövülüyor. (kimliği kadın olmak, muhtemelen dindar ahlaka zıt bir yaşam tarzına sahip olmamak), Beyaz Show’da “çocuklar öldürülmesin” diye feryat eden Ayşe öğretmene on beş ay hapis cezası veriliyor, cinayet, tecavüz gibi suçlardan mahkum olanların bile cezaları ertelenirken, hamile olan Ayşe öğretmenin cezası ertelemeyip çocuğunu cezaevinde doğuracak bir hükmü veriliyor. 

Yetmiş yaşında bir kadının cenazesini Kürt, Ermeni, Alevi, bölücü olduğu saikiyle mezarından çıkarttılıyor, bu olayın faili olarak gidip ülkenin içişleri bakanıyla fotoğraf çektiriyor ve bakan tarafından ilçenin eşrafı olarak tanımlanıyor. Barış için akademisyenler bildirisine imza atan, bu ülkede barış olsun diyen akademisyenlere binlerce yıl hapis cezaları istenen dava açılıyor. Onurluca işlerine dönmek talebiyle onlarca gündür açlık grevinde olan ve bu yüzden tutuklanan ve Nuriye ve Semih’i savunan avukatlar tutuklanıyor. Bütün bunları öven ve meşru gösteren yüzlerce televizyon, gazete haberi, köşe yazısı. Ve bütün bunlara onay veren yahut seyirci kalan bir toplum. Onay veren, seyirci kalan sanatçılar, bilim insanları, akademisyenlerin olduğu bir toplum. Böyle bir toplum, bireylerin tek tek faşizmi içselleştirmeye başladığı toplumdur. Böylesi bir durum telafisi onlarca yıl sürecek bir aşınmadır. 

Güzel şeyler de oldu elbette bu süre zarfında bize umut olacak. Ayşe öğretmen dik durdu sözlerinin arkasında. Meltem Cumbul ödül töreninde muktedirin yanında saf tutan yönetmenin elini sıkmadı. Aynı törende ödül alan Başak Köklükaya, ödülünü Nuriye ve Semiha ithaf etti. Her üç umut veren ahlaki ve vicdani davranışın sahibi de kadın. Bu bir tesadüf mü? 

Yazarın diğer yazıları