Güneş’i doğuruyor Leyla’nın gözleri

“Tarih boyunca demokrasinin, özgürlüklerin artması, kadının hak ettiği yere gelebilmesi için kadınlar birçok eyleme öncülük yapmışlardır. Ben de böyle bir eylemin öncülüğünü yapmaktan onur duyuyorum. Ben birçok kimlik taşıyorum ve çoğunu ben seçmedim. Ben kendim karar vermedim birçok konuda. Hayatıma dair bütün kararları kendim almadım. Örneğin feminist olma kararını kendim aldım. Eylem kararını da kendim verdim. Kendi kafamda tasarlayarak her şeyi tek başıma adeta ilmek ilmek ördüm ve bu greve öyle başladım. Hala da ruhen kendimi öyle hissediyorum. Fiziğim zorlasa da beynim bana moral veriyor. Kendi kararımı, kendim verdim.”

Her bakışımda kaçırıyorum gözlerimi, gözlerinden Leyla. Gözünün karalığından, kirpiklerini eğmeden yere, zulmün karşısında ölümü öldüren kararlılığından utanıyor gözlerim. Tıpkı 12 Eylül karanlığını, ölümü öldürerek yırtan yoldaşların Hayri, Kemal, Ali ve Akif gibi. Bütün var oluş tarihi, ölümsüzlüğü aramakla geçmiş yeryüzü ölümlülerinin tarihinde kaç faniye nasip olmuş ki ölümü öldürmek. Ve senin kara gözlerinin aydınlık ışığında yürüyorlar adın sıra Zülküf, Ayten, Zehra, Medya karanlığa bedenini meşale yapan Ferhat, Necmi, Eşref ve Mahmut gibi. Gözlerinin kara kararlılığına nasıl da acı hücum ediyor zindanlardan her bir can toprağa düştüğünde. Nasıl da canından can gidiyor. Rahman ve rahim olan anneliğin, nasıl da yanıp kavruluyor. Nasıl da sırtlıyorsun toprağa düşen evlatlarının, yoldaşlarının senin takatsiz bedenine bıraktığı yükün sorumluluğunu. Ağlamadan, bağırmadan, kararlılığından bir dirhem ödün vermeden, kimse ölmesinin sorumluluğunu ruhuna bunca yükleyerek nasıl bu kadar dingin kalabiliyorsun. Bunca ağır ağrıyı nasıl taşıyor onca takatsiz kalmış bedenindeki o yürek.

Nasıl da tane tane anlatıyorsun, seni sen yapan kararları alışındaki kararlılığı. Seni sen yapmaktan düşüren, sana rağmen senin adına alınan erkek aklın kararlarını, kendi aldığın kararlarla tek tek nasıl boşa düşürdüğünü ne güzel anlatıyorsun. Kendin karar verdin feminist olmaya. Kendin karar verdin baş eğmeyen kadın olmaya. Tüketen erkek savaşçılığına karşı direnen, dövüşen, çoğaltan kadın barışçılığınla nasıl sessiz ve sakin, nasıl bütün çağlarda çoğalacak bir sese dönüşüyorsun.

En güzel sözcüklerinden biridir Leyla, Arapçanın. Nice Mecnunları pervane etmiştir etrafında Leyla. Aşkın, sevdanın adıdır Leyla. “Yüreğini en koyu karanlıkta biriktirmeden, acıları gecenin koyu kara karanlık gözlerinde demlemeden sevdaya bir çıkış yolu yoktur” demenin adıdır Leyla. Leyla, şafağın sökeceği ana en yakın demin, gecenin karanlığının en koyu olduğu anın adıdır.

Sen nasıl bir gecesin Leyla kucağında bu kadar aydınlık taşıyan? Sen nasıl bir kadınsın Leyla bir halkın umudu olan Güneş’i rahminde böylesine büyüten. Ve halkın biliyor senin Leyla; acılı, sancılı, ağrılı, mağdur ve mağrur halkın biliyor Leyla, bedenindeki açlık, gözlerinde karanlığı çoğalttıkça o karanlığa inat nasıl bir umudu doğuracağını biliyor Leyla. Yirmi birinci yüz yılın çarmıhlarının çivilerini sökeceğini, çağdaş Prometeus’un zincirlerini parçalayacağını halkın biliyor. Halkın biliyor Leyla, gözlerinin Güneş’i doğuracağını.

Yazarın diğer yazıları