Güneşin Kızları

Stockholm sinamalarında Fransız yönetmen Eva Husson’un yönetmenliğini, başrolünü ise İranlı Golşıfteh Farahani’nin yaptığı “Güneşin Kızları” filmi gösterime girdi. Kürtlerin, özellikle de Kürt Êzîdî kadınlarının DAİŞ’e nasıl esir düştüklerini ve buna karşı mücadeleyi anlatan bir filmin dünya sinemalarda gösterilmesi bizim için elbette çok önemli bir konudur. Bunu asla küçümsemiyorum ama film ile ilgili bazı noktaları ve eksiklere de dikkat çekmek gerekmektedir.

Bunun başında sinema binasının girişinde ve yanlarında film ile ilgili bir afişin olmayışı oldu. Diğer filmlerden, yani aşk ve meşk üzerine olanlar ile ilgili afişler vitrinleri süslemişti ama bizim film ile ilgili herhangi bir tanıtım yoktu. İçerde de aynı durumu görünce şüphelerim arttı. Filmde savaş, kan ve silah fazla olduğu için topluma bununla ilgili bir mesaj vermek istemiyorlar mıydı acaba? İsveç’in toplumsal kültürünün bu konuda hassas olduğunu biliyorum ama bu Amerikan filmleri için geçerli değildi. Yoksa sinema yöneticileri dışardan kendilerine bir saldırı korkusu mu taşıyordu? Bu ihtimalin olabileceğini, DAİŞ’in uyuyan hücrelerinin bir saldırı yapmalarından korkmuş olabilecekleri olası. Ki İsveçliler bu tür riskleri önceden hesaplayan bir halk. Diğer yandan yeni filmlerde bazı bilgilendirme broşürleri de bulunurdu, bu film ile ilgili hiçbirşey bulunmuyordu. Acaba ekonomik olarak fazla bir gelir mi getirmiyordu? Filmin oynandığı salonun küçük olması bunun bir kanıtı olabilirdi ama yine de sormak istedim. Bilet ve bilgi veren birine neden afiş olmadığını sordum. “Film yapanlar, afiş masraflarının arkasında durmadı” yanıtını verdi. Bu yanıt beni tatmin etmedi, yine de yukarıdaki nedenlerden birisinin bunu engellediğini düşünüyorum.

Filmin kendisi ile ilgili ilk dikkatimi çeken, başroldeki kadının Kürtçenin Soranî diyalektiğini konuşması oldu. Katliama uğrayan, kaçırılan, esir edilen Êzîdî kadınlar Kurmancî konuşur. Neden Soranî konuştuklarını anlamadım ve bu filmi gerçeklikten uzaklaştırıyordu. Çünkü film Şengal’de geçiyor ve o bölgede Soranî diyalektiğini konuşan yok. Bunun da dışardan bir dayatma olduğunu düşünüyorum…

Filmin konusu kısaca şöyle: Başroldeki kadının kocası başta olmak üzere, ailesindeki erkekler filmin başında DAİŞ tarafından kurşuna diziliyor ve küçük oğlu ile kadınlar esir alınıyor. Başrol ile kızkardeşi tecavüze uğruyor ve kız kardeşi bileklerini keserek intihar ediyor. Oğlu DAİŞ tarafından eğitilmek için elinden alınıyor, kendileri satılıyor… Kısacası film, Êzîdîlerin trajedisini anlatıyor…

Filmin genelinde kadınlar hep: “Jin, jiyan, azadî” sloganlarını atıyor. Ayrıca kadın gerillalar ordu içindeki erkek egemenliğine karşı çıkarak yeni bir kadın rolü ortaya koyuyor. Herkes bilirki kadına bu önemin verilmesi, merkeze konulması ve direngenliği sayın Öcalan’ın fikirlerinin bir sonucu. Direnişçi Kürt kadınını, ordusunu ve onların ayakları üzerinde durmasını sağlayan, güç veren Öcalan’ın görüş ve ısrarlarıdır. Öcalan önderliği olmasaydı bu savaşçı kadın da ortaya çıkmayacaktı, dünyada artık bu bir realitedir! Bu slogan artık bütün sınırları aşarak dünya kadınlarının ağzındadır. Bunun mimarını da herkes bilir ve tanır. Bu konunun bir söz, poster veya sloganla da olsa filme yansımaması hem bir haksızlık hem de bir eksikliktir. Bazı siyasi endişeler ile de olsa filme yansımaması gerçeklikten uzaklaştığının bir diğer göstergesi. Buna benzer birkaç noktanın daha olduğunu belirtebilirim.

Bu eksiklere rağmen, insanlığa, medya ve dünya idarecilerine iyi ve güçlü mesajlar da veriyordu. İnsanlığın sanal bir yaşam sürdüğünü, dünyada yaşanan gerçeklikleri görmediğini ve ondan kaçtığını, daha suni şeyler ile ilgilendiği mesajı önemlidir. Gazetecilerin gerçeği yazdığı halde bunların gazete patronları tarafından kirli politikalara kurban edildiğini, yazılmadığını ve manipüle edildiği de ayrı bir gerçekliktir. Dünyayı idare edenlerin de çıkarları için herşeyi ve herkesi satabilecekleri gibi mesajlar günümüz gerçekliğini beyaz perdeden iletilmesi de ayrı önemli bir noktaydı.

Herşeye rağmen bir ilk olması nedeni ile olumlu ve güzel bir film. Heyecan, gerilim, mücadele ve cesaret dolu. Dünya halklarının Kürtleri daha iyi anlamasını sağlayacak ve umduğumuzdan daha büyük bir kamuoyu yaratacaktır. Bu nedenle artık eskisi gibi dünyayı yönetenlerin Kürtler aleyhine alacağı kararların kolay olmayacağını şimdiden söylemek gerekir.

Yazarın diğer yazıları