Güneş yeniden doğsun diye

Güneş gencecik bir kadın. Güleryüzlü olduğu kadar hüzünlü. Naif olduğu kadar kararlı. Güneş’i bugün bu yazıya konu eden ise, Suruç’un emaneti olması. Gökçe, Çağla, Ali, Çağdaş, Şerife ve Suruç vahşetinden sağ çıkan diğer gençler gibi. 

Güneş, Suruç’a Adana’dan yola çıktı. Yanında yoldaşlarının “Keke”si Yunus Emre Şen de vardı. Yol boyunca şarkılar söylediler, güldüler, eğlendiler. Güneş’in bir eyleme ilk gidişiydi. Hayatını değiştirecek adımı attığını düşünüyordu. Öncesinde devrimciler çok yakınında olsa da, onlar gibi olmadığını düşünüyordu. Onlar gibi olmak istemiyordu. Savaş O’nun için uzakta bir yerdeydi. Göçmenler, “Niye buralara geliyorlar ki?” sorusuydu. Ancak artık üniversiteli olmaya hazırlanıyordu, “Hayatında başka şeyler yapmak istiyordu, hayatını değiştirmek istiyordu.”

SGDF’nin “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” kampanyası, Kobanê yolculuğu değişimin adımı olacaktı. Öncesinde Adana’da evlerine gelip giden devrimcilerle  Kobanê’ye götürülmek üzere toplanan eşyaların düzenlenmesi ve paketlenmesinde görev aldı. O gün çok eğlenmişti. Kendini iyi hissediyordu. 

2015 yılının 20 Temmuz sabahı Suruç’a indiklerinde karşısında yoldaşlarının “Cebo”su Cebrail Günebakan’ı görmüştü. Cebrail, sıkıca sarılmıştı O’na. Sonra “Kız sen de mi geldin?” demişti. El birliğiyle hazırlanan sofraya hep beraber oturulmuşlardı; güneşin sofrasına. 

Sonrası malum…

Bir halka uzaktan şans dilemek yerine, kaderine ortak olmaya giden bu gençler, anneler, babalar, DAİŞ’in bombasıyla katledildi. DAİŞ’in canlı bombaları, Suruç’ta Amara Kültür Merkezi’nin önünde katledilen devrimcilerin, onların ailelerinin, dostlarının hayatının ortasına düşmedi sadece. Ya da o vahşetten sağ çıkanların bir yarısını o ağacın altında bırakmadı. Bu coğrafyanın tüm halklarının vicdanına düştü. İnsanlığın vicdanını kanattı. Hala da kanıyor; çünkü insanlık Cizre bodrumlarına, düştüğü yerde günlerce kalan, zırhlı araçlarla sürüklenen cansız bedenlere de tanık oldu. Bu suçların failleri cezasız kaldıkça, akıl ve vicdan ayaklanmadıkça da kanamaya devam edecek. 

Suruç’un emaneti olan gençlerin başına gelmedik kalmadı. Gözaltına alındılar, tartaklandılar, tutuklandılar, canlı bomba ilan edildiler, hedef gösterildiler. Adeta, Suruç’ta ölmedikleri için hayatları zindan edilmeye çalışıldı. 

Suruç’ta yaralanan gençlerin bazılarının tedavileri devam ediyor. Güneş Erzurumluoğlu bu gençlerden biri. Katliamın üzerinden 15 ay geçmesine karşın Güneş hala ayağa kalkabilmiş değil. 15 aydır tekerlekli sandalyede. Uygulanan tedavi ve kendisi ile gösterilen dayanışma sayesinde şimdi sol kolunu kullanabiliyor. Ancak Güneş ayağa kalkmak istiyor. Yeniden yürümek, koşmak istiyor. Bunu başardığında yapmak istediği ilk şey ise; Suruç’ta bombayla kesilen yolculuğu tamamlamak. 

Güneş’in önünde şimdi bir umut kapısı var. İsviçre’de uygulanacak bir tedavi ile ayağa kalkması olası. Güneş ve yoldaşları, küçük de olsa bu olasılığı değerlendirmek istiyor. 

Ancak bunun için maddi dayanışmaya ihtiyaç var. Çünkü; bahsedilen tedavi oldukça masraflı. Güneş’in yoldaşlarının ve dostlarının böylesi bir pahalı bir tedavinin altından dayanışma olmadan kalkması mümkün değil. Bu nedenle Güneş ve dostları, “Umuda el ver, güneş yeniden doğsun” kampanyanıza destek bekliyor. 

Güneş, yeniden ayağa kalkmak istiyor ve size elini uzatıyor. 

Kampanyaya katılmak isteyenler için: https://www.generosity.com/medical-fundraising/umuda-el-ver-gunes-yeniden-dogsun—2

Yazarın diğer yazıları