Güney Kürdistan‘ın ilhakı…

Ortadoğu’nun en yetkin uzmanlarından Fehim Taştekin, bir kaç gün önce Ergun Babahan’ın sorularını cevaplarken, Irak Özerk Kürdistan bölgesi “ilhak”nın, Türk devleti gündeminde olduğunu söylüyordu.

Dayanağı olmayan bir görüş değildir. Kürdistan zaten işgal altındadır. Ancak bugün, birden bire gökten inmedi, işgal. Zamana yayılarak gelişti. Kurumlaştı. Alışması gerekenler alıştı.

Güney Kürdistan’ın geleceği, Amerika’nın 1990’da Irak’a müdahalesiyle şekillenmeye başladı. Türkler, bu süreçte Amerika’yı karşıya almamak için, pusuya yatarak, parça kapma ve Kerkük petrollerine açılan kapıları tutma fırsatını kolladılar.

Amerika‘nın, Saddam rejimini kuzeyden sarmak için, yardım istediğinde, aranan fırsatı yakalamış gibi, pay koparma pazarlığına giriştiler. İstekleri karşılanmayınca, Amerika’nın istediği desteği vermediler. Müdahaleden uzak durdular. Ama, Kürt topraklarını işgal hayallerinden de vazgeçmediler.

Vuruş için, zamanın ruhuna uygun pozisyon bekleyerek, pusuya yattılar. Zaman zaman geliştirdikleri tehdit salvolarıyla Kürtleri teslim almaya çalıştılar. Amerikan engelini aşamayacaklarını anlayınca, Kürtlere yanaşmak için, taktik değiştirdiler. “İyi yürekli insan” kisvesinde, kapılarını çaldılar. Öpüşüp kaynaştılar ve “düşman kardeşlerine karşı“ onları savunma adına, ilk askeri üslerini kurdular. Sonra üs, üsleri doğurmaya başladı.

Güney Kürdistan’ın, başlıca egemen tepelerinde, bir anda tank, top ve helikopterler konuşlu üsler yükselmeye başladı. Dünlerde, toplam üs sayısı 20 idi. Bugün sayıyı, kimse bilmiyor.

Çünkü, Türk ordusu sınırı aşıp içeriye dalmış, cinayetler işleyerek, halkı yerlerinden söküp atarak, atalardan miras toprakları insansızlaştırarak, işgal kulelerini dike dike ilerliyor. Bu yüzden, eski üslere, her an yenileri ekleniyor.

Kürtler ise ana yurtlarının işgalini iç sızısıyla, uzaktan seyrediyorlar. Bir Kürdün, üsse yakın yürümesi bile mümkün değildir. Yollar yasak ile kesiliyor. Koyunu, keçisinin otlaması da yasak, yayla yolları kesik…

Ama hırsızlıklar, gasp ile yol kesmeler gırla. Türk ordusu, uçaklarla cinayet işlemeye çıkıyor. Dünyanın her yerinde yankılanan Şêladizê olay, cinayetlerin yarattığı öfke ve kin birikimin patlamasıydı.

Öte yandan, işgalin hiç bir hukuki dayanağı yoktur. Her şey gayri meşrudur. Korsanlık ve haydutluk…

Ankara rejiminin, Hewlêr eski Konsolosu Aydın Selcen de, son yazısında işgali teyid ve tesbit ediyordu. Selcen‘e göre, Türklerin üs kurma ve asker bulundurmanın, hiç bir uluslararası dayanağı, belgesi, yoktur.

İşgalin dayandığı bir belge varsa eğer, o da Barzani ile Talabanilerin sözünden ibarettir. Yani keyfiyet ve keyfilikle, dostlar alış verişte…

Ancak, işgalin sefaleti burada bitmiyor, eski Konsolos dahasını açıklıyordu:

“Selahaddin’de, IKB (Irak Kürdistan Bölgesi) Başkanlık külliyesinde, Albay rütbesinde bir temsilcimiz bulunmaktadır.”

Albay, Kürdistan Başkanlık Sarayındaki işgal yönetiminin komiseri olarak mı bulunuyordu? Bilmiyorum. Ama her emperyal gücün işgal komiseri gibi o da, üniformalı olarak Saraya giriyor, çıkıyor yani görev yapıyordu.

Kalelerde egemenliğin simgesi olarak Türk bayrağı dalgalanıp işgal gücünün subayları, üniformalı olarak ortalıkta arz-ı endam ededursun, bir Kürdistan bayrağı Ankara’da görüldüğünde, uzaylılar yere inmiş gibi panik yaşanmıştı. Mütekabiliyet esas ise eğer, Kürdistan’ın Türk Cumhurbaşkanı sarayında, sinek niyetine de olsa bir temsilcisi, Türk devletinin herhangi bir yerinde de tek bir Barzani veya Talabani peşmergesi yoktur.

Bütün bu hukuksuzlukların içine batanlar, ilhak günü olgunlaşmış olabilir. Fehim Taştekin’in anlatmak ve duyurmak istediği budur.

Ha, ülke yönetimin tepkisi mi? İşgale yardımcı yol vereler ne diyebilir ki?..

Kim bilir belki de köşkleri ve saraylarıyla petrol geliri mukabilinde alkışa durur kimileri. Kim bilir….

Ama Kürt halkı için, ulusal birlik ve dayanışma günü olur, ilhak. Kürdistan’ın her karışı savaş alanı…

Ya dünyanın tutumu?

Saddam da işgalci ve ilhakçıydı. Gasbı yedirmediler, ona. Sonunu hep birlikte seyrettik…

Yazarın diğer yazıları