Güney Kürdistanlı kadınların varlık yokluk ikilemi

Devletin eril bir yapı olduğu, iktidarın cinsiyetleştirilmiş metaforlara dayandığı bir dünyada yaşadığımız sır olmadığı gibi artık çokça dillendirilmektedir. Siyasi iktidarlar her coğrafyada ötekileştirdiklerini “dişileştirerek” ezmekte, ev içi cinsiyet ilişkilerini kamusal alana taşımakta ve bu sayede ezme ezilme ilişkilerinin üstünü örterken siyasi olanı da depolitize etmektedir.

Ortadoğu devlet yapılarının da temelini oluşturan bu cinsiyetçi sistem Güney Kürdistanda da maalesef mevcut iktidar güçlerinin siyaseti ile en mükemmel haline ulaşmış durumda.Güney Kürdistandaki siyasi aktörler siyasetlerini aynı perspektiften kurumsallaştırmış oldukları aile yapısı üzerinden yürütmektedirler. Siyasal iktidar burada da her erkeğe aile aracılığı ile reislik rolünü vermekte, kadınların bedenlerini, emeklerini, kimliklerini erkeğin kontrolüne teslim etmektedir.

Bu bakımdan Güney Kürdistan’ın durumu kadın örgütlenmesi ve kadınların yönetime katılması açısından da iyimser bir görüntü sergilemiyor. Partilerde ve federal hükümette kadınların katılımı yok denecek kadar azdır. Böylelikle toplum erkeklerin yönettiği hanelerden oluşan bir yapıya büründürülürken erkekler kadınlar üzerinde kurdukları güç karşılığında iktidara biat eder hale getirilmektedir.

Hele bugünkü gibi kamusal alanda kadının aile dışında hiç bir meşru varlığının olmadığı bir ortamda, erkeklerle devlet arasındaki ittifak tamamlanmış, kusursuzlaşmıştır. Kadınların sorunları ev ve iş arasında kalmış bir görünüm arz etmektedir. Siyasal örgütlenmeleri ve yönetime katılmaları sınırlı tutulmaktadır.

Erkek egemenliği ve bundan kaynaklanan şiddet önlene bilinmiş değil. Kadın sünneti ve çok eşliliğin önüne geçebilecek yasal düzenlemeler de henüz uygulanabilinmiş değil. Üstelik son olarak Irak Mahkeme Meclisi, 11 Kasım 2018 tarihinde çok sayıda evlilik konusunda bir karar çıkardı ve kararı bölgedeki mahkemelere gönderdi.

Karara göre erkek ilk evlendiği kadından izin almadan ikinci bir evlilik yapabilir.Böylelikle çok eşlilik önündeki kimi cılız engellerde tamamen kaldırılmış oldu. Bu bakımdan Güney Kürdistanlı kadınların nesneleştirilme sürecinin çok yönlü nedenleri olsada bir kaç temel tarihsel ve güncel nedenin altını çizmekte fayda var.

Öncelikle Güney Kürdistanda; enfallerden, baskınlardan, katliamlardan, sürgünlerden, göçlerden en çok etkilene kadınlar olmuştur. Kitlesel infazlarda çok sayıda kadın ve çocuk, on binlerce sivil katledilmiştir. Halepçe’de katledilen on binlerce Kürt insanının ezici bir çoğunluğu kadın ve çocuklardı. Balisan saldırısı son enfalden farklı olarak kadın ve çocukları hedef almış, öldürme ve işkencelerle erkek nüfusun iradesini kırmak amaçlanmıştır. Bu bakımdan güney kadınının kadınlık kimliğine dair direnişi, kesintisiz savaş gerçekliği öncelenerek sürekli geri plana itilmiştir. İkinci olarak; Güney Kürdistan’da geliştirilen mücadeleler kadının konumunda köklü bir değişim yaratmayı amaçlamamıştır.

Kendisini modern olarak tanıtan YNK küçük burjuva-reformist bir perspektiften kadını ele almış, gerçek anlamda irade ve karar gücü kılmamıştır. Aşiret tipi örgütlenmesi ile çok daha geri bir perspektiften kadını ele alan KDP ise kadını çok daha vahim bir varlık yokluk ikilemine mahkum kılındığını belirtebiliriz. Nihayetinde her iki güneyli güç de tüm kurumsallaşmalarıyla ataerkil kültürü esas almakta, ilkel milliyetçilik yoluyla gerilikleri büyütmektedirler. Üçüncü olarak; Sistemde etnik, dinsel, kültürel anlamda varolan çok renkliliğe rağmen tek renkliliğin dayatılması kadının tüm renkliliğiyle toplumsal inşa sürecine dahil olmasını engellemekte, giderek onu sistemin nesnesi ve kölesi haline getirmektedir.

Diğer taraftan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalanın felsefi, ideolojik ve siyasal perspektifiyle hareket eden Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinin bugün ulaştığı boyut, bölgemizi etkilemekle kalmayıp uluslararası alanda da önemli sonuçlara yol açmaktadır.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan mücadelenin ilk süreçlerinden itibaren cinslerin özgürleştirilmesi sorununun ertelenecek bir mesele olmadığını, bunun mücadelenin temeli olarak ele alınması gerektiğini, elde edilen kazanımların bunsuz anlam ifade etmeyeceğini defalarca dile getirmiştir. Bu durum hem kadın direnişinin, mücadelesinin toplumsal değişim için taşıdığı önemi gözler önüne sermiş hemde yön verici ideolojik siyasal perspektifin ne denli hayati olabileceğini ortaya koymuştur.

Bugün itibarıyla sonuçları tam olarak görülmese de yakın zamanda, bu tür öz örgütlenmelerin ve kadın eksenli büyüyen ideolojik eksenli kadın mücadalesinin tüm Güneyli kadınlarıda etkileyeceğini ve toplumsal değişimde kendisini göstereceğini söyleyebiliriz. Bu bakımdan Kürt Özgürlük Hareketinin gelişmesini sadece ulusal sorunun çözümü ile sınırlı bir mücadele olarak görmemek gerekir.

25 Kasım Kadına Dönük Şiddetle Mücadale günü vesilesiyle Dünyanın her yerinde kadın eylemsellikleri gelişirken Kadına dönük gelişen bu şiddet sarmalından ancak ideolojik temelli bir öz örgütlülük ve kesintisiz bir mücadale ile sonuç alınabilineceğini bu vesileyle bir kez daha belirtmek gerekiyor.

Yazarın diğer yazıları