Güney’e vurulan pranga: Cezayir anlaşması

Irak, 1958-1975 yılları arası Güney Kürdistan’da süren mücadeleyi bastırmak için birçok girişimde bulunuyor. Bunlardan en etkilisi, 6 Mart 1975 tarihinde Cezayir’in başkenti Cezayir’de yapılan OPEC toplantısı sırasında İran Şahı Rıza ile Irak Devrim Konseyi Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin arasında Cezayir Devlet Başkanı Bumedyan aracılığı ile yapılan Cezayir Anlaşmasıdır.

Yusuf Serhat FAİK

Kürdistan tarihinde anlaşmaların önemli yeri vardır. Kürdistan, Kürtlerin iradesi dışında kendisini sömüren devletlerin, uluslararası güçlerin kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar sonucunda bölünmüş ve sömürgeleştirilmiştir. Sömürgeciler kendi aralarında yaptıkları bu anlaşmalara bazen mutabakat (Adana mutakabatı), bazen de dostluk anlaşması (Türkiye-Irak, Irak-İran, İran-Türkiye) isimlerini vermişlerdir. Yapılan mutabakatlar sonucunda hudutlar değiştirilmiş, Kürt Milli Hareketleri geçici olarak tasfiye edilmiştir. Bu anlaşmalardan birisi de 6 Mart 1975 tarihinde Cezayir’in başkenti Cezayir’de yapılan OPEC (Petrol İhraç eden Ülkeler Organizasyonu) toplantısı sırasında İran Şahı Rıza ile Irak Devrim (!) Konseyi Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin arasında Cezayir Devlet Başkanı Bumedyan aracılığı ile yapılan Cezayir Anlaşmasıdır. ‘Cezayir Anlaşması’nı anlayabilmek için Kürdistan’ın acılı olduğu kadar onurlu direniş tarihinde bir gezinti yapmak gerekiyor.

Tarihi arka plan

14 Temmuz 1958 tarihinde General A. Kerim Kasım öncülüğünde yapılan darbe sonucunda krallık rejimi devrilmiş, yerine Irak Cumhuriyeti kurulmuştu. Mahabad Kürt Cumhuriyetinin yıkılışından sonra kendisine bağlı peşmergeleri ile birlikte Sovyetler Birliğine (SSCB) iltica eden M.Mistefa Barzani için de yeniden Kürdistan’a dönme olanağı doğmuştu. Yapılan görüşmeler sonucunda Kahire’ye uğrayıp C.A.Nasır ile görüşen Barzani, 7 Ekim 1958’de Bağdat’a döndü. Büyük bir kalabalık tarafından devlet adamı gibi karşılanan M.Mistefa kendisine tahsis edilen Nuri Said’in (eski Irak Başbakanı) sarayına yerleşti.

Barzani ile SSCB’ye giden peşmergeler, 1959 Nisan’ında Basra’ya ayak bastı. 8 Mart 1959’da Musul’daki 5. Tümen komutanı Alb.Vahap Şawav General Kasım’a karşı ayaklandı. İsyan Kürt milisleri ve “halk direniş kuvvetleri tarafından bastırıldı. Bu olaydan sonra Kasım-KDP-IKP bloğu oluştu. 6 Ocak 1960’ta General Kasım, üç partinin yasal faaliyetine izin veriyordu: Ulusal Demokrat Parti, Kürdistan Demokrat Partisi ve Komünist Parti. Ancak General Kasım ile Kürtlerin balayı kısa ömürlü oldu. 3 Kasım 1960’ta Sovyet devriminin yıldönümü kutlamaları için Moskova’ya giden Barzani, Kruşçev tarafından sıcak karşılandı. 1961 yılı Ocak ortasında Bağdat’a döndükten sonra ise Kasım ile ilişkilerinde bozulma başladı. IKP’nin güçlenmesinden endişelenen Kasım, UDP sağ kanadına, Arap milliyetçilerine yanaşmaya başladı. Bu arada rejimin Kürt sorununun çözümündeki belirsizliği kendisini göstermeye başladı. Rejimin gazetesi olan Tawra gazetesinde yayınlanan bir yazıda “Irak’taki Kürt azınlığın kaderinin Arap ulusuna bağlı olduğu, bu nedenle bu azınlığın asimile edilmesi gerektiği” yazılıyordu. Nihayet Barzani 1961 Mart’ında Kürdistan’a döndü, Kasım ile olan ilişkisi de koptu.

11 Eylül 1961’de 14 yıl sürecek olan “Eylül Devrimi”, peşmergelerin Irak karakollarına düzenlediği eylemlerle başladı. 16 Eylül’de Barzan mıntıkası saldırıya uğradı ve 24 Eylül günü General Kasım ‘Kürt isyanının başladığını ve bastırılacağını’ basın toplantısında ilan etti. Bu tarihten 17 Temmuz 1968’de Baas partisinin ikinci defa iktidara gelişine kadar Kürt kuvvetleri ile Irak ordusu arasında çatışmalar tüm şiddetiyle devam etti. İlk başlarda dengede olan savaşın ibresi 1962’lerden sonra Kürtlerde yana döndü. Kürt direnişi Kasım’ın başını yedi. 8 Şubat 1963’te A.Selam Arif, Baasçılarla birlikte Kasım’ı devirdi.

28 Kasım 1963’te Arif’in yaptığı çağrı üzerine Irak hükümeti ile Barzani arasında gizli görüşmeler başladı. Barzani’nin KDP Politbürosu ve MK’sine danışmadan Irak devleti ile gizli görüşmelere başlaması KDP içerisinde tartışmalara neden oldu. İbrahim Ahmed ve arkadaşları görüşme masasında ellerinin güçlü olması için savaşın devam etmesini istiyordu. KDP yönetimi 4-9 Nisan tarihleri arasında yaptıkları toplantıda bu görüşmeleri teslimiyet olarak niteledi. Politbüro ve MK kararları Barzani’ye iletilince, Barzani kararları yok hükmünde saydı. KDP kongresi 1964 Temmuz’unda Ranya’da toplandı. İ.Ahmed ve arkadaşları kongreye katılmadı. Kongre, İ.Ahmed ve arkadaşlarını bölücülük, sabotaj yaptıkları iddiasıyla partiden ihraç etti. Çatışma olasılığına karşı İ.Ahmed ve arkadaşları (C.Talabani, Osman Mustafa, Ali Askeri, Hilmi Şerif) İran’a sığındı.

1962 yılından itibaren Doğu Kürdistanlılar, Güney Kürdistan’daki hareketi lojistik olarak destekliyordu. Ahmet Tevfik (Abdullah İshaki) tarafından dış basınla ilişkiler sağlanmıştı. İ.Ahmed ve grubunun İran’a geçmesinden sonra Barzani İran otoriteleri ile ilk temasını kurdu; Hemedan’da bulunan gruba destek verilirse karşılık vereceğini söyledi. Güçleri karşılaştıran İran, tercihini KDP yönetiminden yana yaptı. Şüphesiz Şah’ın Barzani’den yana tavır koymasının bir nedeni de Doğu Kürdistanlıların yaptığı yardımların denetimi amacıylaydı. Ayrıca Doğu Kürdistan’daki devrimci muhalefetin kontrol altına alınması da İran Şahı için önemliydi. Yabancı gazeteciler, 1965 yılının Mayıs’ında Kürt güçlerinin elindeki ağır silahların varlığına tanık olmuşlardır. 2 Ocak 1966’ta Irak Dışişleri Bakanı Paçacı’nın İran Büyükelçisine verdiği notada İran hükümetini, Irak topraklarını bombalayan Kürtleri topraklarında barındırmak ve onlara ağır silah ve cephane yardımı yapmakla suçluyordu. A.S.Arif ordusunu güçlendirdikten sonra Kürt kuvvetlerine karşı yeniden operasyonları başlattı ama saldırılar sonuçsuz kaldı. 13 Nisan 1966’da A.S.Arif bir helikopter kazası sonucu yaşamını yitirdi. Arif’in yerine kardeşi general A.Rahman Arif getirildi. Hindirîn savaşında Irak ordusu büyük kayıp verirken Bağdat hükümeti de Barzani ile gelenek haline getirdiği gizli görüşmelerini sürdürüyordu.

Kürdistan ile Bağdat arasında sürdürülen görüşmeler sonrası 29 Haziran 1966’da Başbakan Bazzaz, 12 maddeden oluşan anlaşma metnini açıkladı. Bazzaz anlaşması, özerklik temelinde Kürtlerin ulusal haklarınının tanındığını, Kürtçe’nin resmi dil olarak kullanılmasını, durum normale dönünceye kadar Peşmerge güçlerinin hükümet kuvveti olarak muhafazasını, genel seçimler, genel af, KDP’nin yasallaştırılmasını içeriyordu. Kürtler bir daha Hindirîn savaşı gibi bir zafer sonrasında özerklik haklarını tam anlamı ile anlaşmaya koymaktan vazgeçiyorlardı.

1970 özerklik anlaşması

1962’den beri Güney Kürdistan’daki harekete yardım eden, Doğu Kürdistan’da Şah’a karşı bir gerilla savaşı başlatmak isteyen öncüler 1967-68 yıllarında tasfiye edildi. Bunların arasında Süleyman Muini (Kêk Faik) kurşuna dizildikten sonra cesedi Şah rejimine teslim edildi. Kardeşi Abdullah Muini, İsmail Şerifzade, Melle Avarê gibi yüzlerce kadro ise İran rejimi ile girdikleri çatışmada şehit düştü. Sadiqî Hincirî G.Kürdistan’da kayboldu, Ahmet Tevfik ise sığındığı Bağdat’ta Baas rejimi tarafından tutuklanıp işkenceyle katledildi.

A.Rahman Arif’in de ömrü uzun sürmedi. 17 Temmuz 1968’de en yakın adamları General Davut ve Baasçılarla bağlantılı olan Alb.Naif tarafından beyaz bir darbeyle Londra’ya gönderildi. Cumhurbaşkanlığına Hasan El Bekir getirildi. El Bekir’in iktidara gelmesi ile Baas ikinci defa iktidar oldu. Böylece Baas’ın Kürtlere karşı ikinci savaşı da 1969 ilk baharında başlamış oluyordu. Zor durumda kalan Barzani, İran’dan yardımın fazlalaştırılmasını istiyordu. Bu arada İran Şahı kanalıyla H.Kissenger Barzani’ye yardım vadediyor, ancak bu yardımın gizli olarak İran kanalıyla yapılacağını söylüyordu.

1970 yılının Mart’ına doğru Baas rejimi Kürtlerle baş edemeyince Kürt hareketiyle temaslara başladı. Yapılan görüşmeler sonucunda 11 Mart 1970’te Baas rejimi ile KDP arasında özerklik anlaşması imzalandı. 14 maddeden oluşan bu özerklik anlaşmasının en önemli maddesini 6. bölüm oluşturuyordu. Buna göre Kürdistan’ın sınırları Kerkük, Süleymaniye, Erbil vilayetleri ile Musul ve Diyala vilayetleri idi. 11 Mart Özerklik anlaşmasının Şah’ın haberi olmadan yapılması Şah’ı küplere bindirmişti. Baas’ın Kürtlerle anlaşması Irak’ı güçlendirecek, Basra körfezinde hegemonya kurmasını engelleyebileceği gibi Barzani’nin Doğu Kürdistan’daki Kürt hareketini engellemesine de mani olacaktı. Özerklik anlaşması sömürgeci TC’yi de en az İran kadar tedirgin etmişti.

11 Mart anlaşmasından önce Sovyetleri ziyaret edip Kosigin’le görüşen S.Hüseyin, 1972 yılında iki İKP’liyi kabineye alarak Sovyetlerin gönlünü hoş etmeye çalışıyordu. Sovyetler Birliği, Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran cephesine karşı Suriye’nin yanında Irak’ı da yanına almayı yeğledi. 9 Nisan 1972 tarihinde Bağdat’ı ziyaret eden Kosigin, Irak ile “Ekonomik ve Savunma İşbirliği” anlaşması imzaladı.

Bundan sonra Sovyetler Birliği, Irak ordusunu en son modern silahlar ve MİG savaş uçakları ile donattı. Habib Kerim başkanlığındaki Kürt heyeti görüşmeler yapmak için Moskova’ya gitti. 11 Mart anlaşmasının uygulanması için Saddam’a baskı yapılmasını talep ederken Politbüro üyesi Suslov, “S.Birliği’nin başka ülkelerin sınırlarını tayin etmede ön planda olmayacağını belirterek bol vaatlerde” bulunuyordu. Tıpkı 1946 yılında Mahabad’da olduğu gibi.

1974 yılının başlarına gelindiğinde Baas rejimi Kürt hareketine karşı harekete geçmek için hazırlıklarını tamamlamıştı. Barzani, Habib Kerim’i görüşmek üzere Bağdat’a gönderdi. Görüşmeler sonuçsuz kalınca son defa İdris Barzani’yi Bağdat’a gönderdi. Bu görüşmeden de olumlu bir sonuç çıkmadı ve Bağdat hükümetinde bulunan Kürt bakanlar ve Kürt valiler istifa etti. Onların yerine Ubeydullah Barzani (Barzani’nin oğlu), Aziz ve Haşim Akravi ve Şeyh Settar Tahir Şerif Bağdat hükümetine alındı. Dört yıl süren çatışmasızlık döneminde Sovyet silahları ile güçlenen Bağdat rejimi 28 Nisan 1974’te Kürdistan’a yönelik operasyonlarına başladı. Şiddetli savaş bir yıl devam etti. ABD’nin emirleri üzerine İran Şah’ı topçu bataryaları ve ağır silahları, iki tümen askeri ile Kürtlerin yanında yer aldı. Bir yılın sonunda Irak ordusunun savaşacak gücü kalmamıştı.

Cezayir Anlaşmasına doğru

Kürtlerle dış destek kesilmeden başa çıkılamayacağını anlayan Baas rejimi, İran’la anlaşıp Kürtleri dış destekten alıkoymanın yollarını aramaya başladı.

Saddam 8 Mart 1974 günü İ.Barzani’ye “Irak elimizden çıkmasın diye Şattülarap’ta İran’a ödün vermek gerekirse bunda tereddüt etmeyiz” diyordu. İran Şah’ı da bu savaşın daha fazla sürmesini istemiyor, Kürt hareketinin de diplomatik yollardan tasfiyesini istiyordu. Kürt kartını kullanarak Irak’tan toprak ödülü alacağını biliyordu. Humeyni Irak’taydı. Onu da yanıbaşından uzaklaştırmak, Irak’ın Huzistan ve Belucistan’daki hareketlere desteğini kesmek istiyordu. Tam bu sırada G.Kürdistan referandum sürecinde olduğu gibi sömürgeci Irak ve İran rejimlerini bir araya getirmek için Türkiye devreye giriyordu.

İlk başlarda her iki ülkenin Türkiye büyükelçilerini bir araya getiren Türk hükümeti, 19 Ocak 1975 tarihinde İran D.İ.Bakanı Abbas A.Halatbari ile Irak D.İ.Bakanı Sadun Hamadi’yi İstanbul’da bir araya getirdi. Bu arada OPEC’in dönem başkanı Cezayir D.Başkanı Bumedyan Irak’ı yeniden OPEC üyeliğine aldı. Bumedyan 27 Ekim 1974’te Fas’ta yapılan toplantıda Saddam Hüseyin’e “İran Şahı ile aynı masada görüşür müsün?” sorusuna olumlu yanıt aldı. Bu arada Mısır’a giden Şah Enver Sedat’a Irak ile aralarında arabulucu olmasını istiyordu. Şah’ın Mısır’ı ziyaretinden şüphelenen Barzani S.Abdurahman başkanlığındaki bir heyeti Kahire’ye gönderdi. E.Sedat ile görüşen S.Abdurrahman Irak ve İran’ın anlaşması halinde Kürtlere sahip çıkmasını istedi. E.Sedat ise S.Abdurahman’ı Kürtler lehine bir uzlaşma yapmak için Saddam’la görüşme konusunda ikna etti. İran Şah’ı ile Saddam, 6 Mart 1975’te Cezayir’deki Bumedyan’ın aracılığıyla anlaştı.

Yapılan anlaşmaya göre:

1- Ülkeler arasındaki sınırları, gerek 1913 İstanbul protokolü gerekse de 1914 sınır belirleme komisyonu zabıtlarına göre belirlemek,

2- İki ülke arasındaki nehir sınırlarını “thalweg hattı” prensiplerine göre çözmek,

3- Bunlar yapıldıktan sonra taraflar ortak sınır boyunca karşılıklı itimat ve güvenliği sağlayacaklardır. Taraflar ayrıca yıkıcı faaliyetleri önlemek için gerekli tedbirleri alacak,

4- Taraflar yukarıdaki hükümleri topyekun bir düzenlemenin bölünmez unsurları olarak kabul etmekte ve bu unsurlardan birinin ihlalini anlaşmanın ruhu ile uyuşmayacağını kabul etmektedirler.

Bu anlaşma ile Irak, Şattülarab’ın tam ortasından geçen hududu kabul etti. Ebu Musa, Büyük ve Küçük Tumb adaları İran’ın eline geçti.

11 Mart 1975’te M.M.Barzani Tahran’da Şah ile görüşür. Şah kendisine “Böyle bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldım. Eğer böyle davranmasaydım, Iraklı Baasçılarla geniş bir savaşın içerisinde bulurdum kendimi. O zaman Sovyetler de ağırlığını koyardı. Ayrıca anlaşma tamamen İran halkının çıkarına uygundur. Nitekim siz de 11 Mart özerklik anlaşmasını çıkarınıza uygun görmüştünüz. Mart’ın sonuna kadar burada kalmak isteyenlere hudut açık olacaktır. Sovyetlerde 11 yıl kaldınız, 3 yıl da burada kalın” der.

İran Şah’ı Cezayir Anlaşması sonrası Mısırlı gazeteci Hasan El Heykel ile yaptığı röportajda “Kürt devrimini biz icat etmedik. Biz onu var olan bir hakikat olarak önümüzde bulduk. Irak’taki rejimler yıllarca bize düşmanlık gösterdi. Kürt devrimi fırsat oldu ve biz de onlardan yararlandık. Yoksa biz Kürt meselesinin meydana gelmesini ister miydik? Tabii ki hayır. Şunu biliniz ki biz büyük bir Kürt azınlığa sahibiz… Evet Bağdat’a karşı Kürt devrimini destekledik. Bu, onların daha önce İran’a karşı kullandıkları yönelime cevaptı.”

Kürtler bir kere daha süper güçlere, sömürgecilere sırtlarını dayamanın acı deneyimini yaşadılar. Politbüro, MK ve Komutanlar İran yardımının kesilmesinden sonra gerilla savaşı ile mücadeleyi yürütmek isterler ancak Barzani’nin dönmesi ve kendileriyle konuşmasından sonra geçici olarak son verirler. İran ve Irak’ın ilk diyaloglarına ev sahipliği yapan Türkiye hudutlarını kapatır. Kürtler için İran Şahı’nın dediği gibi üç yol vardır; ya aftan yararlanıp Irak’a teslim olacaklar, ya bulundukları yerde kalacaklar ya da Doğu Kürdistan’a geçip İran ve Irak’a karşı bir şey yapmamak koşulu ile kalacaklardı. Üçüncüsü tercih edildi. Irak’a teslim olanlar da intihar edenler de oldu.

Barzani, Hasan El Heykel ile 1975 Mayıs’ında yaptığı görüşmede ona şunları söylüyor; “Sınırlar kapanmış olsa da mücadeleye devam edebilirdim. Ama Kürt ve Irak halklarının kanının dökülmesini istemedim. Ben teslim olmadım. Geçici olarak harekete ara verdim”.

Kürtler her dört parçada örgütlü olabilselerdi, sanırım 1975 yenilgisini yaşamazlardı. Kürtlere ihanet eden Şah, E.Sedat, S.Hüseyin ve Bumedyan farklı tarihlerde farklı şekilde layık oldukları biçimde öldüler. Kürt’ün ahı kimseye kalmıyor.

Kürtler tarihlerini ve geçmişlerini iyi bilmek, jeopolitik durumlarını iyi kavramak, geçmişlerini ve tarihlerini sorgulamak zorundadırlar.

Yazarın diğer yazıları

    None Found