Güney’i haritadan silmek için PKK’yle savaş

Güney Kürdistan yönetimi “pençe”yi seyrediyor. Bir türlü PKK düşmanlığından vazgeçmeyen kimileri bu pençenin “PKK topraklarına” saldırdığını sanıyor ve keyifle nargilesini fokurdatıyor.

Oysa Türk “pençesi” Güney Kürdistan topraklarının bağrını deşiyor, kanatıyor, parçalıyor.

TSK’nın bu yaklaşık “30’uncu pençesi”. Ve her “pençe” darbesinden sonra PKK yine ayakta. Düşman şurada güçlüyse, o burada. Buraya geldiğinde gerilla öbür taraftan eylem yapıyor. Savaş sürüyor.

Gerilla savaşa devam ediyor ama, TSK her “pençe”den sonra, Güney Kürdistan topraklarından kanlı bir parça koparıyor. Adım adım, yıllara yayılmış, sinsi bir işgal gerçekleşiyor. Dün TC/Irak sınırından bir metre içeride ise ertesi gün bu yüz metreye çıkıyor, derken kilometrelerce alana yayılıyor.

Gerillanın durumunda bir değişiklik olmuyor. Çünkü adı üstünde gerilladır. Düşman mevzilerinin etrafında dolanıyor. Onun işgal ettiği toprakların içinde, halkın arasında, derin uçurumların dibinde, yüksek zirvelerin üzerinde geziyor.

Ya Güney Kürdistan yönetimi, ordusu, peşmergesi? Onlar Türk devletinin işgal ettiği toprakların yanına bile yaklaşamıyor.

Gerilla Türk devletinin sınırları içinde. Kürdistan’ın her yerinde. Karadeniz’de, Toroslar’da. Her yerde mekap izleri var. Şimdi düşünün, Türk devleti Güney Kürdistan topraklarında, kendi sınırları içinde olduğundan daha güçlü olabilir mi? Olamaz. Onun en güçlü olduğu Türkiye sınırları içinde tasfiye edilemeyen gerillayı, “yabancı bir devletin topraklarında” ve hele de Güney Kürdistan halkının yaşadığı yerlerde TC’nin tasfiye etmesi mümkün olabilir mi?

Olamaz. Bu otuzuncu “pençe”. Hala tasfiyeden eser bile yok.

Ama Türk işgali, Güney Kürdistan Federe Bölgesi ve Irak devleti için çok farklı bir anlam taşıyor. Her şeyden önce Irak devletinin toprak bütünlüğü ve sınırlarının dokunulmazlığı silah zoruyla ihlal ediliyor. Bu suçtur.

Ama daha önemlisi, gerilla için stratejik bir anlam ifade etmeyen bu işgal, Irak devleti için büyük ve çok tehlikeli bir askeri sorun ortaya çıkarıyor. TSK her yeni “pençe”de Güney Kürdistan ve Irak topraklarında yepyeni askeri stratejik noktalara yerleşiyor, işgal ettiği alanları genişletiyor ve tahkim ediyor. İki bin metre zirvelerde hiç bir işe yaramayan tank birlikleri bu topraklarda konuşlanıyor, Irak hava sahası TSK uçaklarının denetimine geçiyor.

Gerilla Irak ordusunun ve Güney peşmergesinin karşısında direnemediği DAİŞ çetelerini bu topraklarda yenilgiye uğrattı; Şengal’i, Kerkük’ü, Maxmur’u ve hatta Hewlêr’i kurtardı. Mesud Barzani bu nedenle gerillayı ziyaret etti, onlara şükranlarını sundu.

Gün gelip, TC işgali Kerkük sınırına gelip dayandığında ve Türk rejimi, “Lozan’da kaybettiği” ve bugün de “Misak-ı Milli sınırları içinde” saydığı Kerkük’ü işgal ettiğinde, peşmerge ve Irak ordusu ne yapacak? Mevzilerini derinleştirmiş ve hava sahasına hakim olmuş NATO’nun ikinci büyük ordusu karşısında çaresiz kalacak.

Erdoğan ve ordu komutanları, defalarca Basra savaşı sırasında Güney’de bir Kürt federe bölgesi kurulmasına seyirci kaldıkları için büyük bir “hata” yaptıklarını açıkladı. Ve şimdi attıkları “pençe” ile işte bu “hatadan” adım adım dönme sürecine girdiler. PKK ile TSK arasındaki “pençe” savaşını futbol maçı gibi seyredenler gaflet içindeler.

Bölge yeni bir kaosun eşiğinde. Bunlar seyirci. Oysa ABD’nin İran’a karşı başlattığı müdahale süreci Güney Kürdistan ve Irak devleti için akıl almaz tehlikelerle dolu. ABD, NATO müttefiği Türkiye’yi elindeki bütün olanaklarla İran’a karşı, yeniden kendi yanına çekmeye çalışıyor. Devleti elinde tutan militaristler ve sivil bürokratlar ABD’yle gizli pazarlıklar yapmakta. Kendilerinden intikam alınmayacağına, işledikleri suçların ve cinayetlerin bağışlanacağına, yeniden NATO bayrağı altında kendilerine eski “stratejik ortaklık” payesi verileceğine emin oldukları anda, hatta Erdoğan’ı bile çöpe atarak ABD’nin yanında ve İran’a karşı tutum alacaklarından şüphe bile edilemez.

Böyle bir durumda bu Ergenekoncular, darbeciler, derin devletin kendisi, işte o zaman Basra savaşı sırasında yaptığı “hatayı” kökten ortadan kaldırmak ve Güney Kürdistan Bölgesini haritadan silmek için bir saniye bile tereddüt etmeyecektir.

Bu “stratejik hedefe” Türk ordusu PKK’yle savaşarak adım adım yürüyor. PKK direniyor, ama Peşmerge ve Irak Ordusu kendi topraklarını onlara tek mermi sıkmadan işgal eden TSK’nın Güney’i haritadan silme hedefine yürümesine inanılmaz bir gafletle kendi elleriyle izin veriyor.

Hiç unutmamak gereken nokta şudur: Türkiye ve İran stratejik açıdan birbirine rakip birer bölgesel emperyalist devlettir. Bunlar Ortadoğu’da nüfuz ve hegemonya kavgası veriyor. Taktik yakınlaşmaların gelecek için hiç bir önemi yoktur. Bu iki devlet Irak topraklarını ve pazarını, petrolünü ve gazını paylaşmak için son çözümlemede nihai kavgaya er ya da geç girecektir. Daha bugünden Güney siyasetinin bir koluyla Türkiye’ye, diğer koluyla İran’a tutunma gayretleri, sadece bu “paylaşmayı” kolaylaştırmaktan başka hiç bir sonuç vermeyecektir. Güneyi parçalar, aralarında bölüşür, petrolüne, gazına, egemenliğine ve elbette namus ve haysiyetine el koyarlar.

Birinci Dünya savaşından beri bu bölgenin tarihi, Kürdistan’ın parçalanması ve paylaşılması tarihi değil mi? Üçüncü dünya savaşının yaşandığı şu tarihsel evrede de “cephelerde emperyalizm açısından değişen hiç bir şey yok.”

Buradan çıkan sonuç açıktır: PKK ve gerilla, “pençe”ye karşı savaşırken, gerçekte Güney Kürdistan Federe Bölgesinin egemenliği ve Irak devletinin toprak bütünlüğü için savaşmış oluyor.

Eğer Kürt halkı kendi geleceğine sahip çıkmak ve onu güvenceye almak istiyorsa, yapılacak iş apaçık meydandadır: Kürtlerin ulusal birliğini zaman kaybetmeden gerçekleştirmek. Bir başka çare ve güvence yoktur.

Türk “pençesi” senin vatanının yüreğini kanatıyor ey Kürt! Kendi öz gücüne güven.

Yazarın diğer yazıları