Günümüzde âşıklık geleneği ve aydın olma bilinci

Halk aydını olarak kabul edeceğimiz halk ozanları dışındaki ‘aydın’, genellikle sistemle uzlaşı yoluna gitmiştir. Halk ozanları ise daha çok halkın ölümsüz suyu ile beslenerek içinde yaşadıkları halkların kültürel plandaki temsilciliğini yüklenmişlerdir. 

Ezeli DOĞANAY

Aydın, belli bir bilgi birikimine ve kültürel donanıma sahip, ülkenin ve halkın sorunlarını, çelişkilerini, çözüm yollarını kavramış ve bu doğrultuda uğraşı veren insandır. Onun görevi budur. Anadolu’da aydınlar daha çok yönetenlerle iç içe olmuş çoğu kez bilimsel, sanatsal araştırmalarını onların doğrultusunda yapmışlardır. Bu yüzden de yaşamsal ve toplumsal çelişkilere ışık tutmak yerine bu çelişkileri görmemek, onun yerine tekrar ve taklitle yetinmişlerdir. Çünkü onların yanında bilim ışık ve aydınlık suçtu. Makbul olan tekrar ve taklitti. Hoş, diğer toplumlarda da üç aşağı beş yukarı böyleydi. Kapitalizm sürecine kadar aydın esas olarak egemen kesimin çıkarlarını korumuştur.

Halk aydını olarak kabul edeceğimiz halk ozanları dışındaki  ‘aydın’, genellikle sistemle uzlaşı yoluna gitmiştir. Cumhuriyet sonrası oluşan Türkiyeli aydın tipi ise (Türk, Kürt, Ermeni ve diğer Anadolu kökenli aydınları da içine alarak) daha çok Batı hayranlığı içinde yetişmiştir. Kendi köklerinden kopuk, toplumunun değer yargılarını elinin tersiyle iten, Batı’nın değer yargılarını sorgulamadan alıp içselleştiren, bünye zayıflığı içerisinde saldırgan bir aydın tipi oluşmuştur. Camii avlusuna bırakılan bir çocuk gibi sevgi yoksunluğu içinde, saldırgan bir ruh hali var. Batı’nın kültürel gömleğini giyerken içinden çıkıp geldiği topluma sırtını dönmeyi bir ayrıcalık, bir beceri olarak görmüştür.

Halk ozanları ise daha çok halkın ölümsüz suyu ile beslenerek içinde yaşadıkları halkların kültürel plandaki temsilciliğini yüklenmişlerdir. Bu durun ister istemez bir zıtlık ortaya çıkaracaktı. Bu zıtlaşmada iki aydın tipi de beslendikleri kesimlerin sözcülüğünü üstlenmişlerdir. Cumhuriyet öncesi ve sonrası halk ozanlarının sistem ve onun aydını tarafından kabul edilmeyişinin altında yatan sosyolojik gerçek budur.

1920 yılında kurulan cumhuriyetin kendi ideolojisini köylere kadar sokmasına hizmet edecek olan Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı yasa ile açılmış ve dönemin Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel tarafından bizzat yönetilmiştir. Açılan bu 21 okulda köylerden ilkokul mezunu olan zeki çocuklar toplanmıştır. Kürt kökenli olan Başbakan İsmet İnönü inisiyatifinde Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç çabaları sonucu asıl amaçları olan resmi ideolojiyi yetiştirdikleri bu çocuklar üzerinden köylere sokmak ve yaymaktı. Ancak ilginç olan Türk milliyetçiliğinin şuuru içerisinde yetiştirilen bu çocukların ellerine Anadolu ve Mezopotamya halklarına özgü olan ve tarihi çok eskilere dayanan bağlama yerine Batı’nın bir sazı olan mandolin tutuşturulmuştur. O dönemlerde elinde sazla Sivas’ta köy köy, kasaba kasaba gezen Âşık Veysel ise saldırıya uğruyor, sazı kırılıyor ve dövülüyor. İlginçtir, aynı güruhun izcileri 1992 yılında da, “İstanbul şehrinde ol sahibi devlet/Tahtı tacı ile sallanmalıdır” diyen Pir Sultan‟ın heykeline saldırıp sazını kırıyorlar.

Ancak gerçek aydın yüklendiği görevi, egemenlerle çeliştiği noktada aydın olma sınavını vermiştir.

Günümüzde geleneksel anlamda usta çırak ilişkisi bitmiştir. Ama bireysel anlam da âşıklık/ozanlık devam etmektedir. Gelişen teknoloji onun kitleler tarafından tanınmasını sağlamıştır. Eskiden art sırtında köy köy, kasaba kasaba, il il gezen ozanlar artık kaldıkları yerlerde doldukları CD klip ve programlarla her tarafa rahatlıkla ulaşabilmektedirler.

Kendimden örnek verirsem:

1. Gurbet Denen Alıcı Kuş (Uluslararası Yayıncılık, 1988, Şiir Kitabı, 112 Şiir)

2. Gulê Çi bike bi Stranê/ Kurşun Neylesin Türküye (Zel Yayıncılık, 1995, Şiir Kitabı, 240 şiir)

3. Cenk Türküleri (Ozanca Yayınları, 1999, 160 şiir)

4. Rubailer, (Kalan Yayıncılık, 2005, 80 şiir)

5. Gurbet Denen Alcı Kuş, İkinci Basım (İtalik Yayınları, 2011, 160 şiir)

6. Güle Kar Yağdı (Gugukkuşu Yayınları, 2011, 100 şiir)

7. Maviye Tutkun (Har Yayınları, 2019, 70 şiir)

8. Tür Şekil ve Nazım Biçimi ile Halk Şiiri (760 sayfa Araştırma / İnceleme Nokta Yayınları, 2014, 85 şiir)

Toplam olarak bugüne kadar kültür sanat dergileri hariç 7 şiir kitabında toplam olarak 1007 şiirim yayınlandı. Bu şiirlerimin bir kısmı araştırma kitaplarında yer aldı ve analizleri yapıldı. Hasan Harmancı’nın ‘Bütün Kitapları’nda, Süleyman Zaman’ın ‘Ders Kitapları’nda ve ‘Alevi Batiniliği ve Ezoterizm’ adlı çalışmasına da konu ile ilişkili olduğu için yer verildi kimi şiirlerim.

Antolojide yer alan şiirlerimi yazmıyorum bile. Yayınlanan bu 7 şiir kitabımın içinde kimi şiirlerim Âşık Emrah, Deste Günaydın, Niran Ünsal, Yasemin Göksu, Çetin, Mazlum Ali, Şafak Gündoğdu, Can Ali, Bülent Çetindağ, Ozan Devrani, İmam Özgül, Ferhat Güneyli gibi sanatçılar tarafından kaset ve CD’lere okundu. Çetin ‘Bağdagül’,  Niran Ünsal ‘Olaydım’, Yasemin Göksu ‘A Canım’ adlı eserlerime klipler çektiler.

1. A. Galip Kabasakaloğlu, Yatağına Sığmayan Nehir, 520 sayfa.

2. Kamber Atabey, Gücünü Kaynağından Alan Ozan, 470 sayfa

3. Süleyman Zaman, Mavi Kimlikli Şair, 310 Sayfa

Bütün bunları niçin yazıyorum? Gelişen teknik, âşıklık geleneğinin toplumdaki yerini yitirmesine neden olmadı, tam tersine daha da yaygınlaştırıp kalıcılaştırdı.

Yazarın diğer yazıları

    None Found