Güven’e ses olmak…

Leyla Güven tecride karşı 71 gündür açlık grevinde, sağlık durumu giderek kötüye gidiyor. Cezaevlerinde ise açlık grevleri giderek yayılıyor. Cezaevlerinde yükselen direniş neticesinde Kürt Halk Önderi Öcalan ile kısa bir görüşme gerçekleşti, fakat bu durum tecridin sona erdiği şeklinde yorumlanmıyor.

Yaşanan ağır hak ihlalleri, bununla beraber artan açlık grevlerine yönelik başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın sessizliği karşısında sürgündeki 17 siyasetçi Alman Federal Parlamentosu’na bir çağrı yaptı.

Çağrıda Türkiye’nin Kürt sorunu eksenli yaklaşımları hatırlatılarak, bu baskılar karşısında harekete geçmeleri talep edildi.
Zira Almanya Türkiye’deki gidişata endişeli (!) yaklaşmakla beraber hala sessizliğini koruyor.

Geçtiğimiz günlerde Merkel Atina ziyareti sırasında Türkiye’nin AB üyeliği hakkındaki fikirlerini bir kez daha açıkladı. Türkiye’nin AB standartlarından uzaklaştığını ve yakın bir gelecekte AB üyesi olamayacağını belirtti. Merkel bunu yeni söylemiyor elbet. Nitekim Türkiye’nin AB üyeliği için fikri sabit.

Yine Merkel ABD’nin Suriye’den çekilme kararı sonrası Erdoğan’ı sorumluluğa davet etmişti. Bu Türkiye’nin olası saldırı planlarını desteklemedikleri anlamına geliyordu.

Fakat diğer taraftan Almanya ile Türkiye ilişkileri arasında her zaman eleştirilerin odağında olan silah ticaretine yönelik verilerin Almanya’nın telkinlerinden tersi bir yönde olduğunu görüyoruz. Federal Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, 2018 yılının başından Ekim ayına kadar Alman firmaları tarafından Türk ordusuna 200 milyon Euro değerinde askeri malzeme satıldı. 2017 yılının toplamında bu rakamın 60 milyon Euro dolaylarında olduğu belirtiliyor. Almanya Türkiye’ye bu kadar silahı neden satıyor?

Gelen eleştiriler karşısında Türkiye’nin bir NATO ülkesi olduğu her defasında hatırlatılırken, bu silahlarla sivil insanların zarar gördüğü es geçiliyor. Nitekim Türkiye Efrîn işgalini de Alman tankları ile başlatmıştı. Şimdiki süreç de bu ilişkiler açısından çok farklı bir zeminde değil.

Erdoğan Suriye meselesine Kürtlerin bütün kazanımlarını gasp etme meselesi olarak bakıyor. Attığı her adım, söylediği her söz bu amaç üzerine kurulu. Almanya ise Erdoğan’ın bu amacına her türlü aracı temin ediyor.

***
Almanya’dan 17 sürgün siyasetçinin Alman Federal Parlamentosu’na yaptığı çağrı önemli. Zira çağrıyı yapanlar da Erdoğan rejiminin neden olduğu bir sürgün yaşıyor. Kaldı ki Almanya’da Türkiye ve Kürdistan’dan doğru politik göç sayısı rakamları oldukça ciddi.

Genel rakamlara baktığımızda; Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin verilerine göre iltica başvuruları 2016’da 5 bin 742’e, 2017’de 8 bin 483’e ve 2018 yılının ilk 11 ayında da 10 bin 75’e yükselmiş. Almanya bu rakamların daha da yükselmesini mi istiyor?

Türkiye ile politik, ekonomik, askeri açıdan ilişkileri her defasında yükselen bir eğri çizen Almanya mesele insan hakları olduğunda neden sessizliğe gömülüyor? Halkın seçtiği bir vekil olan ve buna rağmen cezaevinde tutulan Leyla Güven’in sağlığı her geçen gün ağırlaşıyor. Tecrit koşulları ortadan kalkmış değil. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın Leyla Güven şahsında dillendirilen talepleri görmesi, ses olması gerekiyor.

Yazarın diğer yazıları