Güvenli bölge tartışmaları…

9 Ekim tarihinde başlayan ve Soçi’de 10 maddelik bir mutabakatla sonuçlanan, Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik işgal harekatının gidişatı netleşmeye başladıktan sonra, Almanya’nın temel gündemlerinden biri de işgal harekatı oldu. Nitekim Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’nun (AKK), “Türkiye gibi NATO müttefikimiz olan bir ülkenin, güvenlik çıkarları meşru olsun olmasın devletler hukukuna aykırı bir şekilde bir bölgeyi ilhak ettiği ve insanların buradan sürüldüğü, bir gerçektir” sözleri, Almanya’nın bölgenin gidişatına nasıl dahil olacağını/olmak istediğini açıklayan argümanlardan biri.

İşgal harekatı başladığından bu yana başta Merkel olmak üzere Almanya’dan harekatı durdurma çağrıları yapıldı.(Almanya’nın bu çağrılarında samimi mi, yoksa sadece politik mi olduğu sorgulandı, zira silah satışına yönelik rakamlar, ekonomik ilişkiler tersi yönde argümanlar sunuyor. Bu yönde tartışmalar devam ediyor.)

Kınama açıklamalarının yanında Almanya’nın gündeminde şimdilerde çok daha sıcak tartışılan konu uluslararası denetim altında olan bir “güvenli bölge”. Almanya Savunma Bakanı AKK bir süredir mecliste sert tartışmalar yaratan bu fikri NATO’ya sundu.

Detaylı bir şekilde tartışılmadığı düşünülen öneriye yönelik Merkel, “birçok soru işareti olmasına rağmen, önerinin oldukça umut vadedici olduğunu” belirtmişti.

Fakat güvenli bölge önerisine sıcak bakmayanlar da bulunuyor.

Nitekim Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da bu tartışmaya katılanlardan. Maas bu fikrin daha geniş platformlarda konuşulması gerektiğini savunuyor.

Bunun yanında Almanya Savunma Bakanı’nın ısrarla dile getirdiği ve NATO’ya sunduğu güvenli bölge önerisi aynı zamanda AKK’nin kişisel profilini güçlendirme çabası olarak da nitelendiriliyor. Savunma Bakanlığı’na getirilme fikri çok sıcak karşılanmayan AKK’nin Merkel’in ardından konuşulan isim olması itibarıyla, gerek iç, gerekse dış politikada güçlü bir görüntü çizmesi gerekiyor.

Fakat Almanya’nın Ortadoğu hesabı, AKK’nin profil hesabından çok daha fazlası.

Münih’te düzenlenen 50. Güvenlik Konferansı’nda dönemin Cumhurbaşkanı Joachim Gauck tarafından dış politikada aktif olma fikri açıkça dile getirilmişti. Bu minvalde Almanya dikkatli ama kararlı bir dış politika yürütüyor. Nitekim şimdilerde Ortadoğu’da bir askeri misyon fikri de bu politikaların devamı olarak okunabilir. İşin özü Ortadoğu’da dengeler netleştikçe Almanya da orada söz hakkı olma planlarını tartışıyor. Suriye’de güvenli bölge tartışmaları da oraya müdahil olmanın en güvenli yolu.

AKK tarafından dile getirilen güvenli bölge önerisinin ayrıntıları henüz belirsiz. Yapılan açıklamalarda, “Türkiye ve Rusya’nın da dahil edildiği ve uluslararası olarak kontrol altında” olan bir bölge tarifi yapılıyor. Bu aynı zamanda Almanya’nın bölgede ilk askeri misyon önerisi.

CDU Dış Politika Sözcüsü Roderich Kiesewetter askeri misyon fikrini daha da somutlaştırarak,  güvenli bölgeye 30-40 bin civarında uluslararası askerin gönderilmesi gerektiğini söyledi ve Alman ordusunun katılımının önemine dikkat çekti.

AKK Suriye’deki durumun Almanya ve Avrupa’nın güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendirdiğini, yaşananlara seyirci kalındığını ve daha aktif rol oynanması gerektiğini düşünüyor. Bu bir özeleştiri niteliği de taşıyor. Fakat durum Avrupa’nın Suriye’de birçok insanın ölümünde rol oynadığı gerçeğini değiştirmiyor. Öyle ki, Avrupa Birleşik Solu-İskandinav Yeşil Solu tarafından hazırlanan rapora göre AB ülkeleri 2017 yılında Türkiye’ye 2 milyar 800 milyon Euro tutarında silah satışı yaptı. Bildiğiniz gibi bu ülkeler arasında Almanya ilk sıralarda yer alıyor.

Almanya’nın güvenli bölge önerisine geniş anlamda sıcak bakılsa da, bölgede dengelerin nasıl değişeceği yönünde net tahminler yürütmek şu an için gerçekçi değil. Fakat “Türkiye’ye yönelik yaptırım kararları ne düzeyde ilerleyecek” sorusu, gidişatın seyrini belirleyecektir.

Yazarın diğer yazıları