‘Güvenli bölge’ ve 50+1

Siyaseti halkına ve toprağına bir sorumluluk olarak değil de, sadece kendisine ve yakın çevresine günlük çıkar üretme faaliyeti olarak değerlendiren AKP zihniyeti Türkiye’yi hem maddi hem de ahlaki olarak çürütmeye devam ediyor. Bir ülkeyi hem içerde hem de dışarıda bu kadar stres üreterek yönetmeye devam edemezsiniz; eğer bunu yapmaya devam ederseniz, bir süre sonra işler kontrolden çıkar. İktidar olduğu toplumda rıza üretmeyen rejimlerin bizzati kendisi bir süre sonra ortaya çıkması kaçınılmaz olan kaos ve çatışmanın birinci elden sorumlularıdırlar…

Israrla içerde iç; dışarıda dış düşman arama bu sorumluluktan kurtulmak ve kendi taraftarlarını bir arada tutma çabasından başka bir şey değildir ve diğer her şey gibi bu çabanın da bir sonu var. İşte Erdoğan ve ekibi hızla tam da bu sona yaklaşıyorlar.

Bugüne kadar varsa bir AKP hikayesi; bu hikayenin ortaya çıkmasına ilk elden katılan, programını yazan, o programın hayata geçirilmesine katkı sunan ve AKP tarihinde ismi neredeyse Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte anılan Ali Babacan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu gibi isimlerin bırakın eleştirmeyi AKP karşıtı cepheye geçmelerini yeni rejimin geleceği açısından oldukça önemsemek lazım.Rejim kendi içinde entelektüel rıza üretemiyor; başlangıçta dayandığı, destek aldığı İslami entelektüellerden rıza alamıyor. Ortaya çıkarken kendi kimliği tanımlamak için kullandığı müslüman demokratlığın çok uzağında; İslamo/faşist bir noktaya savrulmuş durumda.

Bu nitelikleri ile iktidara tutunmaya çalışan hiç bir rejim iktidarda kalmak için sadece seçimleri esas almaz, alamaz; bu eşyanın tabiatına aykırı olur. Tarihe bakın bu tür rejimlerin neredeyse tamamı bir iç veya dış düşman komplosu ile olağan üstühal yaratıp iktidarlarını sürdürmeye çalışmışlardır…

İslami entelektüellerin ve liberallerin desteğinden yoksun; bir kaç yalaka ve Türk faşisti çevrenin sadece iktidarın olanaklarından yararlanmak için destek verdiği Erdoğan normal koşullarda seçim yoluyla iktidarını sürdüremeyeceğini kendisi de biliyor.

Başlangıçta kendine çok güvenerek ilan ettiği 50+1 formülü artık Erdoğan için geçerliliğini yitirmiştir. Gerçi en baştan itibaren sandıklara müdahale olmasaydı Erdoğan 50+1’i de alamazdı; fakat o günün koşullarında herkesin gözünün içine bakarak “atı alıp Üsküdar’ı geçebilmişti!”

Ancak durum artık hiç de öyle değil; bırakın Üsküdar’ı geçmeyi uzaktan bile göremeyecek. Bizzat Erdoğan’ın kendisinin yaptırdığı kamuoyu yoklamalarında bile bırakın 50+1’i geçmeyi, yeni kurulacak partilerin alacağı muhtemel Erdoğan karşıtı pozisyon göz önüne alındığında Erdoğan’ın birinci bile olamayacağı çok net ortaya çıkıyor…

Bakmayın siz bir anda eski çalışma bakanı Faruk Çelik’in ortaya çıkıp 40+1 önerisi yapmasına; bu önerinin bizzat AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dışında yapılması düşünülemez.

Zaten bu öneri TBMM açılışında kendisine sorulduğunda “hayır yok böyle bir şey!” de demedi. Hatta “öneri gelirse değerlendiririz!” diyerek 40+1’in önünü açtı. (AKP için böyle durumlarda öneri sorunu yoktur; o işi AKP adına Devlet Bahçeli hallediyor.)

Fakat ne yaparsa yapsın Erdoğan Rejimi fireni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor. Erdoğan’ın ‘Güvenli bölge’ üzerinden yaratmaya çalıştığı kaos başta ABD olmak üzere diğer batılı güçler tarafından red ediliyor. İdlib’i ikinci Afganistan’a dönüştüren Türkiye’nin benzer bir şeyi Kürt karşıtlığı üzeriden Rojava bölgesinde de yapacağından hiç kimse kuşku duymuyor. Türkiye’nin İdlib ve Efrîn pratiği ortadayken kimse aynı şeyin Rojava’da olmasına izin vermez.

Uluslararası destek olmadan Erdoğan’ın bir gece ansızın evinden bile çıkamayacağını herkes biliyor. İçerde oluşan yeni politik denge ise 40+1’le bile Erdoğan’ın yeniden seçilmesini neredeyse imkansız hale getiriyor; rejim hızla sona doğru yaklaşıyor.Günümüzün görevi özgür ve demokratik Rojava ve Erdoğan sonrası demokratik bir Türkiye’nin inşaasına ideolojik ve pratik destek vermektir; hazırlığımızı buna göre yapmalıyız…

Yazarın diğer yazıları