‘Güvenli bölge’

Türkiye, sınırlarına bitişik, Fırat’ın doğusu diye de bilinen, Kuzey Doğu Suriye bölgesine girmek ve bölgeyi tümüyle işgal etme hazırlıkları yapıyor. Bu amaçla uzun süredir ABD ile müzakereler/pazarlıklar yürütüyor. Son toplantı hafta başında Ankara’da iki ülke heyetleri arasında yapılan ve iki gün süren müzakereler oldu. Ancak taraflar bu müzakerelerin sonuçlarına ilişkin her hangi bir açıklama yapmadılar. Anlaşılan hiçbir anlaşma yapılmadan bu müzakereler sonlandı.

Erdoğan, “Biz Afrin’e girdik, Cerablus’a da girdik, biz El Baba da girdik” sözlerine, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, net cümlelerle yanıt verdi; “Türkiye’nin tek taraflı herhangi bir eylemini kabul edilemez bulduğumuz açık. Yapacağımız şey şu: ABD, Türkiye ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Suriye’nin kuzeyinde paylaştığı ortak çıkarlarına bir kez daha zarar verecek tek taraflı sınır ötesi adımları engellemek.”

ABD ile farklı alanlarda ciddi “çıkar çatışmaları” yaşayan Ankara, uyguladığı “gerilim” diplomasisinin işe yarayacağını hesaplıyor. S-400 sorunu, Doğu Akdeniz’deki gerilim, Kıbrıs, Rusya ile ilişkiler, ABD’nin yaptırım uygulama ihtimali gibi bir birine bağlı sorunlar yumağı çözüm beklerken, ABD ile sahada “çatışma” riski olan bir savaş başlatmak, Türkiye’yi yeni bir çıkmaza sürüklemektir.

Misak-ı Milli hevesi…

Misak-ı Milli hevesi ile “egemen” ülkelerin topraklarına girip “tampon bölge” oluşturmak uluslararası hukuka göre açıkça “işgal” olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir girişim sanıldığı gibi “kolay” olmayacaktır. Bölgede başka savaşlara da kapıyı aralayacaktır. Arap dünyasının olacaklara “sessiz” kalacağı beklenmemelidir. Rusya şimdilik “sessiz” kalırken bunu hayra yormamak gerek. Bataklığa sürüklendikten sonra, Türkiye’yi bu bataklıktan çıkarmanın maliyeti çok daha fazla olacaktır. Unutulmamalıdır ki Misak-ı Milli peşinde koşmak Lozan ile oluşturulan “uluslararası sınırları” tartışmalı hale getirecektir. Lozan’ın “güncellenmesini” isteyenler, ateşle oynadıklarının farkında mı?

Moskova İdlib’te

sonuç bekliyor…

Rusya, Türkiye’yi İdlib konusunda oldukça zorlamakta. Moskova-Ankara arasındaki ilişkiler her ne kadar “sorunsuz” devam ediyorsa da İdlib, bu ilişkinin turnusol kağıdı olacaktır. Sahadan gelen haberlere bakılırsa, İdlib meselesi sanıldığı gibi Astana Sürecine uygun yürümüyor.

Moskova açık ya da kapı arkası diplomasi ile Ankara’ya “baskıyı” artırmış durumda. Cihatçıların son kalesi İdlib, Suriye sorunun çözümü önündeki “tek” engel olarak görülüyor.

Ankara’nın üstlendiği görevi bir an önce yerine getirmesi Moskova’nın en önemli beklentisi. S-400 satışı ile Türkiye, ABD-NATO ilişkilerine “ağır” bir darbe indiren Rusya, İdlib için Ankara’ya daha fazla “baskı” uygulamak için oldukça “elverişi” bir ortam yakalamış durumda.

‘Güvenli bölge’ konusunda

Moskova’nın sessizliği…

Rusya, Türkiye’nin Suriye topraklarında “güvenli bölge” talebine sessiz kalması, ABD-Türkiye çatışmasını derinleştirmek, Türkiye’yi Suriye’de “kendine” daha da bağımlı kılmak amacı güdüyor olabilir.

Kürt fobisi üzerinden kurgulanan Türkiye’nin iç ve dış siyaseti, Ortadoğu’da yeni sorunlara neden olmak, halklarımızı, çatışma ve şiddet sarmalına sürüklemektedir. Türkiye’nin “olası” bir işgal girişiminin Kürtleri bölgeden “sürme” amacı taşıdığını herkes biliyor. Bunu açıklamaktan da imtina etmediler.

Nitekim Erdoğan, Fırat’ın doğusu diye tanımladığı Suriye’nin Kuzey Doğusunda, tek taraflı olarak kuracakları “güvenli bölgeye” Türkiye’de bulunan 4,5 milyon Suriyelilerin yerleştirileceğini açıkladı. İdlib’de sıkışan Cihatçı ve ÖSO çetelerinin de bu alana taşınacağını, Türkiye’nin planının bu olduğu yazılıp çiziliyor.

Olası “işgalin” bir etnik temizlik kampanyası olacağı şüphesiz. Sadece Kürtler değil bölgede bulunan başta Ermeniler ve Süryaniler olmak üzere tüm halklar, “etnik temizlik” tehdidi ile karşı karşıya kalacaklardır.

Ateşe körükle giden Ankara’nın savaş politikalarına karşı, halklarımızın birlikte yaşam, demokrasi ve barış taleplerini yükseltme zamanı.

Yazarın diğer yazıları