Hevrîn’in mirası davasıdır

Ekim ayı Hevrîn’in annesi Yadê Suad için karanlık bir ay. Kızı Zozan, 24 Ekim 1998’de Türk askerleri tarafından işkenceyle katledildi, bir aracın arkasına bağlanarak bedeni teşhir edildi. Hevrîn’i de 12 Ekim’de Erdoğan’ın beslediği çeteler katletti.

Hevrîn, arkasında büyük bir davayı miras bıraktı; halkların ve kadınların özgürlüğü davasını… Annesi Yadê Suad, Hevrîn’in yatağının başucuna oturup, onun sevdiği şarkıları söylüyor, yaktığı ağıtlarla yüreğindeki acıyı dindirmeye çalışıyor.

w Yadê Suad, ‘Kızımdı, annemdi, arkadaşımdı’ dediği Hevrîn’in mücadelesinin dünya kadınları tarafından sahiplenilmesini istiyor ve şu çağrıyı yapıyor: “Heykelini Avrupa’nın merkezinde yapsınlar ve onun mücadelesinin etrafında kenetlensinler.”

NÛDEM TÊKOŞER/ROJDA SEYÎTXAN / JINNEWS/DÊRIK

Yadê Suad politik bir kadın. Yıllarca inkara karşı varlık mücadelesi yürüttü. Dört erkek, iki kız çocuğu doğuran Yadê Suad, kızlarını da politik bilinçle ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın felsefesiyle yetiştirdi. Kızı Zozan’ı kendi eliyle özgürlük mücadelesine uğurladı. Zozan, 24 Ekim 1998’de, Bêşebab’da yaşanan bir çatışmada Türk askerleri tarafından işkenceyle katledildi, bir aracın arkasına bağlanarak bedeni teşhir edildi. Yadê Suad, kızı Zozan’a yapılan insanlık dışı uygulamaları henüz unutamazken, acılarına yenilerinin ekleneceğinden habersizdi.

Hevrîn çok sevildi

Yadê Suad’ın ikinci kızı Hevrîn Xelef. 15 Kasım 1984’te doğan Hevrîn’i büyük bir özenle büyüttü annesi. İlkokula kadar kucağından bile indirmedi. Giydiği önlükleri özenle seçti. Her gün bir ritüel gibi elleriyle taradı saçlarını. Hem arkadaşları hem de öğretmenleri tarafından çok sevilen Hevrîn, başarılı bir öğrenciydi. En yüksek puanlarla mezun oldu. Okulda Arap, Hıristiyan ve Kürt çocukların arasına hiçbir fark koymayıp hepsiyle güçlü bağlarla arkadaşlık kurdu. Ama özellikle İngilizce öğretmeni, kendi çocuklarından dahi çok sevmişti Hevrîn’i. Öğretmenlerinin ona aldığı hediyeleri odasında büyük bir özenle sakladı.

Tıp okuyamadı, çünkü kimliksizdi

Üniversite sınavına hazırlandığı 12’nci sınıfta ablası Zozan’ın esir alınıp katledilmesi Hevrîn’de büyük bir öfke yarattı. Bu nedenle okulu bırakmayı düşündü. Annesinin ısrarıyla okuluna devam eden Hevrîn’in hayali tıp okumaktı. Kazanmasına rağmen Suriye rejimi, Kürt olduğu için okumasına izin vermedi.

Pes etmedi

Annesi, kızı Hevrîn’in hayalini kurduğu tıp fakültesinde okuması için çalmadık kapı bırakmadı. Kürtlüğü gerekçe gösterilerek okumasına izin verilmemesini kabullenmedi. Ancak çabaları sonuçsuz kaldı. Bir kez daha sınava giren Hevrîn, bu kez Heleb’de mühendislik bölümünü kazandı. Fakat bu kez de Suriyeli ırkçı bir hocası Hevrîn’in puanlarını kırarak mezun olmasını engelledi. İki yıl üst üste başarılı olmasına rağmen sınıfı tekrarlamak zorunda kaldı ama haksızlığa karşı yine pes etmedi.

En yüksek puanla mezun oldu

Eğitim gördüğü okulda Kürt kimliğini gizlemeyen Hevrîn, engellere rağmen puanlarını yükseltip üniversiteden mezun olmayı başardı. Dayê Suad, kızı Hevrîn’i Heleb’de yalnız bırakmadı. Gurur duyduğu kızı için dualar etti, ona Dêrik’ten yemek yapıp ta oralara gönderdi.

Evi ikinci okuldu

Hevrîn’in, Heleb’te arkadaşlarıyla beraber kaldığı öğrenci evi, birlikte kitap okudukları, felsefe tartıştıkları bir düşünce mekanı oldu. Sadece Kürt değil farklı kültür ve inançlardan öğrenciler de evin müdavimleri arasındaydı. Heleb’ten ayrılık vakti geldiğinde, arkadaşları Hevrîn’i gözyaşları içinde Dêrik’e uğurladı.

Rejim işbirliği teklifi yaptı

Hevrîn, Dêrik’te çalışmak için önce bir devlet kurumuna başvurdu. Rejim ise Hevrîn’in başvurusuna karşılık işbirliği teklifinde bulundu. Hevrîn, buna tepki olarak iş başvuru formunu yırtarak yüzlerine fırlattı.

Devrime aktif katıldı

Dêrik’te bir hizmet kurumunda çalışmaya başladıktan bir süre sonra Suriye’de iç savaş başladı. Hevrîn için yeni bir dönemin başlayacağı günler yakındı. Dünyayı derinden sarsan Rojava Devrimi sürecine aktif katıldı. Çalıştığı hizmet binasını Nuri Dersimi Sosyal Bilimler Akademisi’ne dönüştürdü ve ilk eşbaşkan seçildi. Bu, Hevrîn’in emekle yoğrulmuş ilk büyük zaferiydi.

Adaletsizliği ortadan kaldırdı

Devrelerde, devrimle birlikte ortaya çıkan eğitmen ihtiyacını karşılayacak eğitmenler yetiştirdi. Ancak 2013’te Türkiye’nin destek verdiği El Nusra çetelerinin Serêkaniyê’ye saldırısı gerçekleşmişti ve BAAS rejiminin pozisyonu da en az bunlar kadar devrim karşıtıydı. İç savaş ve kaosu bahane edip Kürtlerin ağırlıkta yaşadığı Kuzey-Doğu Suriye bölgesini elektriksiz ve susuz bıraktı. Hevrîn halka yapılan bu zulme sessiz kalamadı, yöneticisi olduğu akademiden ayrıldı ve devrimin Enerji Bakanı oldu. İlk iş olarak rejimin adaletsiz elektrik dağılımının önüne geçti. Tüm mahallelerde elektrikleri tek merkeze bağladı ve büyük bir elektrik dağıtım sistemi kurdu. Sınıf, ulus, inanç ayrımını ortadan kaldırarak herkesin aynı anda ve eşit şekilde elektrik ihtiyacının karşılanmasını sağlayan büyük projenin kuruculuğunu yaptı.

Alternatif üretimi geliştirdi 

Enerji Bakanlığı görevini üstlendiği bir buçuk yıldan sonra Ekonomi Bakanlığı görevini devraldı. Halkın yoksulluk ve açlık sorununu giderme arayışına girdi. Rejim, yıllarca Cizîr bölgesinde halkın bir domates dahi ekmesine izin vermemişti. Halkı açlıkla terbiye etmeye çalışan bu düşmanca politikalarına karşı alternatif politikalar üretti; halkı toprakları işletmeye teşvik etti, ağaçlandırmayı gündemine aldı. Çok kısa sürede  üretimin adaletli bir pazar anlayışına tabi olması için komün ve kooperatif projeleri geliştirdi.

Halklarla sevgi bağı kurdu 

Hevrîn Xelef bunlarla da yetinmeyerek Suriye halklarının birliğinin sağlanması için siyasete daha aktif katılmaya karar verdi. Suriye halklarının partisi olacak, Arap, Ermeni, Süryani, Türkmen ve Kürt halkının kendisini ifade edebileceği ve halkların birliğini inşa edecek bir parti kurmayı hedefledi. 2018’de bir grup arkadaşıyla Reqa’da kuruluşunun ilan edildiği Suriye Gelecek Partisi’nin Genel Sekreteri seçildi. Kısa sürede partinin uluslararası alanda yankı uyandırmasında Hevrîn’in çalışma tarzı, halklarla kurduğu sevgi bağı ve diplomatik dilinin önemli bir etkisi olmuştu.

Geriye davasını miras bıraktı 

Hevrîn, arkasında büyük bir davayı miras bıraktı; halkların ve kadınların özgürlüğü davasını… Annesi Yadê Suad, yüreğindeki acıyla kızı Hevrîn’in odasındaki yatağının başucuna oturup sevdiği şarkıları söylüyor. Yanık sesiyle dengbêj kilamlarıyla büyüttüğü kızlarının acısını, yaktığı ağıtlarla dindirmeye çalışıyor. Elinde Hevrîn’in fotoğraf albümü. Hepsine teker teker, en ince ayrıntısına kadar, hasret gidererek bakıyor. Her fotoğrafın onda bir anısı olduğunu söylüyor. Hevrîn’den geriye, bıraktığı mücadelenin mirası, yasemin kokulu bir oda, yanık mumlar, okuduğu kitaplar, kurutulmuş çiçekler kaldı.

İki kardeşin katili de Türk devleti

Hevrîn Xelef’in kurşun geçirmez aracına yüzlerce mermi sıkılmıştı. Siyasetçi olduğunu söylediği halde çeteler Hevrîn’i saçlarını kökünden kopartıp vahşice katletti. Boynundaki kolye dahil her şeyini çaldılar. İktidarın kirli propaganda araçlarından Yeni Şafak gazetesi, Hevrîn’in hunharca katledilmesini bir zafer kazanılmış gibi abonelerine servis etti. İnsanlık nezdinde ise “Türkiye’nin işlediği bir savaş suçu olarak” kayıtlara geçti.

Ekim ayı Hevrîn’in annesi Yadê Suad için karanlık bir ay. Yadê Suad’ın ilk göz ağrısı Zozan’ı da son çocuğu Hevrîn’i de Türk askerleri ve onun beslediği çeteler Ekim’de katletti.


Yadê Suad: Erdoğan’ın gücü Hevrînlere yetmez

Yadê Suad için Ekim demek, sadece her iki kızının katledilmesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin saldırdığı Suriye’den Abdullah Öcalan’ın çıkmasının ardından başlayan uluslararası komployu ifade ediyor. 21 yıldır siyah dışında hiçbir şey giymeyen Yadê Suad, bitmeyen bir yasla, parçalanmış bir yürekle yaşamını sürdürdü. Yadê Suad devrimci, direnişçi bir kadın. Öcalan’ın özgürlük felsefesiyle yetiştirdiği kızlarını, halkların özgürlük davasına adadı. Kızları da annelerinin izinde yürüdü.

Yadê Suad, Hevrîn ile anne kız değil, aynı zamanda çok iyi bir arkadaştı. Hevrîn annesiyle her şeyini paylaşmış, annesi de her şeyi Hevrîn’e danışmıştı. Annesine “Ben de senin annenim” demişti. Annelik ve arkadaşlık bağının en güçlü örneği, Yadê Suad ile Hevrîn’de hayat bulmuştu.

‘Hep ona bir şey olacak korkusuyla yaşadım’

“Hevrîn korkusuzdu” diyen Yadê Suad, bir gün kızının başına bir şey gelmesinden duyduğu korkuları da anlattı ve “Kendime bile itiraf edemediğim hislerimi ona söyleyip onu tedirgin etmek istemiyordum. Sadece ona ‘Hevrînim kendine dikkat et’ diyordum. O da ‘Beni merak etme’ derdi. Fakat bir defasında bana ‘Bir gün kızının cenazesi sana gelebilir’ derdi. Onun bu sözü beni korkutmuştu. O zaman istihbaratın onun peşinde olduğunu anlamıştım. Aracının kurşun geçirmez, tekerleklerinin sağlam olması içimi biraz rahatlatıyordu. Korkumu içimde yaşıyordum, ona yansıtmamaya çalışıyordum” dedi.

‘Gidişini engelleyemedim’

Hevrîn’in faşist Türk devletinin desteklediği çetelerin pususuna düşmeden önceki gün Dêrik’te olduğunu anlatan Yadê Suad, “Şoförü, babasının vefatı nedeniyle Dêrik’e taziyeye gelmişti. Akşam Hesekê’ye gitti. Hevrîn’e ‘savaş var, gitme’ dememe rağmen, işlerini erteleyemeyeceği için gitmek zorunda olduğunu söyledi. Gidişini engelleyemedim” diye konuştu.

‘Kızımdı, annemdi, arkadaşımdı’

Hevrîn’le son kez vedalaşma anını ise şöyle anlattı: “Akşam saat 18.15’te evden ayrıldı. Ona ‘Ben de seninle gelmek istiyorum’ dedim. O da bana akşam Hesekê’de kalacağını, ertesi gün de Reqa’ya gideceğini söyledi. Ona, ‘Dur, sana evdeki Kur’an’ı getireyim. Küçüktür, göğsüne koy. Seni kötülüklerden korur’ dedim. Elini göğsüne koyarak kalbini işaret etti; ‘Benim Kur’an’ım buradadır. Bana bir şey olmaz’ dedi. Son kez bana sarıldı. Kokumu içine çekti ‘Kokun ne güzel anne’ dedi. Ben de ona ‘Senin annenim, o yüzden kokum sana güzel geliyor. Sen de benim annemsin, O yüzden senin de kokun bana güzel’ dedim… Kızımdı, annemdi, arkadaşımdı, her şeyimdi.”

‘Kızıma yetişemedim’

Yadê Suad, çetelerin pususuna girdiği anda kızının kendisini aradığını, ancak konuşmasına fırsat bulamadığını, o anda telefonda çetelerin sesinin geldiğini anlattı. Kızının çetelerin eline geçtiğinin anlaşılması üzerine evdeki paraları göğsüne doldurup Hevrîn’i kurtarmaya yeltendiğini belirten Yadê Suad, “Yetişemedim kızıma, Hevrînim’den bir daha haber alamadım” diye konuştu.

‘Davacıyım’ 

Bu vahşetin Hevrîn’in düşüncelerine, mücadelesine, halkların kardeşliğine yapıldığını söyleyen Yadê Suad, “Türkiye’nin çeteleriyle birlikte yaptığı bu saldırılar Hevrînim şahsında, öncülüğünü yaptığı mücadelesine dönüktür. Amerika ve Erdoğan şunu bilsin ki ben annesi olarak onun mücadelesini yürüteceğim. İnsan hakları savunucuları da bu katliamın peşini bırakmamalı ve bunun hesabını Amerika’dan ve Türkiye’den sormalı. Amerika ve Erdoğan’dan davacıyım” dedi.

Rojava topraklarında Türkiye’nin katliam yapması için tüm kapıları Amerika’nın açtığını belirten Yadê Suad, “Dünyada siyasetçilere her kapı açılıyor. Benim kızım sadece siyasetçiydi. Suriye bile kızıma kapılarını kapattı. Suriye rejimi kızımın özgürce siyaset yapmasına izin vermedi. Hatta Suriye rejimi Hevrîn’e iki yıl hapis cezası vermişti. Kızım Suriye topraklarında halkların birliği için mücadele etti” dedi.

‘Avrupa’nın merkezinde heykeli yapılsın’

Hevrîn’in daha cenazesini toprağa gömmeden doğan kız çocuklarına Hevrîn isminin konulduğunu hatırlatan Yadê Suad, “Bir Hevrîn gitti. Ama dokuz Hevrîn bir haftada doğdu. Doğan her kız çocuğuna Hevrîn ismi veriliyor. Erdoğan’ın gücü Hevrînlere yetmez” dedi.

Yadê Suad son olarak Avrupalı kadınlardan bir isteğinin olduğunu belirtti ve şunları söyledi: “Avrupalı kadınlardan bir isteğim var. Kızım Hevrîn’in heykelini Avrupa’nın merkezinde yapsınlar ve dünya kadınları onun mücadelesi etrafında kenetlensin” dedi.

Yazarın diğer yazıları

    None Found