Güzelliğin öznelliği ve toplumsallığı

Modernizmi bir düşünce sistemi olarak kurumsallaşmasında en büyük rolün sahibi olan Alman felsefeci İmmanuel Kant sanat, estetik ve güzelliği tartışırken “güzelin amacı, amaçsız olmasıdır” der. Aynı zamanda bir şair ve yazar da olan Alman filozof Friedrich Schiller de sanatı, toplumsal düzeni kurmanın, toplumsalı yaratmanın bir eylemi olarak değil, bireysel bir var oluş sürecinin edimi olarak görür. Estetik bir nesnenin amacının, kendisi olduğunu belirtir. “Sanat, fiziki ve ahlaki amaçların aracı olamaz, dolayısıyla bilimden ve etikten tamamıyla bağımsızdır. Güzel, özgürdür.

Sanatı, özellikle etikten koparmak, sanatın sadece bireysel var oluşun bir aracı olarak görmek yirminci ve yirmi birinci yüz yıl sanatının temel özellikleri olarak kurgulanmıştır. Kürdistan özgürlük paradigmasının sanatı, bir toplumsal var oluş ve inşa yöntemi olarak görmesi modernizme yönelttiği en temel eleştirilerden biridir. Ancak ne yazık ki Kürdistanlı sanatçılarda sanatı toplumsal inşa ve var oluşun bir yöntemi değil bireysel var oluş ve kurtuluş için araçsallaştırılması durumu can yakıcı bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Motivasyon kaynağı bireysel var oluş olunca da toplumsallığın temel dinamiği olan etik, ahlaki kurallar sanatsal üretim sürecinin dışına itiliyor. Sözüm ona devrimci sanat icra edenlerin üretim süreçleri, üretimlerinin içerik, biçim ve niteliği piyasa koşullarına göre düzenlenmiş sanat üretim ve pazarlama süreçlerini aratmayacak bir kılıkta karşımıza çıkıyor.

Söz gelimi konusu, içeriği ve mesajı yoldaşlık olan bir film eğer film endüstrisi çarkı içinde işleyen bir ilişki düzeniyle çekilirse, yoldaşlık ve komün mantığı film üretmenin, tiyatro eserini sahnelemenin, bir romanı yazmanın temel zemini ve ilişki biçimi olarak işlerse teknik ve estetik olarak ne kadar mükemmel olursa olsun bu filmin, yahut romanın, yahut müziğin ruhuna yoldaşlık işler mi, bu sanatsal üretim amacına ulaşmış olur mu? Sanat eseri için bir bütün olarak ortaya konan emek, ortaya çıkan toplumsal beklenti birinin kendini bireysel olarak var kılma ve bireysel çıkışını yaratma güdüsüne, isteğine kurban edilebilir mi? Esas amaç, filmde, romanda, hikayede anlattığın derdin, mücadelenin, acının, umudun ya da sevincin en tekamül etmiş haliyle, en derinlikli biçimiyle ve mümkün olduğunca en kolektif olanın zemin kılınmasıyla anlatılması değil midir? Bugün Kürt sanatında yaşanan en temel sorun, komünal bir yaşam kurmanın mücadelesini verenlerin hikayelerinin, bireysel var oluşu kendine temel motivasyon aracı kılmış olanlarca anlatılmaya çalışılıyor olmasıdır.

Kant ve Schiller gibi romantik filozof ve sanatçılar da sanatı, bilginin diğer bölgeleri olan etikten ayırt eden kuramlarıyla, modern sanat düşüncesinin, burjuva estetiğinin doğuşunun habercisidirler.

Sanatın toplumsallık dışı, bireysel var oluşun bir özgürlük alanı, bir amaçtan kopuk, ahlaktan azade bir eylem olarak kurgulanması hiç şüphesiz modernizmin kollektif yaşama, toplumsalı inşa etmeye dair yaşam formuna ve tasavvuruna karşı geliştirdiği en büyük saldırıdır. Bireysel var oluş için araçsallaştırılan sanat modernist bir kurgudur. Bu kurgu, insanın toplumsallığını inşa etmede ve toplumsallığını korumada geliştirdiği en etkili kurma ve savunma aracını etkisizleştirmek ve sanatı burjuva düzenin ihtiyaçları için yeniden kurgulamanın argümanıdır.

Yazarın diğer yazıları