HACC

Hacc’ın kelime manası “Allaha yönelme, günahlardan arınma, hak yolunda feragat gösterme, zorlukları göğüsleme”dir. Bütün tek tanrılı dinlerde yılın belli aylarında bu görev yerine getirilir. Hıristiyanlar Kudüs, Efes ve Roma’yı ziyaret ederek hacı olurlar, Êzîdîler Eylül ayında Laleş’i ziyaret ederek hacı olurlar. Alevilikte hac olayı yoktur, ziyaretgâhları var ve bu kutsal yerler (Düzgün Baba) ziyaret edilir.

Bu yıl CİK’in organize ettiği Hac ziyaretine ben de dahil oldum. Hem üzerime farz olan görevi yerine getirmek istedim hem de merak ettiğim şeyleri bizzat kendi gözlerimle görmek istedim. Peşinen söyleyeyim Hacc’ın Hz. Muhammed döneminden çok farklı yapıldığını gördüm. Hz. Muhammed döneminde Hacc bir nevi İslam kongresi idi. Müslümanlar sorunlarını burada tartışır, sorunlarına çözüm ararlardı. Hacc’ın bu işlevi sona ermiş. Müslümanlar artık sorunlarını birlikte tartışamıyorlar.

Arafat dağında bir araya gelen milyonlarca insanın sorunlarını tartışmaya zamanları olmadığı gibi dil sorunu da buna engel oluyor. Bu nedenle her grup kendi gurubu ile birlikte namaz kılıp Hacc hutbesi okuyorlar. Ancak Arafat dağı Kıyamet Günü’nü andırıyor. İnsanlar doğduklarında nasılki çıplak doğup bir beze sarılıp büyümeye bırakılıyor, öldüklerinde de yine çıplak olarak kefenlenip toprağa veriliyorsa Arafat’ta da insanlar (erkekler) üzerlerindeki her şeyi çıkartıp beyazı, ihrama örtünüyorlar.

Orada rütbe, makam mevki yok. Sınıf, dil, din, ırk ayrımı da yok. Siyah, beyaz, sarı, çekik gözlü, oval gözlü insanlar hep bir arada. Herkes kendi dilini konuşuyor. Kimse dilinden, ırkından dolayı ötelenmiyor. Ancak sınıf farkı yok desem de yine de sınıf farkı kendisini gösteriyor. Hacc’a gelenlerin yüzde 90’ı orta tabakadan insanlar, zenginler ise Hacc ziyaretlerini lüks otellerde, A. Aziz Tower gibi kuş sütü dahil her şeyin var olduğu lüks mekanlarda yerine getiriyorlar.

Lüks otellerden, Tower(kule)’lerden bahsetmişken gözüme çarpan bir diğer konuya değinmek istiyorum. Beytullah (Kabe)’nin etrafı A. Aziz Tower ve yüksek otellerle çevrilmiş. Beytullah’a girmeden Beytullah’ı görebilmek mümkün değil. A.Aziz Towerde bir hafta kalmanın karşılığı 20 bin Euro. Sınıf farkı kendisini burada da gösteriyor. Zenginler bu lüks kulede (kırk katlı) kalırken, Beytülmal’ın her tarafı kıble olduğundan kapitalist egemenler namazlarını bu kulede kılıp halkın arasına katılmazken, diğer tarafta orta sınıftan insanlar mermer taşların üzerinde namazlarını kılıp, getirdikleri kumanyalarından yiyorlar. Bir de derlerdi yüksek binaların yapılması kıyamet alametidir. Ancak bu devasa binalara karşın kıyamet kopmuyor. Allah C.C. Bir ismi de “El Sabır”dır. Demek ki Allah ne kadar geniş yürekli ve sabırlıdır.

Hz.Muhammed’in (s.a.v) evini ziyaret ettik. Aradan 1500 yıl geçmesine rağmen halen 2 milyar insan bu büyük zatı, döneminin en büyük devrimcisini resul olarak biliyor ve yolundan gitmeye çalışıyor.

Hz.Muhammed’in evinin 15 metre aşağısında bir tuvalet var. Günde yüzbinler bu tuvalete gidip defi hacet yapıyorlar. Beytullah’ta özellikle Hz.Muhammed’in evinin hemen yanında tuvalet olması beni şaşırttı. Sordum burası Kureyş’in zalimi Ebu Cehil’in evi imiş. Hz.Muhammed Kabe’ye namaz kılmaya giderken Ebu Cehil’in tırşıkçıları Hz.Muhammed’i taşlar, hakaret ederlermiş. Bu dünya zalimlere kalmıyor. Gün geliyor zalimlerin kaşaneleri, sarayları tuvalet oluyor. Hz.Muhammed gibilerin evleri ise müzeye dönüşüyor. Bilmemki diktatörler, zalimler Hacc ziyaretini yaptıklarında bundan ders çıkarıyorlar mı? Sanmıyorum! Ders çıkarmış olsalardı vatandaşlarına bu kadar zulm etmezlerdi. Ben de Ebu Cehil’in şahsında tüm diktatörleri, zalimleri düşünerek bu tuvalete gidip tarihi görevimi yerine getirdim. Yerim daraldığından izlenimlerimi önümüzdeki hafta devam etmek üzere burada noktalıyorum. Kalın sağlıcakla.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* 17 Eylül 1992 tarihinde İ-KDP genel Sekreteri Dr. Şerefkendi ve üç arkadaşı (Fetah Ebduli, Humayun Erdelan, Nuri Dehkurdi) Berlin’de Mykonos lokantasında yemek yerken İran gizli ajanları tarafından vurularak şehit edildiler.

* Kürt bilgesi, yazarı, siyasetçisi, Dicle Talebe Yurdu kurucusu ve Kürtleri koruma Komitesi Üyesi, 49’lar, 23’ler ve DDKO davası sanıklarından Apê Musa 20 Eylül 1992 tarihinde Diyarbekir Seyrantepe’de uğradığı kontrgerilla saldırısı sonucunda şehit düştü.

* Sömürgeci İran ve Irak rejimleri arasında sekiz yıl süren, Kürdistan’ın güneyi ve doğusunda sürdürülen, başta Halepçe katliamı olmak üzere onbinlerce sivil Kürdün yaşamını yitirmesine neden olan savaş 22 Eylül 1980 tarihinde başladı.

* 24 Eylül 1996 tarihinde güvenlik güçleri ile infaz memurlarının birlikte yaptıkları operasyonda Diyarbekir Cezaevi’nde bulunan 10 PKK’li tutsak kafaları parçalanarak katledildiler.

Yazarın diğer yazıları