Haddini bil Erdoğan


Bunu esasında ben söylemiyorum, önce halk söylüyor, sonra dünya liderleri söylüyor, arkasından görevlerine son verdiğin gazeteciler, akademisyenler söylüyor. Bu da yetmiyor dünya basınının önde gelen gazete ve dergileri ve onların yazarları, dünya televizyonları; yetmiyor onların programlarında komedi elemanı haline getirenler söylüyor ve belki de en önemlisi –senin için daha çok- beraber yola çıktığın, güvendiğin, bu yollarda beraber ıslandıkların söylüyor bunu sana: “HADDİNİ BİL ERDOÐAN…”

Bütün bunları ciddiye alman gerekirken, sen tersini yapıp herkese haddini bildirmeye çalışıyorsun. Kimileyin niye böyle yaptığını düşünmüyor değilim, aklıma gelen tek şey ergenliğini üzerinden ve beyninden atamamış bir genç psikolojisi içinde olman geliyor. Her şeye itiraz ettiğimiz dönem var ya işte o dönem. Ben “Ergenlik dönemi”ni daha çok insanların yaşamlarındaki “Anarşist dönem” olarak algılıyorum. Sana burada anarşizmin ne olduğunu detaylarıyla anlatmayacağım, hem anlayacağından kuşkuluyum, hem de zaman kaybına hiç tahammül edemem, ne demek olduğunu merak edersen Google’a girer bakarsın.

Ama yine de birazını anlatayım sana, hani her şeyi kendimizin bildiğini sandığı ve bu yüzden annemize, babamıza, öğretmenimize her konuda karşı çıktığımız bir dönem var ya, hiçbirinin aynı devlet gibi gerekli olmadığını düşündüğümüz, işte o dönem bu dönem. Bu dönem daha çok vücudumuzda kıllanmanın başlamasıyla başlayan dönemdir esasında. O yüzden bu dönemin bir diğer adına da “İNSANIN KIL OLMA HALİ” diyebiliriz.

İşte insanın bu herkese ve herkesin dediklerine kıl olma halidir haddini bildirme hali. “Anne ya, dönem senin yaşadığın dönem gibi mi, benden iyi mi bileceksin…” diye başlayan bu dönem babanın her şeyinizi bilmesinin istemediğimiz dönemdir. “Anne ya” yerine “Baba ya” dediğimizde değişik reaksiyonlarla karşılaşabiliriz. Kimimiz yıldızları saymaya başlar, kimimiz bir bakışla kıçımızın üstüne oturmuşuzdur bu dönemde. Okulda da benzeri yaşanır esasında, “Öğretmenim ya” dediğimizin devamında “Babıcım, bu öğretmen beni hiç sevmiyor…” demenin başladığı ve karneyi kendisine nasıl göstereceğimizin hinliklerini düşünmeye başladığımız andır. Çeşitli dahiyane fikirler gelse de aklımıza, unuttuğumuz tek şey babamızın da aynı dönemleri yaşadığıdır. Zaten “Öğretmenim ya”nın esas sonucu ya sınıfta kalmaktır ya da okuldan yavaş yavaş uzaklaşmaktır. İleriki yıllarda istediğin kadar benim diplomam var diye yırtın, bunun olmadığını zaten konuşmalarınla belli edersin.

İşte bu son dönem insanın en kötü dönemidir. Çünkü bu dönemde eksikliğini hissetmeye başladığın bilgi seni lime lime yemeye başlar. Bunu yok etmenini tek yolu vardır, o da herkese “HADDİNİ BİLDİRMEK”. Haddini bildirdiğin insanların senden daha bilgili olması o an senin için hiç önemli değildir artık, sen ergenliğini aşamamış biri olarak böyle davranmaya mecbursundur.

Bu dönem tam da kafanın karıştığı andır, çünkü senin gibiler böyle dönemlerde belediye başkanı ya da başbakan olmayı, bilimci olmakla eşdeğer bulurlar. Belediye başkanı olduğunda bir mühendisin hesapladığı yol yapma süresini sen yarı yarıya indirme hakkını görürsün kendinde. Ya da başbakan olduğunda merkez bankası faizlerini kafana göre değiştirebileceğini sanırsın, ekonomi üzerine yüksek lisans yapanlar, doktora tezi verenler senin kadar bilemezler, çünkü hem cahilsindir ve bunu biliyorsundur, hem de onların olamadığı, esasında olmadığı bişeyi olmuş ve onu bişey sanırsın.

İşte bu ergenlik çağı, yani insanın artık kıllanmaya ve kıl olmaya başladığı çağ böyle olmakla beraber, herkeste aynı sonuçlar vermez. Ailelerin büyük bir kısmı –Ya da böyle olmasını istediğimi için büyük bir kısmı diyorum- bu dönemi çocuklarınla tartışarak geçirir ve zarar en aza indirgenir. Bu tartışarak geçirme dönemi 5 yaşında kişiliğini kazanan çocuğun tam da kimliğini öğrenme dönemidir ve birey olmaya bu dönemde başlar. O artık öğreneceği çok şeyler olduğunu anlamış ve işlerini çevresiyle tartışarak çözmesini öğrenmiştir.

Senin gibi olanlarsa, yani televizyonlarda seni savunanlar “Kardeşim biz buraya tartışmaya değil, konuşmaya geldik…” diye saçmalarlar, esasında tartışsalar, belki de karşısındakileri ikna edebileceklerini bilmezler. O yüzden bu kişiler karşısındakinin ne dediğini dinlemeden, birazdan karşısındakini nasıl mat edeceğini düşünür ve saçmalamaya devam ederler.

/**/

Senin durumun bu anlattıklarımdan biraz farklı Erdoğan. Sanırım sen bu ergenlik dönemini yaşayamamışsın. Dediğim dedik bir babanın çocuğu olarak “Baba ya” deme şansını yakalayamadığın için şimdi yaşıyorsun ve kim ne derse desin itiraz edip herkese “HADDİNİ BİL”dirmeye çalışıyorsun. Dostoyevski kendi yaşamında nefret ettiği üvey babasını nasıl Karamazof Kardeşler’de öldürüyorsa, sen de babanla yaşayamadığın ergenliğini en anarşik halinle yaşayıp, o günlerin intikamını alıyorsun. Her işlediğin cinayetten, her “HADDİNİ BİL” dedikten sonra, içinden “GÖRDÜN MÜ BABA, SEN DE HADDİNİ BİL” diyorsun. Sen var ya sen, yaşayamadığın ergenliğini her anlamda bizim üzerimizde deniyorsun. Ama bu pazar akşamı bütün Türkiye halkları sana “HADDİNİ BİL”dirdiğinde yapayalnız bir şekilde, esasında bundan sonra neler yapman gerektiğinin içinde boğulacaksın.

Yazarın diğer yazıları