Hakikatin bir yüzü var – Deniz ARARAT

Gecenin bir vakti /         

Dünyanın en güzel şarkısıyla /

Düştük yollara

Eğer bir gün geri dönmezsek /

Bilin ki çocukluk hayalerimizin peşindeyiz / Ölürsek gam yemeyeceğiz / Yaşarsak, / Egidce özgür bir yaşamın savunucusu olacağız/ Ve dünyanın en güzel şarkısıyla haykıracağız

Yeni gecenin bir vakti. Üstelik hava da ayaz. Havanın bu ayazında, Denizin dalgası gibi yüzümüze çarpan bir rüzgar, ve hiç bir karşılık beklemeden yaşamın sonuna kadar bizi sımsıkı kucaklamayı bekleyen dağlar. Bizimkisi uzun bir aradan sonra ilk defa dağlarda olmanın heyecanıyla patikaları adımlıyor. Adımları hızlandıkça, gecenin karanlığın da gözleri yıldızlar gibi parlıyor. Başka bir zaman ve mekan da olmanın, patikalar da ahengle halaya durmanın sevincini derinden derine yaşıyor, umutlarını, hayallerini, özlemlerini, amacı bir olan başka bir zaman ve mekanın tarihine yazıyordu

Ben ise dağlara yeni gelmiştim. Bir yandan uzun tutsaklık koşullarından sonra ilk defa dağların özgürlükle örülü gizemini anlamaya çalışıyordum. Diğer bir yandan ise büyük bedellerle anlamlı yaşamın hakikatini açığa çıkartan yoldaşların ayak izlerin de yürümenin mutluluğunu yaşıyordum. Oysa ki geçmişin ıslah edilmek istenen mekanların da ne özlemler biriktirmiştik bu mutluluğa. Kapanan her kapı da, doğan her günün şafağında, yapılan her sayımda ve çekilen her sürgüde, dağlara kavuşmanın taşlarını düşüyorduk rüyalarımıza.

Şimdi ise özgürlük yolculuğuna çıkarken, nice bedeni tutsak ama düşüncesi özgür yoldaşları adımızdan bırakarak devam ediyoruz yollara. Fakat yürüdüğümüz her yolda, adımladığımız her patika da, aştığımız her Dol’da ışık hızıyla zaman ve mekanı aşarak ulaşıyoruz onlara. Bu yalnızca anlık bir çoşku, heyecan veya birliktelik değildi. Mesafelerin anlamsız olduğu, duygu ve düşüncenin birlikteliğini yaşayan tarihi bir yaşamdı. Bu yaşam tüm bölünmüşlük, parçalanmışlık ve yalıtılmışlığa rağmen, mesafeleri aşan, kesinleşen özgür Kürtlük ruhunun yanızca dile getirilişiydi, ötesi, umudu, kavgası ve ezgisiydi.

Bizimkisiyle, şimdi nitel ve nicel değişimin kaçınılmaz olduğu bir Dol’un tepesin de zamanı avuçlarımız da tutuyoruz. Hiç bir telaşa yer vermeden duruyoruz öylece. Dünü, bügünü ve yarını yeni bir doğuşun başlangıcı yapıyor, içimiz de bir baharın adım adım yayıldığını seziyor, ruhumuzun çiçeğe durmak üzere kabardığını hissediyoruz. Ve geçmişten geleceğe doğru akan bir yolculuğu tarihe geçirmenin büyük bir heyecanını yüreğimizin derinliklerinde taşıyoruz. Bir daha köle doğmamak için ya da doğup kölece yaşamamak için, bizden öncekiler gibi özgür Kürtlük tarihini kanlarımızla yazacağımızın sözünü içimiz de tekrarlıyor, ve Dol’un doruklarından derinliklerine doğru yol alıyorduk.

Dol’un suyu dur durak bilmeden ayaklarımızın altında geçiyordu. Kim bilebilir ki, belki de Gılgamış’ın arayıp da bulamadığı, ölümsüzlük otuna can veren su buydu. Şimdiler de ise kimilerine zemzem, kimilerine de zehir zıkımdı.

Yaptığımız yolculuğun sonun da ilk durağımıza varıyoruz. Kış üstlenmesine yeni geçen çıkan arkadaşların yanına geçiyor, hiç yabancısı olmadığımız fakat tutsaklık koşullarından dolayı hep uzak kaldığımız yoldaşlarla büyük bir özlem ve sevinçle kucaklaşıyoruz. Bu kucaklaşma, hakkiki yoldaşlığın sıcaklığını iliklerimize kadar hissettiriyordu. Sanki şimdiye kadar yaşadığımız her şey yalanın bir diğer yüzüymüş gibi bize ayna tutuyordu. Çünkü hakikatin ve özgür yaşamın bir yüzü vardı. O da onun için mücadele edenlere ışık tutuyordu. O ışık gerilla yaşamın kendisindi. Ve biz bu ışığı arkadaşların gözlerinin derinliklerin de, zirvelerden kara sevda misali süzülen bakışların da gördükçe, yeni bir doğuşu ve yenilmez bir yaşamı müjdeliyordu bize.

Yazarın diğer yazıları

    None Found