Halkın ferasetine güvenmek ve ev kapısının önüne çıkmak

Kılıçdaroğlu sonunda konuştu. Halk iradesine yapılan darbeye karşı çıktı.

Böylece Akşener dışında tüm muhalefet, özellikle Kürdi partiler, neredeyse istisnasız olarak darbenin karşısında yer aldı.

Darbeyi suçlayan bu partiler şimdilik sadece suçlamayla yetinseler bile, bu suçlamaların, söz konusu partilerin tabanında mutlaka bir etki yapacağından şüphe edilemez. Geçen kayyum darbesi esnasında boğucu “sessizlik” bu defa yerini “konuşmaya” bırakmış, bu konuşmaları dinleyen Türk toplumunda HDP’ye yönelik ön yargılar daha şimdiden zayıflamıştır.

Bu zayıflamanın önemi, eğer öncü, militan bir güç Türk toplumunu eyleme yöneltme amacıyla harekete geçtığı gün, ortaya çıkacak, Fırat’ın Batısında protestolar birbirini izleyecektir.

Buradan hareketle Kılıçdaroğlu’nun darbeye karşı çıkışını olumlu değerlendirmek gerekir.

Gerekir ama, Kılıçdaroğlu “darbeye karşı” çıkarken, bu karşı çıkışının gereği olan “eyleme geçmeye” ne yazık ki, itiraz etmiştir. “Biz sokağa çıkmaya karşıyız, halkın ferasetine güveniyoruz” demiştir.

“Halkın ferasetine güven” duygusuna diyecek sözümüz olamaz. Hatta biz şu anda “halkın ferasetine” kesinlikle güvenmeliyiz.

Çünkü “feraset sahibi halk”, devletin gözlerinin içine bakmış, o gözlerin içinde “seçimli diktatörlükten”, “seçimsiz diktatörlüğe” geçiş kararlılığını partilerden çok daha iyi anlamıştır. “Feraset sahibi halk”, 31 Mart’ta ve 7 Haziran’da gösterdiği “ferasetin” tıpkısını şimdi de göstermiştir: Sandığa oy atma ferasetini göstererek, “seçimli faşizmi” geriletmenin mümkün olduğunu kavradığı gibi, şimdi de “seçimle elde edilen kazanımları” bu defa “seçimle” savunmanın mümkün olmadığını, şu anda yaşanan “darbe”ye bakarak anlamıştır.

Bu defa sandıkları “oylarla” doldurmanın artık işe yaramadığı, sandıkları dolduran oyların tek bir Saray kararıyla çöpe döndüğünü görmüştür.

“Feraset sahibi halk” artık asıl yapılması gerekenin “sandıkları oylarla doldurmak” değil, sokakları, alanları o oyların sahipleriyle doldurmak olduğunu Mardin, Amed ve Van’da ilan etmiştir.

Neden böyle yapmıştır? Çünkü bu halk “feraset sahibidir”. Hayale kapılmamaktadır. Gerçeği görmektedir.

O halde Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi “halkın ferasetine güvenmek” gerekir.

HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, Mardin’de önceki gün yaptığı konuşmada “halkın ferasetine güvendiği” için, halkın gösterdiği yönde konuşmuştur. “Basın toplantılarıyla” yetinmeyeceklerini, Türkiye’nin bütün sokaklarında ve alanlarında “halk direnişini” destekleyeceklerini açıklamış, daha da önemlisi, bu defa “gasp edilen Belediyeleri” halkın yok sayacağını, bu belediyelerin verecekleri selamı almayacağını, selam da vermeyeceğini kamuoyuna duyurmuştur. Halk bu belediyelerden hizmet beklemeyecek, hizmet karşılığı kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyecektir.

Neden? Çünkü halk egemenliğine karşı darbe yapılmıştır. Van Belediye Meclisi’nin “fesh edilmesi”, TBMM’nin “fesh edilmesinin” adımıdır. Faşist rejim, Belediye eşbaşkanlarını “kişisel suçları” nedeniyle tasfiye etmekten, tek bir suçla itham edemediği, aralarında 27 AKP’li Belediye Meclis üyesinin de bulunduğu tüm bir “egemenlik organını” yok etmiştir.

Gidiş HDP’li tüm Belediyelerin gasp edilmesinden, HDP parlamento grubunun dağıtılmasına, HDP’nin fiilen ya da resmen kapatılmasından, CHP’li belediyelerin enkaza dönüştürülmesine ve oradan da zaten kolu kanadı kırılmış TBMM’yi dağıtmaya doğrudur.

Seçimli faşizmde, halkın feraseti sandıkları doldurarak seçimli faşizmi geriletmişti.

Seçimsiz faşizmde bu feraset “sandıkları” değil, sokakları doldurma zorunluluğunu tüm siyasi partilere, tüm seçilmişlere gösterecektir.

Ama denecek ki, rejimin amansız baskısında on kişinin bir araya gelmesi bile mümkün değilken, böyle bir direniş nasıl gerçekleşecek?

Bunun nasıl gerçekleştiğini, üç gündür sokağa tek başına çıkan ve boğazı yırtılırcasına haykıran o anne ve elindeki sopayla dükkan kepenklerinde tek başına gürültü çıkarma eylemi yapan Kürt kadını bize göstermiştir.

Her kapı önü bir eylem alanıdır. Eşikten ayağını sokağa atan her kadın ve erkek, her çocuk ve ihtiyar karşı eve doğru haykırmaya başladığı zaman, o karşıdaki evin sakinleri de kapı önünde haykırmaya başlayacak, ardından tüm sokaktaki evlerin kapı eşiğinden haykırışlar yükselecektir.

Amed’in, Van’ın, Mardin’in birkaç “alanını” yasaklayan devlet, tüm Kürdistan sokaklarında her evin kapısına bir “kirpi”, bir “TOMA”, yüz polis, bin asker yığamayacaktır.

Her ev bir eylem “karargahı” olduğu, her kapı önü bir “eylem alanı” haline geldiği, tüm Kürdistan halkı öyle uzaklara bile gitmeden, evlerinin önünde haykırdığı zaman, bu haykırış rejimin kulaklarını sağırlaştıran bir gök gürültüsüne dönüşecek, ardından binlerce sokaktan şehir merkezlerine halk, seller gibi akacaktır.

Evet. Kılıçdaroğlu’na “alanlara çık” demesem de, “evinin önüne çık ve darbeye karşı haykır…” demeyi düşünüyorum.

Yazarın diğer yazıları