Halkın huzuru dibe vurmuş, CHP huzur hakkı bağışlıyor

Yerel seçimlere altı aydan az zaman var. En heyecanlı tartışmalar “ittifak” konusunda sürüyor. CHP diğerlerine “açıktan”, HDP’ye “el altından” ittifak şirinliği yapıyor.

Elbette her gerçekçi muhalif seçmen, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi Büyükşehirlerin AKP’den alınması için “tabanda ittifak” düşüncesini desteklemekte. Yabana atılacak bir düşünce değil bu. AKP yerel seçimlerde söz konusu belediyeleri kaybederse, ağır bir yara alır.

Doğrudur. Öyle olur.

Olduktan sonra ne olur?

“Ağır yara” Saray’ı öldürmez. Hatta iyice kudurtur. Kaybettiği belediyeleri almak için, Kürdistan’dan farklı yöntemlerle kaybettiklerini yeniden almaya çalışır. Kürdistan’da “kayyım” yönteminden farklı olarak AKP’nin elinden alınacak olan Belediyele karşı Erdoğan ne yapar?

Erdoğan’ın her hangi bir şey yapmasına gerek bile yoktur.

Erdoğan’ın yapmak isteyeceği işi bu Belediyeleri ele geçirebilirse, CHP’nin, İyi Partinin v.s. kendileri yapar. Bunlar Saray’a “milli ve yerli destek” vermekte yarışmaya başlar. O zaman da ha AKP’li belediye, ha CHP’li belediye, fark etmez.

Okur abarttığımı düşünebilir.

Abartma yok. Hakikat var. İşte size “ekonomik krize karşı Saray’a verilen desteğe” küçük bir örnek:

“Türkiye-ABD krizi, Bursa Büyükşehir Belediyesi meclis grup toplantısında da gündeme geldi. İYİ Partili meclis üyelerinin ‘huzur haklarımız hazineye bağışlansın’ teklifi oy birliği ile kabul edildi. Karar sonrası Bursa Büyükşehir Meclisinin 101 üyesi, ortak bir karar alarak 18 bin 526.83 TL’lik oturum ücretlerini hazineye bağışladı.”

Bursa Büyükşehir Belediye Meclisin de AKP’den 16’sı belediye başkanı 71 üye, CHP’den 2’si belediye başkanı 13 üye, MHP’den 8 üye, İYİ Parti’den 6 üye, DP’den 1, Bağımsız 2 olmak üzere toplam 101 üye bulunuyor.

HDP dışında buyurun size bir “milli ve yerli koalisyon”. Hepsi birden can ciğer kuzu dolması gibi “huzur içinde” yaşıyor ve “huzur haklarını” Hazine’ye bağışlıyor. Oybirliği ile…

Hazinenin başında Berat Albayrak. Damat.

Lütfen söyleyin: Bursa Büyükşehir Belediyesi AKP’nin elinde olsa ne olur, CHP’nin elinde olsa ne olur?

Bu durumda CHP’nin Kürt seçmenden destek istemesinin anlamı ne?

“Bize oy verin, biz de Berat Albayrak’a ‘huzur haklarımızla’ destek verelim” diyen bir partinin HDP seçmeninden ittifak desteği istemesi çok sakil bir istek oluyor.

Yarın CHP’nin eline geçecek olan İstanbul Belediye Meclisinde, yine bu İyi Parti bir önerge vererek, “Mehmetçiğin Fırat’ın Doğusunda teröristleri çukurlara gömmesi için maaşlarımızın yarısını Damat Albayrak’a bağışlayalım” demesi karşısında, oybirliği ve alkışlarla bu önergenin kabul edilmeyeceğinden emin olabilir misiniz?

Demek ki, AKP’ye karşı Büyükşehir Belediyelerinin muhalefetin eline geçmesi için ittifaktan söz edenlerin, seçmene Bursa Belediyesinde yapıldığı gibi seçimden sonra Saray’la hiçbir yardımlaşma yapılmayacağına dair teminat vermesi gerekir. İster ekonomik kriz nedeniyle, ister Rojava’ya karşı savaş nedeniyle olsun, “İstanbul Belediyesi faşist rejimin yıkılması için bir mücadele mevzii olacaktır” diye ilan etmesi şarttır.

Bu da yetmez. Seçimde HDP oylarını “HDP bizim müttefikimizdir, yasal bir partidir, AKP meşru değil, HDP meşrudur” demek yerine mırın kırın eden CHP’nin seçimden sonra HDP’li vekillerin dokunulmazlığını kaldırma yönünde oy kullanmayacağından kim, nasıl emin olabilir?

Demek ki ortada bir “güven” sorunu var.

Bu güven sorununu aşmak için “tabanda ittifak” laflarının yanında, CHP’nin resmen HDP’yle bir araya gelmesi, her türlü “teröristlerle ittifak” şantajlarını kararlı bir şekilde geri çevirmesi, radikal bir şekilde süregiden savaşa karşı çıkması, Rojava devrimiyle dayanışma içine girmesi, bütün siyasi rehineler için Genel Af ilan edilmesini savunması gerekir.

Böyle yapılmalıdır ki, bu “tabandan ittifak” Kürt seçmenin oyunu “cebe indirmek”, ardından da “huzur hakkı” adı altında Saray’a vermek kurnazlığına yol açmasın.

“Açıklık, şeffaflık” laflarından geçilmeyen bu dönemde, asıl ittifak meselesinde tam bir açıklığa ve şeffaflığa ihtiyaç var. Parlamentarist hokkabazlığı önlemenin yolu buradan geçiyor.

Seçmene “sandıkta ne yapacağını” söylemek yetmez, sandıktan çıkanların daha sonra ne yapacaklarını dürüst bir şekilde, iki anlama gelmeyecek şekilde seçmenin önünde ifade etmesi gerekir.

Yazarın diğer yazıları