Halk’tan devşirilen millet terörü

Türk halkı kavramını yasaklamadılar. 

Ancak, "Türk Milleti" darbe yaptı.

Bu darbeden sonra da, Millet’in gücü tüm zamanların revaçtaki etkili silahına dönüştü.

Ve son olarak, Bozkurtlar Partisi, MHP’nin başaramadığını gerçekleştirdiler: Millet’i çıldıran bir "Kurt"a dönüştürmek için, ciddi adımlar atıyorlar.

Bunu yapmak için de "Gözyaşı Geceleri" düzenliyorlar.

Gözyaşları, "ölmek üzere olan" bir Millet’i diriltecek.

Merakımı, Türkçeyi iyi bilen Alman bir anne giderdi.

Gecelere katılanlar, çocuklarıyla birlikte geliyorlar.

Perdeye aksettirilen çocuk cesetleri.

Ajitatörler, figan eden annelerine eşlik ediyor ve salondaki yüzlerce insan gözyaşı döküyor.

Çocuklar, suskun, korku içinde annelerinin etekleriyle suratlarını kapatıyorlar.

Saldırıları yapanlar başkaları.

Kurtarıcı olan tek güç" Millet.

"Darbeci"ler gösteriliyor. 

Millet tufana dönüşüyor; darbeciler, Türk Milleti’nin düşmanları yok olup gidiyorlar.

Alman tanışım, korku ve telaş içinde, sanki Berlin’de bir savaş tünelinden çıkmış gibi, baş ağrısı içinde, "Gözyaşı Geceleri"ni terkediyor.

Bana, "milli" tüm duygulardan nefret ettiğini söylemesi gerekmiyordu; nefesini tüketen, ruhunu zehirleyen gözyaşlarının neyi ifade ettiğini anlatan onun oturduğumuz odadaki fiziği varlığıydı.

Anlattıklarından anladığımı aktarayım.

"Sosyal bir birlik" olan Halk, küçük bir "Gözyaşı Geceleri" darbesiyle, üçbin kilometre uzakta, Ankara‘daki "Beyler ve Ruhaniler"in hükmettiği, Millet’e dönüşüyordu.

Tehlike: "Beyler ve ruhaniler"in hükmetmek istedikleri, ırka dayalı bir vizyon için, yaşamlarını feda etmeye hazır, "patlamaya hazır bir insan kütlesi". 

Berlin’den hükmedilen tarihe bakıyor ve Ankara’yla karşılaştırıyorum: 

Alman halkını, Yahudilerin "tehdit" gücü olduğuna ikna etmekle başladılar işe. 

Türkiye’deki resmi söz, "Kürt"ler tehdit ve Türkler’i sırtından hançerleyen güç olarak betimler.

Sonradan Nazi hükmünde ortaya çıkan tabloda: "Ari’ler Yahudi’lere karşı" pankartları asıldı.

Türkiye’de "Geldik yoktunuz JÖH-PÖH" yazan güçler, Kürtler’in Ankara’ya göre "kim" olduklarını tarif etti.

"Alman kanını saf tutunuz!" sloganı Nazilerin, Alman kadınına talimatı olarak tarihe geçti.

Türkiye’de "Ne mutlu Türküm diyene!", Türk olma şansını kullanmayanlara, "yokluk" dayatan üst perdede bir tehdit oldu.

Gürbüz bir "Ari-Alman" çocuğunun fotoğrafının altına yazılan, "Bu yüz, ırkın ruhunu dile getiriyor!" yazdığında iş işten geçmiş; çocuklar, kadınlar, erkekler "Alman Halkı’ndan Ari ırkına" dönüştürülmüşlerdi. 

Türkiye’de: "Ölmüş bir Millet’in dirilişi, Millet’in darbesi" olarak betimlenen son altı aylık sürecin keşfedilen anahtarı, Balkon konuşmaları, Muhtar toplantıları değil; "Gözyaşı Geceleri".

Milyonlarca Kürdistanlı, Arap ve Iraklı annenin gözyaşı dökmesine neden olan Türk askeri ve DAİŞ’in katliamlarını örtbas etmek ve daha çok kan dökülmesine zemin hazırlamak için düzenleniyor "Gözyaşı Geceleri".

Bir de insanlık suçu işleyen o adamın cezalandırılmasının engellenmesi için, var ediliyor "Millet terörü". 

Yazarın diğer yazıları