Hande Fırat’ı Putin meşhur etti

Suriye’de işler her geçen gün daha karmaşık bir hal alıyor. Büyük umutlarla alınan ateşkes kararı fiilen sona erdi. Son gelişmeler mevcut durumu ve geleceği anlamayı zorlaştırıyor.

ABD ve Türkiye’nin desteklediği ÖSO içindeki bazı gruplar, ABD ile aynı cephede savaşmayacaklarını belirterek ÖSO’dan çekildi. Aynı günlerde ABD uçakları Suriye ordusuna ait mevzileri bombaladı, 83 Suriye askeri öldü. 

ABD ve Rusya’nın Kürtlerle askeri alandaki ittifakı ise devam ediyor. Her iki taraftan savaş kurmayları, ilişkilerin ve işbirliğinin devam edeceğini de açıklıyor. Fakat aynı ABD ve Rusya’nın, savaş cephesinde Kürt karşıtı politikalarını düşmanlık düzeyinde sürdüren Türkiye ile ilişkileri de iyi. ABD ve Rusya 15 Temmuz tarihine kadar Suriye’de hesap ve planlama dışı olan Türkiye’yi nasıl oldu da “aktör” haline getirdi?

Türk ordusu nasıl oldu da, hem ABD’nin hem Rusya’nın onayını alarak Suriye topraklarına girdi, Cerablus’u işgal etti? Dahası Suriye, İran ve BM bu işgale neden beklenen tepkiyi göstermedi? 

Bu sorularımızı bir kenarda tutalım ve savaş sahasına bakalım.

Batıda Efrin tarafında YPG/YPJ, Mimbic tarafından ise SDG ve YPG’nin kara savaşında tecrübeli ve dinamik askeri birliklerinin DAİŞ’e ve ÖSO’ya yönelik operasyonları engelleniyor. Bu engelleme ABD ve Rusya’nın ortak politikası sonucu gerçekleşiyor. DAİŞ’e yönelik SDG – YPG/YPJ operasyonlarını Türkiye istemiyor. Çünkü yenilecek ve başarısızlığa uğrayacak bu çeteler, Türkiye’nin sahadaki ortakları ve vekilleri. ABD ve Rusya, Türk devletinin Kürt karşıtlığından kaynaklanan bu çete hassasiyetini dikkate alıyor. 

DAİŞ’e karşı Türk ordusu ve ÖSO çetelerinin, Cerablus’tan sonra El Bab’a doğru ilerlemeleri ve ABD’nin bunu desteklemesi, Rusya’nın suskunluğu, kantonların birleşmesini engellemeye yönelik bir politikadır ve şu an bu politika yürürlüktedir. Bu politikanın, savaşın sonuna kadar sürüp sürmeyeceği savaş sahasındaki gelişmelerle belli olacaktır.

Efrin tarafından YPG/YPJ güçlerinin Mare’ye ve oradan El Bab’a doğru DAİŞ ve ÖSO’ya karşı ilerlemesine de Rusya istekli görünmüyor. Rusya bu tutumu ile uçak düşürme olayından itibaren, Suriye’de politika dışına ittiği Türkiye’yi yeniden oyuna dahil etmiş oluyor. 

Kısacası ABD ve Rusya, sahada aynı cephede yer aldığı Kürtlerin kantonları birleştirmesi yönünde istekli değildir. Savaş sona doğru geldikçe ABD’nin Türk devleti ile Rusya’nın Suriye ile ilişkileri nedeniyle, Kürtlerle ilişkilerde “U” dönüşleri beklemek sürpriz olmaz.

İflas eden Suriye politikası ve savaş sahasındaki askeri yenilgisine rağmen Türkiye, Suriye politikasına nasıl yeniden dahil oldu? 

13 Temmuz günü, istihbarat ve diplomatlardan oluşan bir Rus heyet, Ankara’ya önceden planlanmayan bir ziyaret gerçekleştirdi. Rus heyet, hükümet ve MİT yetkilileri ile uzun süren görüşmeler yaptı. Rus istihbaratı AKP Hükümetine 15 Temmuz’da darbe yapılacağına dair ayrıntılı bilgiler verdi.

Darbe gecesi Erdoğan ve birçok hükümet yetkilisinin Ankara dışında olması, TSK komutanlarının topluca bir düğünde olmaları, TRT yerine CNN Türk televizyonunun aktifleştirilmesi; Hande Fırat’ın olağanüstü hızı ve cesaretle(!) darbe karşıtı bir pozisyon alması, halkın alışılmadık şekilde mobilize olması vs. Rusya’nın bilgilendirmesi ile mümkün olmuştu. 

Putin’in bu darbe girişiminden sonra, “nerede ne olup bittiğini biliyoruz çünkü istihbaratımız var” sözleri basına değil, doğrudan Türk ve ABD yetkililerine söylenmişti.

Rusya’nın sahip olduğu bilgilere ABD de sahipti. Ama ABD bu bilgileri AKP Hükümeti ve MİT ile paylaşmayarak darbeyi izlemeyi tercih etti. Erdoğan ve AKP yetkililerinin dışa vurmaktan kaçınmadıkları ABD öfkesi ve AKP medyasının hala ABD’ye yönelik ağır suçlamaları, Rus istihbaratının 13 Temmuz günü MİT ve AKP Hükümeti ile paylaştığı ve Erdoğan’ı kurtaran bilgilerin sonucudur.

Tayyip Erdoğan’ın uçak olayından sonra Rusya karşısında her türlü tavizi vermeye hazır olduğunu ilan etmesi, Putin’le görüşmeler ve Türk-Rus ilişkilerinde bir hafta içindeki baş döndürücü dönüşler, aynı zamanda ABD ile ilişkileri de aynı düzeyde tahrip eden ve geren bir ilişkiye dönüştü.

Şimdi Rusya bu “iyiliği”ni, Türkiye’yi alabildiğince ABD ekseninden uzaklaştırarak Suriye ve Ortadoğu politikasında yanına çekmek için büyük bir avantaja çevirmiştir. Suriye rejimi ile zaten iyi ilişkiler içinde olan Rusya, İran ile birlikte Türkiye’yi de çekim alanına almıştır.

Türkiye’nin bu alanda kalabilmesi, kendisinin verdiği ve vermeye hazır olduğu her türlü taviz karşılığında, “Kürtler yeni Suriye’de hak sahibi, Rojava’da statü sahibi olmasın” talebine bağlı olacaktır.

ABD ise darbe konusundaki tutumundan dolayı Erdoğan ve AKP’nin tepkilerinin ve Rusya ile geliştirdiği yeni ilişkilerin farkındadır. Darbe öncesi ve darbe gecesi tutumu ve darbenin başarısızlığı sadece darbecilere değil, ABD’ye de fatura edilmiştir. Rusya-Türkiye ilişkileri geliştikçe, ABD-Türkiye ilişkileri de o düzeyde zayıflayacaktır. ABD, bu ilişkilerini yeniden eski düzeyine çekmek için yoğun bir çaba içindedir. 

Rusya ve ABD, Türkiye’nin en çok istediği ve en çok sevineceği “armağanı” biliyor: Kürtlere statü verilmesin, Kürtler Suriye’de eski konumlarında kalsın.”

Şu anda ve şimdilik Rojava’da kantonların birleşmesine savaş cephesindeki askeri sorunlar değil; Türk devletini Suriye’de yeniden “aktör” haline getiren ABD ve Rusya engel olmaktadır. 

Yazarın diğer yazıları