Hangi İslam Gürcü Recebin mi?

Recep Erdoğan, gün boyunca ekmeğine yeşil isot katık etmeyi hayaliyle, uyur-gezer gibi ortalıkta dolanan, sabahları rüyasında domates, soğan, patlıcan yemenin sevinciyle yüzünde donmuş gülücükle uyanan “Mutlu Türk“lerin Sultani reisi olarak, meydanlarda esip gürlüyor.

O şimdi, kendi geleceğinin garantisi için attığı taklaları, bizlere “devletin bekası“ diye sunuyor. Beka diye diye, başkasının yazıp eline verdiği, bir nüshası da konuştuğu platformun dört bir yanına yerleştirilen ekranlara yansıtılan metinleri, kendi fikriyatıymış gibi okuyor.

Oysa okuduğu, ücret mukabilinde siparişi alan yazarın fikri ve bildiğidir. Aklına ne geldi, Allah verdiyse odur yazılanlar.

Onun için yalan, yanlış ve palavra gırla gidiyor, metinlerde. Erdoğan da, hayatında hiç duymadığı insanların adını ve anlamadığı olayları haykırıp duruyordu, meydanlarda.

Olmamışı olmuş, olmuşu olmamış gösteriyor, ardından hayali yatırımları sayıyor, olmayan hastane ve tesislerin hizmet verdiğini haykırıyordu. Gittiği Kürdistan’da ise savaş harcamalarını “yatırım“ diye sayıyordu.

O, Ankara’da oturan metin yazarının hayalhaneden uydurduklarını bağırırken, beride 50 ila 150 lira arasında değişen yevmiye ile şehirden şehre taşınan gezgin miting dinleyicilerinin, canhıraş takdir bağrışma ve alkışları, televizyonların naklen yayın ekranlarını dolduruyordu.

Böylece bakanın, “ne kadar çok çok seviliyor“ diye düşünmesi sağlanıyordu.

Öbür yanda, Erdoğan meydanlarda hayali düşmanlarla savaşıyordu. Baş düşman Kürtler. Ama ek olarak, dünyanın neresinde, mesela Çin’in Uygur bölgesinde, Hint yarımadasının Myanmar köşesi veya Keşmir’de de bir silah patlasa, Yeni Zelanda‘daki olayda olduğu gibi kendine mağduriyet payı çıkarıyor, ortaya fırlıyordu.

Meydanlarda Zelanda katliamcısı Avustralyalı’yı dövüşe çağırıyor, ardından kafadar kalabalıkları kışkırtmak için, dünyanın şaşkın bakışı altında “uyanık olun Haçlı savaşı başladı“ diyordu.

Bu arada, Yeni Zelanda olaylarının temelinde, İslami terör kışkırtıcılığının da etkisi olabileceğini söyleyenlere saldırıyordu:

“Terbiyesize bak, İslam dünyasından kaynaklanan terör diyor!..“

Oysa, İslami terör bir gerçekti. Tarihi de yeni değildi. Peygamberin gözlerini yumduğu gün, “kim ona vekil, yani Halife olacak?“ tartışmaları başlıyor, çekişmeler bazı anlar kılıçların çekilme aşamasına geliyordu. Bu yüzden cenaze yerde kalıyor, üç gün sonra kaldırılabiliyordu. Katılımcıların sayısı da sadece 17 idi.

Henüz Fransız İhtilali çok uzak, onun için “terör“ kavramının adı yok ama, ilk Halife Ebubekir‘den sonrası, İslam‘da terör dönemidir. Ardından gelen üç Halife (Osman, Ömer ve Ali) katledilmişlerdir.

Ali’nin geride kalan ailesinin, İslam adına maruz kaldığı terör ise ürpertici bir vahşet, tarihsel faciadır. Aile köklerinin kurutulması için, yeni doğmuş bebekler bile, Kerbela çölünde kılıçtan geçirildi. Ki onlar, Peygamberin öz torunları Hasan ile Hüseyin’in çocukları, torunlarıydı…

İslam tarihinin bundan sonrası, “hakiki Müslüman“ların kanlı savaş enstantaneleri ve iktidar uğrunda yalanlar, tuzaklar fokurdaması, kanlı entrikalar kazanıdır.

Bugün İslam, haydut çetelerinin soygun, talan ve katliam taarruzlarında teşvik sloganıdır. Din adına Hristiyan gazetecilerin kafasını kesiyor, Sünni ve Êzîdî Kürtler için toplu mezar kazıyor, Êzîdîlerin kadın ve kızlarını tecavüzden sonra, esir pazarlarında satışa çıkarıyorlardı. Kürtlere, ırkçı kinle saldırıyorlardı.

Müttefikleri Türklerle dayanışma gibi bir taktikle, yalnız Suriye ile Irak Kürtlerini hedef almakla kalmıyor, Türk müttefiklerine adeta yardım edercesine bombalı intihar saldırıları düzenliyorlardı. Yani haydutların teröründe sınır yoktu.

Ama, tek bir İslam da yoktur. Ne kadar İslam devleti varsa, o kadar da İslam vardır. Herkesin İslamı, kendi çıkarının meşrebine göre, Suudi Arabistan’ın İslamı kendine göre, İran‘ın, Pakistan‘ın, Mısır ve Ürdün’ün İslamı kendine hastır. Türk rejimi gibi Müslüman Kardeşler (İhvan) teşkilatı yolundaki Sudan’ın diktatörü, Recep Erdoğan‘la “sıkı kardeş“tir.

Kendisi, şu anda Darfur ve Güney Sudan soykırım yaptığı için Birleşmiş Milletlerce aranmaktadır. Ülkesinde hak, hukuk yok, onun emirleri vardır.

Türk devletine gelince, o ana kimliğiyle ezelden beri terör devletidir. Din dahil, hiç bir değer, burada kendisi değildir. Yalnızca AKP’li olan dindardır. Yalancı, hırsız, rüşvetçi, dolandırıcı, zalimlerin şahı olması önemli değildir, kişinin. AKP’li olan herkes doğuştan dindadır.

HDP’ye oy veren 7 milyon Kürt ise dinsiz, imansızdır. Erdoğan rejiminin Sur’da, Şırnak, Cizre’de füzelerle yıkıp molozlarını bile savurduğu onlarca camiyi Kürtler kurşunlamışlardır.

Şu anki reisi Gürcü bir ailenin oğlu ama öldürülen Kürt sayısı ile övünen Türk ıkçısıdır. Bütün dinlerde ve tabii ki İslam’da da ırkçılık, din dışılık, münafıklıktır. Ama Kürtlerin, kendi dilleriyle eğitim görmesi, ibadet etmesi, dükkanına bir tabela asması da yasaktır. Onlar kendi ülkelerinde resmen köle, esir, yerine göre rehinedir. Zindanlar, Kürt esirlerle doludur. Baharın başlangıcı olan şu günlerde, ortalama onlarca Kürt genci tutuklanıyor, her gün…

Erdoğan’ın rejimi ise İslam söylemlidir. sürüklenmektedir, zindanlara. Gerekçe önemli ve gerekli değildir. Onlar doğuştan “terörist“tir, İslam temeline dayalı olduğu söylenen Türk rejiminde. Hangi İslam demeyin. IŞİD İslamı’nın insan kestiği bir yerde, bu da Gürcü Recebin İslamı…

Yazarın diğer yazıları