Hangi nehire akmalı

Erdoğan faşizmi, 31 Mart ve 23 Haziran’da kitlesel dayanağında erezyon başladı. Kitlelerin mücadelesi geliştirilirse bu heyelana dönüştürülebilir.

Erezyon, yalnızca burjuva muhalefetin “hükümet”i kazanma hevesini kamçılamakla kalmadı. Faşizme karşı demokratik özlemleri olan kitlelerde moral yükseltti. Diktatöre seçim kaybettiren kitlelerin moral ve özgüven kazanmaları doğal hakları olduğu gibi mücadeleye katkı da sağlar.

Fakat bir kez daha vurgulayalım ki, kitlelerin, diktatöre karşı 7 Haziran 2015’ten bu yana seçimlerde, başkanlık rejimi için anayasa değişikliğine hayır hareketinde devam eden red tavrını cesaretlendiren asıl etken, diktatörün bitiremediği direniştir.

Büyük çaplı bedeller üzerine dayanan direniş, soykırımcı faşist devlet terörüne, Rojava işgalleri ve Kandil’e saldırı savaşlarına, devrimci hareketi tasfiye saldırılarına karşı sürdü. Ve diktatör ile tetikçileri, ellerindeki devasa militarist aygıtlarına, arkalarındaki kitle desteğine rağmen direnişi bitiremedi.

Demokratik güçler, bilincinde olsunlar veya olmasınlar, bu direnişten güç ve cesaret aldılar. Seçimler ve plebisitte diktatörü red tavrını sürdürdüler.

Bir cümleyle söylersek 1 yıl içinde direniş bitseydi, diktatör burjuva muhalefet partilerini bile kapatır, sendikaları, eğer kendisine biat etmiyorlarsa, kapatmayı denerdi. Seçimlere katılmayı yalnızca müttefiği tetikçilere hak sayardı.

Kürdistan’da kitleler kayyumları tasfiye ederek kitlesel gücünü HDP etrafında yeniden toplarken, özellikle Batı’da, geniş kitleler faşizmi yenmek için “daha risksiz” yollara eğilim göstermeye devam etti.

HDP’nin Batı’daki seçmeni de diktatöre seçim kaybettirmek için bu eğilime katıldı.

Şimdi geniş kitlelerin diktatörlüğe hayır tavrı, yol ayrımında.

Bu tavrı bir şekilde yedekleyen CHP liderliğinde ve içinde/etrafında iflas etmiş/yeniden yaşam belirtisi gösteren burjuva parti ve kliklerin birliği, bunu parlamenter rejime tahvil etmek istiyor.

Bu klik, şimdiye değin utangaçca “normalleşme”yi dile getiriyordu. Fakat yerel seçimlerde diktatöre tepkinin, diktatöre kaybettirme isteğinin kendisinde toplanmasından “cesaret” alarak, “tarafsız cumhurbaşkanı”, “parlamenter rejim isteklerini biraz yükseltebiliyor.

Gerek CHP lideri, 19 Mayıs’ta diktatörün kanatları altında kamuoyuna fotoğraf vermesi, gerek 23 Haziran’ın yükselen ismi İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanımla birlikte çalışacağım” demesi, diktatörü meşru gördüklerini kanıtlıyor ve meşru gösteriyorlar da. Faşist yasaların dışına çıkmadan baskıyı aşacakları sanıyor veya tercih ediyorlar.

Yumuşak geçişin, TÜSİAD ve Batılı emperyalist devletlerin desteği sayesinde sağlanacağını düşünüyorlar. Kürt düşmanı politikalarda diktatöre destek vereceğini ilan eden İyİ Parti de, CHP’yle ittifak içinde parlamentarizme yumuşak geçişte şimdilik anlaşıyor.

Uzlaşma ve demokratik öfkeyi sönümlendirme CHP’nin izleyeceği çizgi.

Diktatör zayıflamasına ve üstten desteğinin azalmasına rağmen diktatör açıklamasını bir kez daha yaptı:

“Ama eski sisteme dönüş yok. Biz o aşamayı geçtik. “(gazeteduvar.com.tr, 05.07.19)

31 Mart’tan hemen sonra “Türkiye ittifakı” lafını edip, MHP’nin itirazı üzerine geri çeken diktatör ,araya çok zaman girmeden “rejim”in/başkanlığa dayanan faşizmin değişmeyeceğini ardarda deklere ediyor.

Diktatör, elindeki fiili ve yasal güç ve yetkiyi kullanarak faşizmini sürdürmeyi esas alırken neye güveniyor?

Birincisi inşa ettiği faşist şeflik rejimini koruyarak iktidarını sürdürmek istiyor.

İkincisi, Kürdistan özgürlük mücadelesini, Rojava Devrimi’ni ve bugünkü kriz koşullarında gelişecek halk hareketlerini bastırma ihtiyacının, egemen sınıfların desteğini yeniden artıracağını hesap ediyor.

Bütün burjuva partileri etrafında toplayacağı “Türkiye ittifakı” yerine Bahçeli-Ergenekon’la ittifakı, faşist şefliği sürdürmeyi tercih ediyor.

İşçi sınıfı ve ezilenlerin Batı’da bir süre “Millet İttifakı”ndan beklenti içinde olmaya devam edeceği sır değil. Fakat bu ittifakın, gerek savaşa karşı barışı, gerek demokratik hak ve özgürlükleri sahiplenmemesi, kuru bir “millet” ve parlamentarizm ajitasyonuyla kendisini sınırlaması, anayasayı diktatörle uzlaşma içinde kendi kendini yetkisizleştirmiş bugünkü parlamentoda hazırlamayı teklif etme çapsızlığı, dahası halkı hareketsiz bırakmak için her türlü imkanı kullanması, beklentinin uzun sürmeyeceğini gösteriyor.

Kitleler hangi nehire akmalı?

Erdoğan faşizmi ve destekçilerine karşı kararlı ve halkların gücünü, özlemlerini, taleplerini harekete geçiren, şimdiye kadarki silahlı direnişe yoldaşlık edecek de olan halkların bağımsız demokratik hareketini geliştirmek, işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci yoludur. Faşizmi kurumlarıyla beraber yenecek ve yıkacak olan tek yol da budur.

Komünist, devrimci, demokratik parti, sendika, kitle örgütleri ve örgütlü olmayan demokratik kitle güçlerini bu yolda şimdiden harekete geçirmeye başlamak doğru olandır. Antifaşist birlikte de kararlı olunmalı.

Vekiller, sosyalistler ve bütün siyasi tutsakların serbest bırakılması, gaspedilen vekillik ve belediyelerin geri verilmesi, halka kurşunla, panzerle saldıranların, katliam yapanların ve başta diktatör olmak üzere saldırı emri verenlerin yargılanması, Suriye, Rojava ve Başur’da işgal güçlerinin geri çekilerek demokratik barış yolunun açılması, işinden ve akademiden OHAL ve diktatörün kararnameleriyle atılanlara görevlerinin geri verilmesi, söz, toplantı, örgütlenme ve eylem önünde engel olan devlet terörü yasasının kaldırılması, asgari ücretin insanca düzeye çıkarılması, işçi atılmasının yasaklanması vb. taleplerle mücadelenin geliştirilmesine başlanabilir.

Başlanmalı, faşizme karşı birlik inşa edilmeli ve programı hazırlanmalı, halklarımızın özlem ve gücü birlikte yaratacağımız bu nehire akmalı.

Yazarın diğer yazıları