Harname: Eşek mektubu Ya da zilletin derin çukuru

‘Kahraman Türk askeri PKK’ye karşı zaferden zafere koşuyor.”

Medya Güney Kürdistan’a karşı girişilen işgal hareketini bu sevinçli başlıklarla duyurmakta.

Ama tam da öyle değil gibi. Buyurun birlikte okuyalım:

Akit Tv’de gerçekleştirilen bir programda, Akit Gazetesi’nin Haber Müdürü Murat Alan kelimesi kelimesine aynen şöyle dedi: “Askerler ve Generaller, Erdoğan’ın arkasında Eşek gibi saf tutuyorlar”.

“Eşek gibi”…

“Erdoğan’ın arkasında…”

“Saf tutuyorlar.”

“Askerler, generaller…”

Neredeyse yarım yüzyıla yakın savaşın en özlü özetidir bu.

Nasıl?

Nasıl olacak? “Eşek gibi…”

İşte bu “eşek gibi saf tutanların” Herekol’da “zafer” kazandığına halk inandırılmak isteniyor. “Eşek gibi saf tutanların zaferi” ile ilgili böğürtüler, naralar “eşek anırtısını” andırıyor.

Derken bu “eşek anırtısı”, gerillanın sızdığı TSK mevzilerinde, Türk savaş uçakları tarafından kendi askerlerinin üstüne savrulan bombaların sesine karışıyor.

Bu anırtıların ve infilakların yaşandığı zirveden silahını kaldırıp atmış, ne yaptığını bilmez hale gelmiş bir asker, yokuş aşağı sendeleyerek kaçıyor.  O kaçıyor ve mevzideki Türk askeri bu silahsız, aklını yitirmiş, korkuyla paniğe kapılmış askeri vuruyor.

Neler oluyor?

“Erdoğan’ın arkasında eşek gibi saf tutan askerler” eşek gibi mi ölüyor?

Bugüne kadar tek bir gerilla komutanı, kollarında yoldaşı şehit düşen tek bir HPG savaşçısı, düşman bildiği TSK askerlerine “eşek gibi” demedi. Ama şimdi bizzat Türk medyası kendi generallerine ve askerlerine “eşek gibi” demekte.

İşte bir ordunun içine yuvarlanabileceği en büyük zillet çukuru budur. Bu çukur generallerinin yarısını, kurmay subaylarının neredeyse yüzde doksanını hapse atmış, Harp Okulu öğrencilerini ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etmiş ordunun uğradığı manevi yenilgiyi bize anlatıyor.

“Peygamber ocağı”, “bekamızın bekçileri”, “kahraman ordu”, “eli kınalı mehmetçik” falan derken, elli yıla yakın Kürde karşı yürüttüğü savaşta çamura saplanan orduya, “eşek gibi Erdoğan’ın arkasında saf tutan ordu” muamelesi yapılıyor.

Boğaz köprüsünde Harbiye öğrencisinin kafasını kesen “dinci-faşistin” kendi ordusuna karşı bu aşağılayıcı tutumu, bilin ki, HPG gerillaları tarafından tiksintiyle karşılanıyor. Çünkü onlar düşmanlarıyla ölümüne çarpışırken, can çekişen askere “eşek gibi geberiyor” demiyor. Savaş can pazarıdır; bu can pazarında kendisine saygısı olanın düşmana da saygısı olmalı. Hatta bu düşman para karşılığında orduya yazılmış, azılı bir Kürt düşmanı olsa bile. Onu öldürmek savaşın kuralıdır, ölü bir askerin karşısında ona “eşek gibi öldü” demek savaşçının şanına yakışmaz.

Siz hiç, Türk askerlerinin yaptığı gibi, vurulmuş bir askerin çıplak cesedine bir gerillanın “mekapları” ile basıp ekranlara poz verdiğini gördünüz mü? Ben görmedim.

Şimdi AKP’nin en dinci yandaşlarının ağzından çıkan şu “eşek gibi” lafı, gerçekte “İslamcı-Türkçü bir ordu” kurmak için elden geleni yapan tüm dinci-faşistlerin gerçek psikolojisini yansıtmakta. Bu gerçeği Akit haber müdürüne yarın gösterilecek en şedid tepki örtemeyecek. Ordunun AKP medyasındaki değeri artık ifade edilmiştir. Elinle yazdığını baltayla sökemezsin. Dilinle söylediğini burnunla silemezsin. Olan oldu. AKP/ MHP rejiminin ordusuna “eşek gibi” dendi.

Şimdi sadede gelelim: “Erdoğan’ın arkasında eşek gibi saf tutan generallerin ve askerlerin” Kürdistan halkına karşı zafer kazanması mümkün mü? Örneğin şu anda, hala karlarla kaplı Hakurkê, Herekol zirvelerindeki mevzilerinde subay ve askerler, “eşek gibi” olduklarını duydukları zaman ne olur sizce? Bu “eşek gibi” lafını duymamak için, gerilla kurşunu ile ölmeye razı olacak çok subay ve asker olduğunu tahmin etmek zor değil. Onlar, dört yanlarından kendilerini kuşatan gerillaların karşısında “bizi eşek gibi bu tuzağa sürdüler” diye düşüneceklerdir.

Belki de bunlardan birisi, Lise Edebiyat dersinden belleğinde kalmış Şeyhi’nin Harname adlı manzumesinden şu beyiti mırıldanacaktır:

“Bir eşek var idi zâif ü nizâr

Yük elinde katı şikeste vü zâr”.

Quto, bu kadar “eşek” lafına sanırım sinirlendi.

“Veysi abe, dedi, eşeğimiz karakaçan, dinime imanıma Qırıx abemin ardında saf tutmaya razı gelmiy, çünkü  o yolu biliy, ben bir keresinde eşeğımızın abeme ‘ben yolu biliyem, sen kendini yolda kaybetmeyesin’ dediğini duymuşem…”

“Allah Allah, dedim, demek ki Kürdün eşeği Türkün general ve askerleri gibi onun bunun ardında saf tutmuyor, öyle mi?”

“Ne sandın Veysi abe” dedi ve geldiği gibi ortadan kayboldu.

Çok uzaklardan bir eşek tatlı tatlı anırıyordu.

Kimbilir neler ve neler diyordu.

Yazarın diğer yazıları